20071101

festival gibi

Uzun süre önce, tanıdık isimler görebilmek umuduyla akbank caz festivalinde bugüne kadar çıkmış isimlere göz atmıştım ve notlarımı bir kenara almıştım. Bu notlarımı derleyip paylaşacağım bu yazıyı yazarken aklımda olanları özetlemek gerekirse: bir: Kaçırdığım ve sevdiğim isimler bir daha gelseler de izlesem. artık isimlerini gördüğüm zaman heyecanlanacağım kesin. iki: Umarım ileri günlerde de etkinliklerde tanıdık isimleri -bolca- görebilirim. üç: Cazdaki chill-out ve elektronik tınılarının paylaşıldığı etkinlikler desteklenmeli ve her yıl daha da artmalı:)... dört: bu seneki caz festivali reklamı oldukça hoşuma gitmişti:) blogum renklensin, siz de festival havasını tadın azıcık:



2006, 16. akbank caz festivali:
Alice Russell
Plak Şirketi: Tru Thoughts
Quantic Soul Orchestra'nın ana vokali, zenci ses rengine sahip olduğu söylenebilecek İngiliz bir kadın. Soul-caz müzikle dans öğelerini birleştiren pek çok kayıtta kendisini duyabilirsiniz. İlk albümü, diğer sanatçılarla beraber yaptığı çalışmaların bazılarını derlenmiş olduğu "Under The Munka Moon" idi, sonrasında "My Favourite Letters" isimli, kendi şarkılarından oluşturduğu albümü çıktı. Az önce Tru Thoughts'un sitesinden öğrendim ki, artık Tru Thoughts'ta yer almıyormuş Alice Russell. nerede olursa olsun takip edicem sonuçta, yeni şarkılarda da sesini duyabileyim de:)

2005, 15. akbank caz festivali
Flanger
Plak Şirketi: Bir dönem Ninja Tune'daydılar. Son kayıtları Nonplace'den çıkmış.
Kayıtlarını dinlerken, amaçlarının sınırları zorlamak olduğunu anladığım bir gruptu. Tekrardan uzak kalmayı, organik ve kompleks bir müzik yapmayı hedefliyorlardı sanırım. Midnight Sound isimli albümleriyle güzel bir giriş yapabilrsiniz bu gruba. Ya da Nuclear Jazz ile (Templates ve Midnight Sound'un yeniden master edilmiş hallerini bir araya getirmişler bu albümde). Canlı enstrümantasyonlarla birlikte, izlemek şarttı:)

Tosca
Önümüzdeki hafta canlı canlı dinleyeceğim isim kendileri:) Heyecan gittikçe tırmanıyor. Konser sonrasında izlenimlerimi aktarıcam mutlaka, o yüzden şimdilik kısa keseyim.

2004, 14. akbank caz festivali
Jazzanova
Derlemelerini yeni yeni takip etmeye başladım. Oldukça ünlüler ve bir DJ karması olarak tanımlanıyorlar. Prodüksiyonlarıyla, chillout ve nu-jazz denildiğinde akla gelen ilk isimlerden Jazzanova. şu ana kadar katkıda bulundukları albümlerden en çok hoşuma giden albümler, Secret Love 1 ve 2 oldu, biraz da folk esintileri sebebiyle:)

2001, 11. akbank caz festivali
Wibutee
Çok başarılı bulduğum bir isim. Çoğunlukla future jazz diye taglemişler nedense:) Demin bahsettiğim Flanger'ın deneyselliğini çoğunlukla kaybetmeden, daha rahat dinlenilebilir bir müzik yaptıklarını söyleyebilirim. Bir de aynı festivalde Erik Truffaz da yer almış. Son kayıtları oldukça geniş bir yelpaze içerisinde bence, ve modernleşmiş halini merak edenlere, son 2-3 albümünü öneririm.

1992, 2. akbank caz festivali
Cassandra Wilson
Delta blues etkileriyle müziğini yapan bir isim. 1993 yılında çıkmış olan ve yeniden yorumladığı şarkılardan oluşan "Blue Light Til Dawn" albümünü bu ismi merak edenlere öneririm. Sakinleştirici, ama hafif hüzünlü, komplo teorileriyle kafanızın karıştığı yaz akşamlarına bire bir :) biraz kişisel oldu son tanım, neyse:)

ve günümüze dönelim, 17. akbank caz festivali:
Nostalgia 77 Octet
Plak şirketi: Tru Thoughts
Bu sene, Tru Thoughts'un önemli isimlerinden biri daha, ülkemizde konser vermiş oldu:) Haklarında biraz daha bilgi verebilmeyi isterdim :(

Bu kadar Tru Thoughts esintisi görünce, merak ettim esintinin kaynağı nedir ve araştırdım: Tru Thoughts'un Türkiye temsilcisi A.k.Müzik'miş. Alice Russell, Nostalgia 77 Octet ve şirket içinde yer alan sanatçılardan karma şarkıların yer aldığı Shapes derlemelerini Türkiye'ye getirmişler. G-Stone'un da temsilciğini almışlar (bknz Urbs, dinlemeniz önerilir. Tosca'nın bazı albümleri de listelerinde görünüyor.)

A.k.Müzik'te dikkatimi çeken bir diğer albüm ise İstanbul Lounge 102'nin çıkarmış olduğu derleme albüm. Basın tanıtımdan: "Soul Seduction bünyesindeki Mole, Couch Records, Dope Noir G-Stone, Opets Club, Swirl Sunshine, Tru Thoughts, Ecco Chamber gibi firmaların yayınladığı ambient, chill out, dub, trip-hop, nu jazz, deep house, broken house ve world müzik tarzlarındaki hepsi birbirinden çok ses getirmiş parçaları Can Tanca, dünyanın önde gelen radyolarına eşdeğerde teknik olanaklara sahip Lounge FM Stüdyolarında derledi."

Son olarak bir isim daha önereyim: nu-jazz'in öncülerinden olarak anılan Bugge Wesseltoft'u keşfettim geçenlerde (açık radyo sayesinde, ki bu başka bir yazının konusu olur umarım:) ). Enstrümanların ön planda kalabildiği bir müzik yapıyor bence Bugge Wesseltoft, Cinematic Orchestra'nın önceki dönemleri kadar sürükleyemiyor belki beni, ama bakış açısı, pek çok yeni ismi derinden etkilemiş olmalı.

Keşke daha fazlasını da paylaşabilsem bu yazıda, malum aralarım uzun oluyor :) Dilediğim kadar bilgi verememiş olsam da, isimleri yeni tanıyanları meraklandırabildiysem, ne mutlu bana.

20070909

Tilen : Polonya'dan sesler

Beğendiğim amatör ruhlu çalışmaları paylaşmaya devam ediyorum haftalardır aklımda olan bir isimle: Tilen.

Tilen, last.fm dahilindeki bir forumda, kişisel çalışmalarını tanıtmaya çalışırken gözüme takılmıştı. Jazz-elektronika kategorisinde dikkat çekmeye çalışıyordu, hayırlısı diyip kayıtlarını indirdim, siz de gönül rahatlığıyla indirebilirsiniz last.fm sayfasından:) Last.fm profilinde Special Necessary Requirement başlığında toparlamış 9 adet kayıdını.

Müziği hakkında da 1-2 ufak izlenimimi aktarayım. Öncelikle stilini orjinal buldum, zaten öyle olmazsa burada sizlere önermem:p Bu 9 adet kayıt, genelde paralel şekilde işliyor, şarkılar da sabit bir yolda, ilginç resimler yakalamak üzerine diye bir tanımlama yapabilirim. Amatör birisi olmasına rağmen kullandığı bazı teknikleri çözebilmiş de değilim. Doğal seslerle yapay sesler arasında takılıp kalıyorsunuz. Kayıtlarda da ses seviyesi biraz düşük olmuş, basit bir compressor kullanmanız mümkünse müzik çalarınızda, kullanabilirsiniz, ya da sesi birazcık açıverin:)

Öncelikle önereceğim şarkıları Back To Black, Szczyrk, Respond To Light ve Interdite Aux Chiens olur. Tavsiyem baştan sona 9 kaydı dinlemeniz, sonrasında bu bahsettiğim şarkıları 2-3 kere daha dinlemeniz. Bence dinlediğinize sevineceksiniz ve yurtdışında tamamen amatör işler nasıl oluyormuş, müziğe nasıl yaklaşılıyormuş iyi bir fikir edinmiş olacaksınız.

Müziğini beğendiğimi ve bir şekilde müziğini yaymaya çalışacağımı iletmek üzere Tilen'le iletişime geçtiğimde kafama takılan bir soruyu daha sormuştum: Neden sadece last.fm'de yer alıyordu müzikleri? myspace sayfasını bulamamıştım, başka hiçbir yerde kendisine referans da görememiştim. Nedeni, kendini henüz müzikte yeni olarak görmesi ve Myspace'in kullanışlılığı hakkında soru işaretleri taşımasıymış. Bir konuda haklı bence, o da myspace'in oldukça kullanışsız olması:D Gereğinden fazla önemseniyor bence, kullanıcı profili ve tasarımı bu kadar kötüyken hem de.

Son olarak, sitemde artık bir web tracker yer aldığından dolayı, sitemi ziyaret edenlerin profilini çok daha rahat gözlemleyebilyorum. Oldukça hoşuma giden bilgiler edindim tracker sayesinde. ekşisözlük'ten siteme şu anda 2 referans bulunmakta, ilki Korhan Kaya hakkında yazdığım ön inceleme yazısına. Bu şekilde referanslanmış olmak sessizmelodi'nin pek de "sessiz" kalmayacağına olan inancımı arttırıyor. Bu fırsatla, blogumu beğenen, takip eden herkese:

Selamlar!

(Uzunca süre taslak halinde durmuş bu yazıya son halini verdiğim şu saatlerde, bir bilgi daha edindim, sessizmelodi'yi bağlayacak bir bilgi: Tosca, 17 Kasım'da Saklıkent'te olacakmış. 1-2 hafta içerisinde haberin kesinleşmesini merakla bekliyor olacağım, şimdilik resmi site g-stoned'dan ya da google'dan doğrulamak mümkün değil.)

20070821

Sinematik bir orkestra, sinemayla buluşunca...

Bu blogu takip ediyorsanız, The Cinematic Orchestra'nın büyük hayranlarından birisi olduğumu da biliyor olmalısınız, The Man With A Movie Camera isimli albümü çok sevdiğimi de (bundan bahsetmemiş olabilirm belki, ama last.fm profilime göre en çok dinlediğim albümlerden birisiymiş.) Bu albümün, aynı isimle 1929 yılında çekilmiş bir filmin "yeni" bir soundtrack'i olması, dikkatimi hemen bu eski filme yönlendirmeme neden oldu. Bu filmi izlemem, geçtiğimiz perşembe günü gerçekleşti. Şimdi ayrıntılar:

"Dikkat: Bu film gerçek olayların sinema diliyle paylaşımında bir deneydir... Bu çalışma, edebiyat ve tiyatrodan tamamen ayrılma temeline yerleşmiş, gerçek evrensel bir sinema dili yaratma amacındadır." Film, bu cümlelerle başlıyor. Yılların etkisinin görüntülere yansıması ilk saniyeden kendini belli ediyor. Albümü tanıyan ve filmdeki konseptten az çok haberi olan birisi olarak, heyecanla deneyin başlamasını bekliyorum. Sessizlik eşliğinde eski bir sinema salonunun bir filme hazırlanmaya başladığı görüntülerden sonra, orkestra çalmaya başlıyor. Salondaki yüzlerce seyircinin gözü perdede.

Film, 1920'li yıllarda Ukrayna ve diğer Sovyet şehirlerindeki günlük yaşam üzerine kurulu. Tek oyuncu, gerçek yaşam. En başta, görüntüler biraz kopuk gitse de, sonra içlerindeki uyumu yakalamaya başladıkça film oldukça keyif vermeye başlıyor. Şahsen, şehirleri izlemek çok büyük bir keyifti. Şehirden, çalışma hayatından, spordan, eğlence hayatından, sanayiden görüntülerle bir dönem belgeleniyor filmle. Zaman zaman yönetmenin görüntüleri yakalamak için ne özverilerde, nasıl ortamlarda bulunduğunu da başka bir kamerayla yakalamışlar, yapılanları gördükçe ürüne olan saygınız artıyor. Unutmayın, yıl 1929. O dönemki ekipmanlar, teknikler emekleme dönemi ürünleri olmalı. Yollarda veya raylarda yere yerleştirmiş olduğu kameralar, hareket halindeki arabalardan ya da bir trenin dışında tren hareket halindeyken yaptığı çekimler, hepsi bu deneyselliğini ortaya koyuyor. Açılarda, kurgularda da yeniliklerin peşinden gitmiş bir deney bu. Sinemayla ilgisi çok sınırlı olan birisini bile etkilediyse bu film, sinema düşkünlerini nasıl etkiler bilemeyeceğim:) Bence mutlaka filmi bulun, izleyin. Film sonlarına yaklaştıkça, beğeninizin de artacağına emin olabilirsiniz.

Şimdiye kadar hep görüntüler, yani 1929 yılı üzerinde durdum. Sıra 2002 yılına geldi, yani film için the Cinematic Orchestra'nın yazmış olduğu müzik. Filmi izlemiş birisi olarak, artık albüm benim için apayrı bir yerde olacaktır. Filmde müziğin başladığı ilk andan son ana kadar eşlik eden tüm müzikler, (filmde kullanılmış 2 remix haricinde diye hatırlıyorum) albümde yer alıyor, filmde yer aldığı sırayla. Filmde o sahnede işlenmiş temalarla müzikteki groove'un (Türkçesini bilen varsa yorum kısmına beklerim) eşleşmesi gerçekten çok başarılı. Grubun "canlı" ve jazımsı havası, sizi nasıl oluyorsa günümüzde hissettirmiyor filmi izlerken. Daha elektronikleşen remixler ise hızlı sahnelerde çok iyi kullanılmış, ritminizi kontrol edebiliyor. Albümü dinlerken pek bir yere oturtamadığım "The Animated Tripod", filmde oldukça gülümsememe neden oldu. Mekanik bir aletten çıkan bipleme sesleriyle oluşturulmuş bu kayıt, cidden bir tripod'u anlatıyormuş :)

Bu yazıyı yazarken fon müziğim ne miydi? The Cinematic Orhestra'nın Barbican'da gerçekleştirdiği bir konser. Bu konseri bulduğum için çok şanslıyım, ve dinlediğim için çok mutlu:)

20070820

Amen "Break"

Az önce gördüklerimle, duyduklarımla müziği daha farklı bir seviyeden tecrübe etmem artık mümkün. Bir kültürle, tarihle yakınlaşma hissiyle beraber üstelik. Bu yazı yazılırken, 6 saniyelik bir davul solosu yüzlerce kez çalmış olacak, ve sanırım hiç sıkılmayacağım.

Wikipedia'da dolaşırken, "Amen Break" başlığına girmem bu güzel deneyimin başlangıcıydı. Amen Break, 1969 yılında sürülmüş bir funk/soul plağının B-Side'ında yer alan Amen Brother şarkısındaki 6 saniyelik bir break-beat'e verilmiş isim. Özel bir isimle anılmasının sebebi basit aslında: Müzikte, kültürde yeni dönemlerin başlamasında çok önemli bir yere sahipmiş. Hip-hop başta olmak üzere örneklerle oluşturulmuş elektronik müziğin karakteristiklerinden birisi olmuş Amen Break.

Youtube'da Amen Break'in önemi ve tarihçesi hakkında çok hoş bir video buldum. Bloguma video, resim koyma taraftarı olmasam da (ilgilenen girsin bulsun, her şey elimizin altında zaten) bu sefer durum farklı, gözden kaçmasına izin vermem:)




Bu 6 saniyeyi bu kadar önemli yapan şeyler, oldukça hoş groove'u ve davul kaydının net olarak örneklenebilmesi bence. Tabii oldukça eski bir plak olması, o dönemdeki çiğ kayıt yöntemleri ve bunların beraberinde getirdiği kendine has ses kalitesi de önemli bence. Youtube videosunu izlerken, hangi türlere nasıl ilham kaynağı olduğunu anlayabilirsiniz.

Videoda değinilen diğer konu da telif hakkı. Bence örnekleme (sampling), eski ürünlerden yeni ürün yaratma sanatı olarak algılanmalı en başta, çünkü bir ses kaydıyla da yapılabilecek sınırsız deney, seslerin çekilebilecği sınırsız yer var. Oysa telif hakkı kanunları, geçmişe de uzanacak şekilde, herhangi bir örneklemeyi kısıtlayacak şekilde ilerliyormuş. Bir kayıttan 1 saniyeyi örneklemek için, pek çok yerden izin alma gerekliliği, videoda da belirtildiği üzere, çok fazla baskı yaratacağından, yeniliklerin ve alt kültürlerin gelişmesini engelleyen sonuçlar doğuracaktır.

Şimdilik Amen Break hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Bu 6 saniyeye ulaşabileceğiniz bir diğer adres de şu şekilde:
http://freesound.iua.upf.edu/samplesViewSingle.php?id=24940

Döngüyü başlatın:)

20070815

Boards Of Canada: Zaman ve Uzay

Burada Boards of Canada grubunu tanıtmaya çalışmayacağım, BoC ile ilgili birkaç siteyi not etmemle birlikte bu yazı sona erecek.

http://www.warprecords.com/dayvancowboy/
[ Boards Of Canada'nın ilk (ve sanırım tek) resmi videosuna ulaşmak için. 31,332 yükseklikten atlamak nasıl olur?

http://fredd-e.narfum.org/boc/interviews/
[ hepsi çok değerli. bence.

] ]

20070811

Beklenmeyen bir müzik: Korhan Kaya.

IDM/glitch/electronic ve benzeri türlerde araştırmamı sürdürürken, önerilen bir Türk müzisyen çıktı karşıma: Korhan Kaya. Ufak bir google sorgusundan sonra, son derece hoş bir görsel tasarıma sahip olan internet sitesini buldum: 2ka.org Site daha çok kişisel projelerini tanıtmak üzere oluşturulmuş. Projeleri incelediğimde, şarkı kayıtlarının yanı sıra, programlama/ mühendislik projeleri de dikkatimi çekti. Ben zaten hep derim mühendislik mantığı elektronik müzikte çok faydalıdır diye :) Bu özelliğiyle, dıştan edindiğim izlenimin beraberindeki heyecanım artmış oldu. Türk isimlere hep biraz negatif önyargıyla yaklaşan birisi olmama rağmen, bu sefer sağlam kayıtlar dinleyeceğimden emindim.

Günümün sonlanmaya hazırlandığı saatlerde müziklerine ulaşmış olmam nedeniyle, sadece bir şarkısını indirip dinleyebildim yatmadan önce. İsmi Halbert'di, Inconvinium Anywhere albümün pre-release'inin ilk parçası. Lead synth'in baskın tutulduğu şarkıda, abstract ritmleri aramıştı kulağım. Kendisine referans bulduğum yerlerde, "müziğindeki matematiğe" hayranlık da dile getirilmişti. Melodideki matematiğe, güçlü ritm yapılarının de eşlik ettiğini hayal ediyordum o şarkıyı dinlerken (ama bu demek değildi ki şarkıda eksiklik vardı. sadece kişisel bir deneyim olarak düşünün benimkisini.) . Ertesi gün albümün tümünü indirip baştan sona dinleyince, aradıklarımı buldum ve kendisine hayranlığım arttı. Kişisel çalışmalarla böyle profesyonel sonuçlar çıkartıp, bunu da herkesin ulaşabileceği şekilde paylaşmak... Beni her zama etkilemiştir :)

Ürettiği müziği tanımlamayı Korhan Kaya'nın sözlerine bırakıyorum:

"glitchy ambientic coding organism" ( kendisinden bahsediyor olmalı:) )

myspace profilinde yer alan tür bilgisi: idm/electronica

şarkı dip notlarında, şarkıları/albümler için şu ifadeleri de kullanmış örneğin:
Ambient | Fusion | Easy Listening
IDM | Ambient Electronica | Glitch | Electro-Folk | Minimal Techno
Inconvinium Anywhere için: "strong electronic elements with sharp beats and dense harmonic construction".


Jeskola Buzz isimli yazılım da yoğun bir kullanıcısı gibi görünüyor. Ben de elimi atmalıyım bir ara o yazılıma kesinlikle:) Şarkılarında kurduğu modellerin bir kısmını da sitesinden görebiliyorsunuz basit bir şekilde. Pek çok soft syth yazılımını da generator olarak kullanmakta. Glitch için de kendi drum setlerini üretiyor gördüğüm. Buna rağmen, hissedebildiğim kadarıyla müziği sampling üzerine kurulu değil. Bahsettiği yazılımları takibe almış durumdayım :)

Demoscene için amiga ve benzeri konsollarda müzik ürettmişbir dönem. Şu anda, o dönemden edindiği tecrübeleri kullandığına hiç şüpe yok. Ayrıca sanatsal bir ürün/stil ortaya koyma yolunda da demosceneden çok etkilendiği belli.

Hazır sanatsal yaklaşım demişken. "Audio-visual" kavramıyla da içli dışlı görünüyor. Canlı performanslarda canlı video/ses miksleri üretmek konusunda beraber çalıştığı bir ekip (artificialeyes.tv) de mevcut. Ekip, dünya karması. Evet, kesinlikle gıpta ediyorum kendisine.

Daha bu isimle ilgili çok keşfedilecek şeyin olduğu kesin. Şimdi dinlediğim piyano üzerine kurulmuş Fields albümünün prerelease'i mesela.

Korhan Kaya, ürrettiği işler için kesinlikle tebrikleri hak ediyor. Bir şekilde mutlaka sitesine girmenizi, kayıtlarını indirmenizi, bu ismi tanımanızı öneriyorum. Uzunca bir süre blogumla ilgilenememişliğin verdiği sıkıntıdan da, güzel bir iş çıkardığıma inanarak, kurtulmuş bulunuyorum.

20070725

Trip-hop hakkında ufak bir yazı

Bir ortamda trip-hopla ilgili bir yazışma sırasında Massive Attack ve Portishead gibi gruplar göklere çıkartılırken, diğerlerinin o yükseklere erişemediği söylenmişti. Bazı çok sevdiğim grupları göz önüne alarak, onaylamadığım noktalar bulmuş ve fikirlerimi paylaşmak istemiştim. Yazı -içeriği nedeniyle- sessizmelodi'ye de buyursun bakalım:

---------------

Her yerde bu iki grubun "öncüler" oldukları yazsa da, hepimiz kendilerinin bu sıfatı kabul etmediklerini biliyoruz. Ürünlerine yaklaşımlarıydı belki de onları farklı kılan, yoksa temel teknikler uzunca bir süredir oradaydı (bu yüzden reddettiler yeni tür tanımını). Kent yaşamının şekillendirdiği hikayeleri soyut enstrümanlar ve anlatımlar üzerine kurmaktan çekinmiyorlardı. Bu iki grubu ele alırsak, aralarındaki fark detaylardan çok daha ön planda, şarkıdan şarkıya göre bile değişebiliyor. Ben türle ilk yakınlaşmalarım sırasında farklı triphopcuların yaptıkları işleri dinlerken "bunlar nasıl aynı türe dahil edilebilmiş" diyordum (dinledikçe ve yöntemleri anladıkça cevaplarımı üretmeye başladım, ancak bu türde olduğu söylenen sonuçların oldukça geniş bir yelpazeye yayılacağı fikrim de değişmedi.) Sonuçta, trip-hop denilen şeyin nerede başlayıp nerede bittiği, daha örnekler ortaya çıkarken bile bulanıktı (benim şimdilik anladığım kadarıyla). Hangi yöntemden ne kadar katılacağı, sesin hangi yönlere çekileceği, vokalin ve sözlerin müzikteki yeri işaretlenemiyor. Bristol bile birleştiremiyor türü:)

Gelinen noktada benzer yaklaşımların farklı gruplar tarafından da gösterildiği ve trip-hop sıfatının dinleyenler ve müzik yapanlar tarafından genişletildiği bir gerçek. Özellikle müziği etiketleyenler olarak bizler, bazı terimleri çok seviyoruz :) Müzik yapanlar da kendi etiketlerini bir yerlerden kopyalayıp ona sarınma ihtiyacı duydukları sürece diğerleri kadar başarılı olmaları zor. Neyse ki, bunu gerçekleştirme amacında olmayan çok iyi başka isimler de var, kendi etiketlerini kendileri oluşturuyorlar. Eğer bir gruba çok fazla takıldıysan, diğer örnekleri ona göre değerlendirmek, bu yüzden en hafif deyimiyle haksızlık etmek olur. Kıyaslamadan dinlemek gerekir, özellikle trip-hop gibi türleri :)

-Bir de türler ve yöntemler arası karşılaştırma ve ezme çalışmaları yapanlara neler diyeceğimi tahmin edin:)

20070628

Ninja Tune

Böyle bir plak şirketiyle karşılaşacağımı ve bir plak şirketinin beni bu kadar değiştireceğini hiç tahmin etmezdim!

Her şey The Cinematic Orchestra'yla başladı. (başka bir yazıda kendilerinden bahsedeceğim. Kısaca, Ninja Tune'dan çıkan bir grup.) Sonra, internette gördüğüm Ninja Tune hayranı insanlar, yazılar, "kimdir bunlar, neler yaparlar" sorularını getirdi. Yavaş yavaş kataloglarını dinlerken, araştırırken, müziklerinde kaybolurken ben de büyük bir takipçileri, hayranları haline geldim.

Bağımsız bir plak şirketi Ninja Tune. Müziğin kök noktalarından biri olan İngiltere'de 1991 yılında kurulmuş, genişlemiş ve artık kendi ismiyle anılacak bir müzik türü tanımlamış! Wikipedia'da şirketin ağırlık verdiği türlere örnek olarak electronic, abstract hip-hop, instrumental hip hop, nu jazz, drum& bass ve chillout verilmiş. Dinledikçe, aslında bu tanımın da üzerine çıkan bir şirket olduğunu anlıyorsunuz. İçinde yer alan sanatçıların pek çoğu, kendi türlerini oluşturabiliyor. Bazıları yoğun bir trip ağırlığı katıyor, zaman zaman downtemponun en iyi anlarını yaşarken, zaman zaman breakler, big-beatlerle bir nevi ritm savaşının içinde buluyorsunuz kendinizi. Günün her zamanına, yaratmak istediğiniz her ortama uygun bir albümü, sanatçıyı ya da şarkıyı mutlaka buluyorsunuz.

Coldcut'ın önderliğinde, Dj Food, 9 Lazy 9, Funki Porcini gibi isimlerle yola koyulan bu şirket, gün geçtikçe şirkette ön plana çıkabilecek kadar iyi işler üreten pek çok yeni isimle beraber yoluna devam ediyor. Zaman geçtikçe, bu yeni isimler, temel isimler haline geliyor. Örnek olarak Amon Tobin, The Cinematic Orchestra, Bonobo, Mr. Scruff gibi isimleri verebilirim. Bence bu ve benzeri detaylar Ninja Tune'u daha önemli ve sıradışı yapıyor.

Solid Steel:
1988 yılında bir radyoda başlayan "solid steel" programları, şu anda ninja tune'daki en önemli mix albümlerini barındıran başlıklardan. Çoğunlukla Ninja Tune dahilindeki DJ'lerin gerçekleştirdiği bu yayınlara, zaman zaman konuk isimler de dahil oluyor (Four Tet mesela :) ). Amon Tobin'in farklı teknik ekipmanlarla gerçekleştirdiği canlı performansın albümü bence mutlaka dinlenmeli, biraz sert, her zamanki gibi derin, içten içe karanlık. Serinin diğer album sürümleri de oldukça sürükleyici. Çoğunlukla yoğun improvize kısımlar da dahil oluyor kayıtlara. Chill-out, downtempo, hip-hop, ejazz, break, drum&bass, dj mix albumlerini, biraz sizi hareketlendirecek groovelarla bekliyorsanız, seriden çıkan albümlere, radyo programlarına mutlaka bir göz atmanızı öneririm. Kendinize göre sesler bulacaksınız mutlaka.

Türkiye'de Ninja Tune'un durumu üzerine de araştırma yapmaya çalıştım. Bulduklarım arasında şu ana kadar dikkatimi çeken en ilginci, İstanbul'daki Dinamo FM'de, Solid Steel yayınlarına yer verilmesi! Böylece, ülkemizde bu tarz yayın yapan ciddi kurumların da olduğunu görmüş oldum. Domino FM'deki DJ listesindeki Türk isimler, bu isimlerin ilgilendiği türler oldukça hoşuma gitti. Bu DJ'lerin yurtdışıyla sıkı bağlantıda olduklarını görünce, aslında şaşırmamam gerekirdi:) çünkü ne yazık ki bu türleri Türkiye'den takip edebilmek için imkanlarınızı zorlamanız ve yenilikleri aramanız gerekiyor.

Diğer ilginç bulduğum konu da, Ninja Tune severlerimizin biraz bol olabildiği zaman zaman. Last.Fm'deki Ninja Tune grubundaki üye oranı incelediğimde, Türkiye nispeten üst sıralarda yer alıyordu. Myspace'deki birkaç amatör rock grubunun arkadaş listesinde bile karşılaştım Ninja Tune'la. Açık konuşmak gerekirse, bunun gösteriş merakımızın sonucu olduğunu düşünüyorum. Ninja Tune'u yakından takip etmek için aylara, anlamak için yıllara ihtiyaç duyulur. Çoğunlukla 1-2 isim, 1-2 albümle, hatta ve hatta şarkıyla sanatçının fanı oluyoruz ne yazık ki. Hele hele bu kişiler ana akımlardan değilse, fanları olmamak gibi seçeneğimiz nerdeyse yok.

Şirketin Türkiye'deki temsilcisinin Kod Müzik olduğunu okumuştum. İstek üzerine, online sipariş yoluyla getiriyor olabilirler albümleri, kodmuzik sitesi içerik olarak çok zayıftı. Belki yıllar sonra, herhangi bir müzik markette Ninja Tune'dan çıkan bir albümü gördüğüm an, geniş kitlelerin sağlam prodüksiyonlar, güzel müzikler dinleyebileceğine, bunun sonucunda müzik yapanların da yenilikler üretebileceğine olan inancım artacaktır.

Resmi web siteleri:
www.ninjatune.net
www.myspace.com/ninjatune

En önemli fan sitesi:
www.ninja-obsession.net

Ninja Tune maceramda uzun bir yolun ortasında görüyorum kendimi, Ninja Tune'dan çıkan çoğu albümü, önemli grubu keyifle dinlemiş olsam bile, ilerki günlerde müziklerine olan takdirimin artacağından şüphe duymuyorum.

Ninja'ların çoğalması dileğiyle :)

20070617

Brooklyn Funk Essentials Vişnelik Konseri

Tarih 17 Haziran 2007. Unutulmaması gereken bir konsere tanıklık ettiğim gün. sessizmelodi, bundan böyle -güzel- konser anılarıma da ev sahipliği yapacak, hayırlısıyla başlıyorum.

Sadece tanıtımlardan biliyordum Brooklyn Funk Essentials'ı. Uluslararası bir kadro olduklarını, Doublemoon plak şirketinde yer aldıklarını, "funk, soul, jaz, reggae ve hip-hop sentezini gerçekleştirdiklerini" öğrendikten sonra, konserlerinin güzel okulum ODTÜ'nün Vişnelik Tesisleri'nde olacağı haberini aldım. Konser tarihi yaklaştıkça artan heyecan ve bikaç ufak kararsızlığı aşabilmemle beraber biletimi aldım.

Konserin başlangıç saati 21:00 idi. Arkadaşlarımla saat 20:00 civarında Vişnelik'e vardığımızda, girişte belirli bir kalabalığın birikmiş olduğunu gördük. Döner ve köfte servisini görünce baya sevindik=) 3 senedir Vişnelik'te konser izlememiş birisi olarak, tekrardan "oturalım çimlerde çeşitli biçimlerde" sloganını hayata geçirecek olmanın verdiği heyecanla, güzel bir yere ( ses teknisyeninin arkasına:)) yerleştik sonunda.

Konseri anlatmaya nereden, nasıl başlasam bilemiyorum. Vişnelik çim amfisindeki en büyük fark, 3 sene önce gittiğim Mor ve Ötesi konserinde gördüğüm oranla çok daha büyük sahneydi. Sahne çim amfinin tam ortasına kurulmuştu. Konser öncesinde RadyoOdtü'den alışık olduğumuz parçalardan hazırlanmış bir derleme dinledik. Güneş batmadan, "çimlerde yayılma" olayını gerçekleştirdiğimiz bu sıralarda, amfi yavaş yavaş dolmaya devam etti, sonunda boğucu bir kalabalık olmadan, herkes rahat rahat amfiyi doldurmuştu. Konser beklenenden 15-20 dakika sonra başladı. Girişi Hüsnü Şenlendirici yaptı. Beklemediğimiz bir anda girdiler açıkçası, öyle büyük gösteriler yapmadan, ışıkları, sesleri yavaş yavaş yapılandırarak. Bu ilk şarkı oyun havalarının habercisiydi, klarnetin de vurgusuyla konsere ne hafif, ne ağır bir giriş yapılmıştı.

Sahnede sayabildiğim kadarıyla 12- 13 müzisyen vardı. 3 vokal eşlik etti şarkılara. Bir vokalin ses rengi Massive Attack'in sıklıkla çalıştığı
Horace Andy'ninkine çok benziyordu. 1-2 şarkıda arkaya daha karanlık melodiler eklense Massive Attack etkilerini dinliyormuş gibi hissedebilecektim. Bu vokal reggae, hip-hop kısmını genelde başarıyla icra eden kişi oldu. Zenci bayan vokal ise uzun süredir dinlemek istediğim o zenci soul şarkıcısı ekolünü hissetmemi sağladı. Bazı anlarda, enstrümanlar biraz geriye çekildği anlarda vokalini dinlemek çok keyifliydi. Biste "I'm from New York. And there's one thing that we know how to do. Dance! Dance!" diyip çıldırmış bir bayandır kendileri, bu esnada vokalinin etkileyiciliği kaybolmuştu. Diğer (üçüncü) vokalin de dikkatleri en çok çektiği yer, gitaristin telinin kopmasından sonra şarkı arasında birkaç dakika süresince tel değiştirilirken araya girip doğaçlama rap-rhyme keyfi yaşatmasıydı. Konserlerden, otellerde, kısaca evden uzak bir yaşamdan, yine de sahnede çok mutlu olduğundan bahsetti. Çok sevdim kendilerini, özellikle kendi hallerinde yeni bir şeyler ortaya çıkarmaları, köklerinin sağlam olduğunu gösterdi. Herkes de alkışlarıyla bu spontane geliştirilmiş sahneye beğenisini gösterdi.

Klavye başında siyahi bir müzisyen vardı kısacık saçlarıyla, sarı tshirtüyle (efendim yıllar sonra şu yazıyı okuduğumda görsel şeyleri de biraz olsun hatırlamak istiyorum, napıyım:) ) Klavye genelde rhodes piyano havası kattı müziğe, ve bu çok hoşuma gitti:) Arzu ettiğim hafif chill-out, acid-jazz havasını biraz hissedebildim o şekilde. Sahneyi takip ederken bir anda farkettim ki, kendisi klavyeyi bırakıp trombonunu (sanırım) almış eline, bir yandan trombonun tuşlarına, diğer yandan klavyenin tuşlarına, akorlarına basıyor. Fazla çaktırmadan karizma yaptı bence. Bir şarkıda da sahne ortasına geçti, Hüsnü Şenlendirici'nin karşısında durdu, ve bir nevi atıştılar bas-bateri falan devam ederken. O anı sanhenin önünden izlemek çok keyifliydi, sahne içi iletişimleri çok etkileyici olmasa da oldukça akıcıydı.

Sahne önünde durup, kaçırmadığım için çok sevdiğim bir görüntü daha vardı. Hüsnü Şenlendirici'nin kadrosunda yer alan kanuni, uzun bir solo çaldığı kısımdan sonra heyecana gelip, kanunun bir sapını havaya kaldırdı, bir rock yıldızı gibi :p Bu Türk ekipde yer alan diğer enstrümanlar da darbuka ve konser genelinde geride kalmış bir bağlama idi. Darbukanın da kıvrak havası pek hissedilmedi konser genelinde. Bu vasıtayla ritm kısmından devam edersek, karşımıza bir davul ve bir de perküsyon çıkıyor. ( kaç kişi oldu sahnede şimdiye kadar? :) ). Davul, ne yazık ki istediğim o bol varyasyonlu aksak ritmleri çalmadı. Müziği çok iyi şekillendirdi, orası ayrı. Davul, müzikal olarak keyif vermekten biraz uzak, oynatmaya ise -diğer perküsyonlar da dahil olunca- kesinlikle çok yakındı.

Sahne bu kadarla bitmiyor elbette. Kovboy şapkasıyla uzaktan da yakından da sempatik tavırlı bir basçı vardı. Sapkasıyla, en Amerikan görünen kişi oydu kesinlikle. Konser boyunca basları çok rahat duyduk:) Gitarist ise genelde ska-reggae ritmleriyle, zaman zaman ön plana geçecek şekilde yer aldı. Bir şarkıda yüksek drivelı bir solo atmaktan da geri kalmadı. İlginçtir ki bu şarkı, gitar telinin atması sonrasında çalınan ilk şarkıydı. Artık şu insanlara biraz gitar dinleteyim, bu kadar beklediler diye mi düşündü bilmiyorum:) ama eğer öyleyse cidden ve müzikte doğaçlama olarak yer aldıysa, buradan tebrik ediyorum kendilerini ve grubu, çünkü şarkıyı çok iyi oturmuştu.

Grupta en beğendiğim detaylardan birisi, şarkı içinde, farklı enstürmanları farklı anlarda kullanarak, müziği akış içinde farklı türlere çekebilmeleri oldu. Çok keskin dönüşler değildi, ama sahnedeki ışık değişimleriyle de beraber, ortamın oluşmasına çok katkıda bulunuyordu. İnsanlar genel olarak eğlenmek istediğinden, biraz hareketten uzaklaşınca müzik, geri dönüşler bekleniyordu sanki. Tekrardan yükseliş olduğunda herkes oynamaya devam ediyordu, özellikle son şarkılarda.

Evet, sona değinmişken, bislerden bahsetmeden olmaz. Konser başladıktan yaklaşık 70 dakika sonra, sahnede seyirciyi topluca selamlayıp (elemanları saymaya çalıştım:p) sahneden ayrılmaya başladılar. Ama ayrılamazlardı öyle, pek de niyetli değillerdi zaten. "bi daha" sloganları eşliğinde (again diye bağırmaya çalıştık, olmadı tabi, beceren olursa helal:) ) sahneye tekrardan döndüler, zaten bir bisi herkes bekliyordu. Türk motifleriyle daha çok oynattılar geri döndükten sonra. Tanıdık melodiler girdi hep, Hüsnü Şenlendirici de enstrümanını ortaya çıktıkça herkes daha bir keyifle eşlik etti müziğe. Tabi bu bis uzun sürmedi, 15 dakika sonra tekrardan toparlandılar, bazı seyirciler de yavaş yavaş ayrılmaya başladı çim anfiden. Ancak bazılrına yetmemişti konser (mesela bendeniz) , tekrardan tezahüratlar eşiliğinde geri döndüler. Bu sefer Hüsnü Şenlendirici yoktu sahnede. Kanuni de darbukaya geçmişti. Önceden bahsetmiş olduğum "New York'ta dans ederiz biz" açıklamasından sonra, göbek havasından modern dans altyapısına döndüler, elektronik piyanolarla başlayarak. Bu ya da bir önceki biste Türk ekipteki müzisyenler de sahne ortasına geçmiş kurtlarını döküyorlardı. Ve 3. kez seyirciyi grupça selamlayarak, alkışlar eşliğinde sahneden son kez indiler.

Brooklyn Funk Essentials'ı konser öncesinde hiç dinleyemediğimden dolayı, tüm şarkı setini ne yazık ki listeleyemeyeceğim. Şarkı isimlerinden çıkarabildiğim kadarıyla İstanbul Twilight ve You Don't Know Anything şarkılarını konser sırasında işitmiştim. Genelde In The Buzzbag isimli albümden şarkılar çaldıklarını söyledi bir arkadaş, normaldir dedim, malum ülkemizde en bilinen albümleri sanırım.

Elimde bu yazıya ekleyecek 1-2 resim olmasını çok isterdim. Yakında birkaç poz ekleme şansım var, bu yazıyı takip edin:)

Son not olarak şunu eklemek istiyorum. Bir süredir sanatçıların isimlerini aramama rağmen internette, ne yazık ki elemanların isimlerini bulamadım, resimlerden "işte bu" diye çıkartamadım hiçbirini. Eğer bilen varsa, Brooklyn Funk Essentials'ın günümüzdeki kadrosunu öğrenmeyi çok isterim.

Bir yazının daha sonuna gelmiş bulunmaktayım. Konser yorgunluğuna eklenen bu hatıra yazma yorgunluğuyla beraber, uykuyu aramak üzere şimdilik hoşçakalın.

aDiL

20070604

son liste

Radiohead - Exit Music
Portishead - Sour Times
Jay Jay Johanson - Alone Again
Blur - Out Of Time
Godspeed You! Black Emperor - Yanqui U.X.O.
A Perfect Circle - Orestes
Tool - 10000 Days
Nine Inch Nails - Hurt
Portishead - Over
Smiths - How Soon Is Now
Radiohead - Bulletproof
Portishead - Roads
Massive Attack - Protection
Doves - Last Brodcast
Radiohead - Talk Show Host

http://www.megaupload.com/?d=U63KKSEL

(geçici olarak buradan da ulaşabilirsiniz.)

Artık durmam gerektiğini düşündüğüm bir zamana eşlik eden şarkılar, bugüne kadar sadece bilgisayarım bir köşesinde varlığını sürdürdü. Geçmiş listeleri paylaşırken, kafamda hep bu listeye varma düşüncesi olduğunu itiraf etmem gerek.

Tekrardan listeye göz attığımda, nedense şarkılar rahatsız etti zaman zaman. Seçtiğim gruplar, şarkılar, isimler ve bilin(mey)en sözler... Rahatsız ediciler, çünkü listeye biraz göz atan birini kolayca basit, ürkütücü bir sınıflandırmaya itebilecekler. Zihnindekileri çekinmeden açabilmenin, gerçekten bir cesaret işi olduğunu unutmamak gerek. Bunu becerebilmiş insanlara da -ardından sürükledikleri sessiz/sesli kitlelere aldırmadan- her zaman saygım olacaktır. İnsanlara gelip geçici şekilde dinletmektense, ruhuna yerleştirmeyi düşündüğüm, çoğunlukla derinden, kontrastı yüksek sesleri etrafa yaymak istemiştim. Internet radyosu yayını gerçekleşemedi, ancak şu andaki fırsatımı kullanarak bu blog üzerinden paylaşmak çok daha geniş etkili olur sanırım. (Şu anda hala yaşamın devam ettiğini "varsayarak", bu çaresiz girişimi başarısız olarak yorumlayabiliriz.)

Şarkı seçimleri hakkında son söylemek istediğim şey de, resmin büyük kısmını dahil edememiş olmam nedeniyle eksik kaldıkları. Portishead'i gerçekten anlayarak dinlediğim bir dönem sırasında, bolca Portishead paylaşmam normal görünebilir. "Son yayın" ruhuna uygun olarak "Last Broadcast" isimli şarkıyı eklemem de. 10000 Days'deki fırtına sesi, Jay-Jay'in ses tonu, Orestes'in nefretle yüzleşen sözleri ( I don't want to feel this overwhelming hostility), Exit Music'in gerçeklerden kaçış hayali, Out Of Time'ın o hafif melankolisi, hatırlatabildiği basit bir andan bağımsız. Nedenlerim kısaca buydu. Listeye dahil edememiş olduğum onlarca olası şarkıdan özür dilerim.

Şimdilik elimde hazır bulunan listelerim sona ermiş bulunmaktadır. Daha farklı tarzları da dahil ederek yapacağım derlemeleri umarım takip etmeye devam edersiniz.

Adil

Not: Bu klasörden , Megaupload'a erişiminizi sağlayacak firefox eklentisini (megaupload sx) indirebilirsiniz.