20070617

Brooklyn Funk Essentials Vişnelik Konseri

Tarih 17 Haziran 2007. Unutulmaması gereken bir konsere tanıklık ettiğim gün. sessizmelodi, bundan böyle -güzel- konser anılarıma da ev sahipliği yapacak, hayırlısıyla başlıyorum.

Sadece tanıtımlardan biliyordum Brooklyn Funk Essentials'ı. Uluslararası bir kadro olduklarını, Doublemoon plak şirketinde yer aldıklarını, "funk, soul, jaz, reggae ve hip-hop sentezini gerçekleştirdiklerini" öğrendikten sonra, konserlerinin güzel okulum ODTÜ'nün Vişnelik Tesisleri'nde olacağı haberini aldım. Konser tarihi yaklaştıkça artan heyecan ve bikaç ufak kararsızlığı aşabilmemle beraber biletimi aldım.

Konserin başlangıç saati 21:00 idi. Arkadaşlarımla saat 20:00 civarında Vişnelik'e vardığımızda, girişte belirli bir kalabalığın birikmiş olduğunu gördük. Döner ve köfte servisini görünce baya sevindik=) 3 senedir Vişnelik'te konser izlememiş birisi olarak, tekrardan "oturalım çimlerde çeşitli biçimlerde" sloganını hayata geçirecek olmanın verdiği heyecanla, güzel bir yere ( ses teknisyeninin arkasına:)) yerleştik sonunda.

Konseri anlatmaya nereden, nasıl başlasam bilemiyorum. Vişnelik çim amfisindeki en büyük fark, 3 sene önce gittiğim Mor ve Ötesi konserinde gördüğüm oranla çok daha büyük sahneydi. Sahne çim amfinin tam ortasına kurulmuştu. Konser öncesinde RadyoOdtü'den alışık olduğumuz parçalardan hazırlanmış bir derleme dinledik. Güneş batmadan, "çimlerde yayılma" olayını gerçekleştirdiğimiz bu sıralarda, amfi yavaş yavaş dolmaya devam etti, sonunda boğucu bir kalabalık olmadan, herkes rahat rahat amfiyi doldurmuştu. Konser beklenenden 15-20 dakika sonra başladı. Girişi Hüsnü Şenlendirici yaptı. Beklemediğimiz bir anda girdiler açıkçası, öyle büyük gösteriler yapmadan, ışıkları, sesleri yavaş yavaş yapılandırarak. Bu ilk şarkı oyun havalarının habercisiydi, klarnetin de vurgusuyla konsere ne hafif, ne ağır bir giriş yapılmıştı.

Sahnede sayabildiğim kadarıyla 12- 13 müzisyen vardı. 3 vokal eşlik etti şarkılara. Bir vokalin ses rengi Massive Attack'in sıklıkla çalıştığı
Horace Andy'ninkine çok benziyordu. 1-2 şarkıda arkaya daha karanlık melodiler eklense Massive Attack etkilerini dinliyormuş gibi hissedebilecektim. Bu vokal reggae, hip-hop kısmını genelde başarıyla icra eden kişi oldu. Zenci bayan vokal ise uzun süredir dinlemek istediğim o zenci soul şarkıcısı ekolünü hissetmemi sağladı. Bazı anlarda, enstrümanlar biraz geriye çekildği anlarda vokalini dinlemek çok keyifliydi. Biste "I'm from New York. And there's one thing that we know how to do. Dance! Dance!" diyip çıldırmış bir bayandır kendileri, bu esnada vokalinin etkileyiciliği kaybolmuştu. Diğer (üçüncü) vokalin de dikkatleri en çok çektiği yer, gitaristin telinin kopmasından sonra şarkı arasında birkaç dakika süresince tel değiştirilirken araya girip doğaçlama rap-rhyme keyfi yaşatmasıydı. Konserlerden, otellerde, kısaca evden uzak bir yaşamdan, yine de sahnede çok mutlu olduğundan bahsetti. Çok sevdim kendilerini, özellikle kendi hallerinde yeni bir şeyler ortaya çıkarmaları, köklerinin sağlam olduğunu gösterdi. Herkes de alkışlarıyla bu spontane geliştirilmiş sahneye beğenisini gösterdi.

Klavye başında siyahi bir müzisyen vardı kısacık saçlarıyla, sarı tshirtüyle (efendim yıllar sonra şu yazıyı okuduğumda görsel şeyleri de biraz olsun hatırlamak istiyorum, napıyım:) ) Klavye genelde rhodes piyano havası kattı müziğe, ve bu çok hoşuma gitti:) Arzu ettiğim hafif chill-out, acid-jazz havasını biraz hissedebildim o şekilde. Sahneyi takip ederken bir anda farkettim ki, kendisi klavyeyi bırakıp trombonunu (sanırım) almış eline, bir yandan trombonun tuşlarına, diğer yandan klavyenin tuşlarına, akorlarına basıyor. Fazla çaktırmadan karizma yaptı bence. Bir şarkıda da sahne ortasına geçti, Hüsnü Şenlendirici'nin karşısında durdu, ve bir nevi atıştılar bas-bateri falan devam ederken. O anı sanhenin önünden izlemek çok keyifliydi, sahne içi iletişimleri çok etkileyici olmasa da oldukça akıcıydı.

Sahne önünde durup, kaçırmadığım için çok sevdiğim bir görüntü daha vardı. Hüsnü Şenlendirici'nin kadrosunda yer alan kanuni, uzun bir solo çaldığı kısımdan sonra heyecana gelip, kanunun bir sapını havaya kaldırdı, bir rock yıldızı gibi :p Bu Türk ekipde yer alan diğer enstrümanlar da darbuka ve konser genelinde geride kalmış bir bağlama idi. Darbukanın da kıvrak havası pek hissedilmedi konser genelinde. Bu vasıtayla ritm kısmından devam edersek, karşımıza bir davul ve bir de perküsyon çıkıyor. ( kaç kişi oldu sahnede şimdiye kadar? :) ). Davul, ne yazık ki istediğim o bol varyasyonlu aksak ritmleri çalmadı. Müziği çok iyi şekillendirdi, orası ayrı. Davul, müzikal olarak keyif vermekten biraz uzak, oynatmaya ise -diğer perküsyonlar da dahil olunca- kesinlikle çok yakındı.

Sahne bu kadarla bitmiyor elbette. Kovboy şapkasıyla uzaktan da yakından da sempatik tavırlı bir basçı vardı. Sapkasıyla, en Amerikan görünen kişi oydu kesinlikle. Konser boyunca basları çok rahat duyduk:) Gitarist ise genelde ska-reggae ritmleriyle, zaman zaman ön plana geçecek şekilde yer aldı. Bir şarkıda yüksek drivelı bir solo atmaktan da geri kalmadı. İlginçtir ki bu şarkı, gitar telinin atması sonrasında çalınan ilk şarkıydı. Artık şu insanlara biraz gitar dinleteyim, bu kadar beklediler diye mi düşündü bilmiyorum:) ama eğer öyleyse cidden ve müzikte doğaçlama olarak yer aldıysa, buradan tebrik ediyorum kendilerini ve grubu, çünkü şarkıyı çok iyi oturmuştu.

Grupta en beğendiğim detaylardan birisi, şarkı içinde, farklı enstürmanları farklı anlarda kullanarak, müziği akış içinde farklı türlere çekebilmeleri oldu. Çok keskin dönüşler değildi, ama sahnedeki ışık değişimleriyle de beraber, ortamın oluşmasına çok katkıda bulunuyordu. İnsanlar genel olarak eğlenmek istediğinden, biraz hareketten uzaklaşınca müzik, geri dönüşler bekleniyordu sanki. Tekrardan yükseliş olduğunda herkes oynamaya devam ediyordu, özellikle son şarkılarda.

Evet, sona değinmişken, bislerden bahsetmeden olmaz. Konser başladıktan yaklaşık 70 dakika sonra, sahnede seyirciyi topluca selamlayıp (elemanları saymaya çalıştım:p) sahneden ayrılmaya başladılar. Ama ayrılamazlardı öyle, pek de niyetli değillerdi zaten. "bi daha" sloganları eşliğinde (again diye bağırmaya çalıştık, olmadı tabi, beceren olursa helal:) ) sahneye tekrardan döndüler, zaten bir bisi herkes bekliyordu. Türk motifleriyle daha çok oynattılar geri döndükten sonra. Tanıdık melodiler girdi hep, Hüsnü Şenlendirici de enstrümanını ortaya çıktıkça herkes daha bir keyifle eşlik etti müziğe. Tabi bu bis uzun sürmedi, 15 dakika sonra tekrardan toparlandılar, bazı seyirciler de yavaş yavaş ayrılmaya başladı çim anfiden. Ancak bazılrına yetmemişti konser (mesela bendeniz) , tekrardan tezahüratlar eşiliğinde geri döndüler. Bu sefer Hüsnü Şenlendirici yoktu sahnede. Kanuni de darbukaya geçmişti. Önceden bahsetmiş olduğum "New York'ta dans ederiz biz" açıklamasından sonra, göbek havasından modern dans altyapısına döndüler, elektronik piyanolarla başlayarak. Bu ya da bir önceki biste Türk ekipteki müzisyenler de sahne ortasına geçmiş kurtlarını döküyorlardı. Ve 3. kez seyirciyi grupça selamlayarak, alkışlar eşliğinde sahneden son kez indiler.

Brooklyn Funk Essentials'ı konser öncesinde hiç dinleyemediğimden dolayı, tüm şarkı setini ne yazık ki listeleyemeyeceğim. Şarkı isimlerinden çıkarabildiğim kadarıyla İstanbul Twilight ve You Don't Know Anything şarkılarını konser sırasında işitmiştim. Genelde In The Buzzbag isimli albümden şarkılar çaldıklarını söyledi bir arkadaş, normaldir dedim, malum ülkemizde en bilinen albümleri sanırım.

Elimde bu yazıya ekleyecek 1-2 resim olmasını çok isterdim. Yakında birkaç poz ekleme şansım var, bu yazıyı takip edin:)

Son not olarak şunu eklemek istiyorum. Bir süredir sanatçıların isimlerini aramama rağmen internette, ne yazık ki elemanların isimlerini bulamadım, resimlerden "işte bu" diye çıkartamadım hiçbirini. Eğer bilen varsa, Brooklyn Funk Essentials'ın günümüzdeki kadrosunu öğrenmeyi çok isterim.

Bir yazının daha sonuna gelmiş bulunmaktayım. Konser yorgunluğuna eklenen bu hatıra yazma yorgunluğuyla beraber, uykuyu aramak üzere şimdilik hoşçakalın.

aDiL

20070604

son liste

Radiohead - Exit Music
Portishead - Sour Times
Jay Jay Johanson - Alone Again
Blur - Out Of Time
Godspeed You! Black Emperor - Yanqui U.X.O.
A Perfect Circle - Orestes
Tool - 10000 Days
Nine Inch Nails - Hurt
Portishead - Over
Smiths - How Soon Is Now
Radiohead - Bulletproof
Portishead - Roads
Massive Attack - Protection
Doves - Last Brodcast
Radiohead - Talk Show Host

http://www.megaupload.com/?d=U63KKSEL

(geçici olarak buradan da ulaşabilirsiniz.)

Artık durmam gerektiğini düşündüğüm bir zamana eşlik eden şarkılar, bugüne kadar sadece bilgisayarım bir köşesinde varlığını sürdürdü. Geçmiş listeleri paylaşırken, kafamda hep bu listeye varma düşüncesi olduğunu itiraf etmem gerek.

Tekrardan listeye göz attığımda, nedense şarkılar rahatsız etti zaman zaman. Seçtiğim gruplar, şarkılar, isimler ve bilin(mey)en sözler... Rahatsız ediciler, çünkü listeye biraz göz atan birini kolayca basit, ürkütücü bir sınıflandırmaya itebilecekler. Zihnindekileri çekinmeden açabilmenin, gerçekten bir cesaret işi olduğunu unutmamak gerek. Bunu becerebilmiş insanlara da -ardından sürükledikleri sessiz/sesli kitlelere aldırmadan- her zaman saygım olacaktır. İnsanlara gelip geçici şekilde dinletmektense, ruhuna yerleştirmeyi düşündüğüm, çoğunlukla derinden, kontrastı yüksek sesleri etrafa yaymak istemiştim. Internet radyosu yayını gerçekleşemedi, ancak şu andaki fırsatımı kullanarak bu blog üzerinden paylaşmak çok daha geniş etkili olur sanırım. (Şu anda hala yaşamın devam ettiğini "varsayarak", bu çaresiz girişimi başarısız olarak yorumlayabiliriz.)

Şarkı seçimleri hakkında son söylemek istediğim şey de, resmin büyük kısmını dahil edememiş olmam nedeniyle eksik kaldıkları. Portishead'i gerçekten anlayarak dinlediğim bir dönem sırasında, bolca Portishead paylaşmam normal görünebilir. "Son yayın" ruhuna uygun olarak "Last Broadcast" isimli şarkıyı eklemem de. 10000 Days'deki fırtına sesi, Jay-Jay'in ses tonu, Orestes'in nefretle yüzleşen sözleri ( I don't want to feel this overwhelming hostility), Exit Music'in gerçeklerden kaçış hayali, Out Of Time'ın o hafif melankolisi, hatırlatabildiği basit bir andan bağımsız. Nedenlerim kısaca buydu. Listeye dahil edememiş olduğum onlarca olası şarkıdan özür dilerim.

Şimdilik elimde hazır bulunan listelerim sona ermiş bulunmaktadır. Daha farklı tarzları da dahil ederek yapacağım derlemeleri umarım takip etmeye devam edersiniz.

Adil

Not: Bu klasörden , Megaupload'a erişiminizi sağlayacak firefox eklentisini (megaupload sx) indirebilirsiniz.

20070523

kalamar 18.10.2006

bir sonraki listeyle devam etmeli arayı çok açmadan:

1. Radiohead - The National Anthem (live)
2. Unkle - Eye For an Eye
3. Thom Yorke - Harrowdown Hill
4. The Chemical Brothers - The Test
5. The Verve - Drug's Don't Work
6. Travis - Why Does It Always Rain On Me
7. R.E.M. - All The Right Friends
8. Lamb - Heaven
9. Fiona Apple - Red, Red, Red
10. Norah jones - In The Morning
11. Blonde Redhead - Hated Because Of Great Qualities.mp3
12. Ryan Adams - Night Birds
13. Whiskeytown - To Be Young (live)
14. Sparklehorse - Eyepennies
15. Sting - mad about you
16. Morrissey - Moon River
17. Radiohead - Sulk
18. Black Heart Procession - Did You Wonder
19. Interpol - Evil

20. Death Cab For The Cutie - What Sarah Said

link:
http://www.megaupload.com/?d=3H9DOSB0

şifre yok.

Bir önceki listeye atılmış olan cevap oldukça dikkatimi çekmişti, ve üzerine biraz düşünmüştüm. Aklıma gelenleri bir sonraki yazıda bir cevap havasına girmeden paylaşmak istemiştim. İşte o yazı bu yazıdır:)

Son derece amatör bir ruhla başlatılmış radyonun (kalamar) ve dahilindeki ufak programların motivasyonu, kendi çevremizdeki birkaç kişiyle bir şeyler paylaşmak ve de eğlenceli vakit geçirmekti. Müzikal çerçeve, yayın politikası belirsizdi. Kendi açımdan ele aldığımda, yayınıma yaklaşım tarzım, hoşlandığım bazı şarkıları, insanlarla paylaşmaktı, ve bu arada dinleyenlerin de sıkılmadan takip etmelerini sağlamaktı. Müzikal beğenimi geliştirirken, kendi çevremden etkilenmeyen bir çizgide ilerliyorum son zamanlarda, bu nedenle müziği dilediğince paylaşabilmem de zorlaşıyor. Yayını -genel olarak- indie müziği yakından takip eden, önerileri her an paylaşabildiğim insanlara yapmış olsaydım, listeleri farklı dengelemeyi ben de tercih ederdim, biraz daha duyulmamış, dikkatlerden kaçabilecek şarkılara vurgu yapardım. yayını şarkı listesine tamamen yabancı kalmış olan kişilerin de dinlemiş olabileceğini düşünüyorum, aralarında 2-3 şarkıyı bilenlerin de. Emin olduğum tek şey, dinleyiciler arasında oradaki şarkıların tümünü bilen bir kimsenin yer almadığı :)

dışarıdan bakınca nasıl göründüğünü tam kestiremiyorum bu blogun, ama benim özetleyeceğim şekli şudur: "kişisel bir müzik yolculuğu". Bu yolculukta ne çok bilmiş görünmeyi istiyorum, ne de başkaları tarafından yönlendirilmeyi, özellikle de doğru kabul edilen yanlışlarla, sınırlarla. çoklamayı hazırlarken çerçeveyi ne kadar geniş tutacağımı, dinleyici profiline ve o anda aklıma bir şekilde gelmiş şarkılara dayandırıyordum. burada popülist yaklaşmak değildi amacım, eğer öyle olsaydı, başka neler çıkabileceğini "herkes" tahmin edebilir. ( keşke program devam etseydi ve de zamanla ortak zevk oluşturabildiğim dinleyicilerle, konsept havası gelişebilseydi. )

Anlattıklarımla önceden vurguladığım noktaları biraz daha açmış oldum, önceki yazıya atılmış yorumla tamamen paralelleştirmemeye çalışarak. Umarım, fikirlere dayanan cevaplar da seçilebiliyordur yazıda.

artık, burada, "sessizmelodi" için yayınlayacağım listeleri hazırlama motivasyonum, o canlı yayınlara bakış açımdan çok daha farklı olacaktır. bunun temel nedeni ise şarkıların, listelerin kalıcı olacak olması (yayını yaparken böyle bir listeyi ilerde bu tarz bir blog kurup paylaşabilceğimi düşünmemiştim.). İlerde derlemeler oluşturduğumda, amaçlarımı ve içeriği daha doğru ve daha bilgilendirici yazılarla paylaşabilirim umarım.

Bu iletide yer alan şarkı derlemenin türünü oluşturmayı size bırakıyorum :) sanırım biraz radyoodtü alt-sokak, ya da dreamtv punk-art programlarına benzetebiliyorum. (unutmadan, punk ve bir miktar post-punk akımı artık itici gelmeye başladı birkaç grubun ürettiği işler dışında dışında.) sanırım şu listeyle istanbul radyoeksen'de herhangi bir anda karşılaşmak da mümkün. Önceden dediklerime vurgu mu yapıyor bilemiyorum bu bakış açısı. Bir radyo programı hazırlıyor olmak, ve biraz da genele hitap edebilmek, ilgiyi canlı tutabilmek... Bunlara yoğun önem verdiğimi daha çok sezinliyorum bu liste sayesinde. Bahsettiğim tv-radyo yayınları ise, beni şu anda o kadar heyecanlandıran yayınlar olmaktan uzak. Aynı eleştirel bakışı kendi listelerim üzerinde uygulayacağım ilerde:)

Son ayrıntı da şu olacaktır. Bu, radyoda yayınlayabildiğim son listeydi. Bundan sonra sadece bu blog üzerinden paylaşacağım liste ise, benim açımdan "son" yayını temsil etmekte. Şarkıları, sıraları hiç değiştirmeden o derlemeyi de paylaşacağım. Benim için oldukça önemli yere sahip olan bir zaman aralığını yakalıyordu, ve bu anda aklımdan geçecek melodileri. (İncelemenin devamı, bir sonraki mesajda yer almalı.)

Bu gecelik benden bu kadar. Ödevler, projeler arasında farklı noktalar da odaklanmak iyi geliyor :) Bu listeyi "de" beğenerek dinlersiniz umarım.

aDiL

20070513

kalamar 11.10.2006

Çok kısa bir ömrü olmuş, kalamar adını verdiğimiz ufak, sıcacık radyomuzda ( =) ) 2-3 hafta sürebilmiş bir program hazırlamıştım. Yayınları gerçekleştirdiğim sırada 10 en çok 20 kişi dinlemiş de olsa, oldukça keyifli, zaman zaman heyecanlı bir deneyimdi, özellikle hazırlıksız anlarda, şarkı aralardında konuşacak konu aramak internette harıl harıl aranırken =). Daha uzun sürmesini dilerdim. Tam heyecanlanmaya, fikirler üretebilmeye başlamışken teknik yetersizlikler ve zaman sorunları isteklerin önüne geçmişti. O programlar için hazırladığım şarkıların listesini bilgisayarımda tutuyordum, ve artık bilgisayarımdan çıksınlar, sessizmelodi'de ölümsüzlüğü yakalasınlar istiyorum. Yayınları kaçıranlar, şarkıları merak edenler, hoş akışlar dinlemek isteyenler için, o şarkıları, yayın sırası doğrultusunda ve mp3 formatında hoperlörlerinize, kulaklıklarınıza iletiyorum.

İlk haftaki listede şu şarkılar yer almıştı:

01 Radiohead - I Might Be Wrong

02 Doves - Walk In Fire
03 The Leaves - Shakma (Drunken Starlit Sky)
04 Editors - Bullets
05 Manic Street Preachers - Ocean Spray
06 Arcade Fire - Wake Up
07 Mars Volta - L'via L'viaquez
08 Mogwai - Glasgow Mega-Snake
09 Sigur R¢s - Untitled 8
10 Tori Amos - Cornflake Girl
11 Hooverphonic - Mad about you
12 Zero 7 - Home
13 Portishead - Roads
14 The Smiths - I Know It's Over
15 Massive Attack - Angel
16 Wallflowers - Letters From The Wasteland


Liste üzerinde yapmak istediğim oldukça yorum var aslında, ama çok da detaya girip yazıyı okuyanları boğmak istemem. Kısaca, şu anda şu listeye bakınca, o zamanlarda indie-rock takipçisi olmamın sonuçlarını görüyorum. Şimdiki aklım olsa, çok daha farklı bir liste hazırlardım sanırım (hazırlayacağım da, sessizmelodi için sadece:) ) Zero 7'la, Portishead'le hafif türleri kaydırmaya çalışmışım, ama son olarak vardığım yer, amerikan alternatif rock'ı olmuş ( wallflowers'ın en iyi şarkılarından;) ) İleride atacağım bir sonraki programın listesi ve ondan sonra gelecek olan ve yayınlanamamış, oldukça ağır/boğucu bir temayla hazırlamış olduğum listeyi paylaşınca, sanırım bütünlüğe daha yakın olur.

mp3 listesine ulaşabileceğiniz adres:
http://www.megaupload.com/?d=41474KK8 (rar parçası 1)
http://www.megaupload.com/?d=3AMEMXFD (rar parçası 2)
rar şifresi: sessizmelodi.blogspot.com

Ana akımlara yakın bir şekilde hazırlanmış bulunan bu listeyi beğenerek dinlersiniz umarım,

aDiL

NOT: neden megaupload? rapidshare dosyaları gönderirken sorunlar çıkarttı. megaupload hiçbir sorun yaşatmadı, kolayca yükledi. megaupload'un türkiye sınırını kaldırmak için toolbar'ını kurmayı deneyebilirsiniz. Zararlı bir şey içermiyor, internet exlorer'ınız bir işe yaramış oluyor hatta (her zaman firefox;) ). Firefox'ta megaupload'a girişi açabilen eklentiler de var, explorer'ı bir daha asla kullanmam diyenlere çözüm =)

20070507

Midnight in a perfect world

(başka kaynaklara yazdığım yazıları arşivlemeye devam...)

saatlerdir midnight in a perfect world'ü dinliyorum.

şarkının güzelliğini anlatmak için söz bulmak çok zor. saatlerce aynı şarkıyı dinlemeye devam edebilirim. az sonra bilgisayarı kapatınca 2-3 kere daha dinlesem anca yetecek:)

biraz da bilgi ekleyeyim başlığa:

kendisi trip-hop olarak bir tür tanımlanmasını hiç sevmiyormuş. Hip-hop kültürüne çok yakın yaşamış birisi olarak, sanırım kendini hip-hop'un bir yorumcusu olarak görüyor genel olarak. Ambient hip-hop diye bir terimi tercih eder sanırım :). Midnight in a perfect world şarkısı da bu tanıma, kelime bazında düşünülünce çok güzel uyuyor.

DJ Shadow'u bence en çekici yapan şey ise, gerçek bir müzik dinleyicisi olması. günümüzde müziği dinlemeden müzik yapan kişilerle çevrili etrafımız ne yazık ki (!). DJ Shadow, gerçek bir müzik aşığı, müziğe değer veren ve bunu aktaran birisi. Plakların arasında bodrum katlarında geçirdiği saatler, çok geniş bir müzik ilgisi ve bilgisi... ürettiği şarkılarda yaratacılığı da geri planda kalmıyor çoğunlukla.

UNKLE, onun bir dönem içinde yer aldığı, çok iyi sonuç üretebilmiş bir proje olarak değerlendirilebilir. Psyence Fiction isimli, çoğu DJ Shadow'un ürünü olan albüm, türü takip edenlerin favori albümlerinden birisi. Bu ilk albümde, DJ Shadow, etkisini bariz şekilde hissettiriyor. Sonuçta Unkle = DJ Shadow diye tanımlamak, sadece onun projedeki etkisini vurgulamak için düşünülebilir. UNKLE'ın 2. albümü incelenirse, hip-hop ve trip-hop'tan uzaklaşıldığı zaten farkedilebilir. Biraz daha dans'a kayar, daha rahat dinlebebilir, o yoğun karanlık havasından kurtulmuştur, ama güzel şarkılar barındırdığı da gerçektir, (Psyence FictioN'da yer alan Bloodstains de tüylerimi diken diken eder, belirtmeden geçmeyeyim.)

Son olarak, DJ Shadow'un son albümündeki tarz değişikliğini pek beğenemediğimi de belirtmem gerekir. İlk albümü Endtroducing'teki her biri çok iyi yerleşmiş, etki bırakan, en kısa tabiriyle "derin, karanlık" şarkılardan pek eser yok. kendisi de bunun farkında, "zaten önceden yaptığım şeyi neden tekrarlamaya devam edeyim" ki diyor, ve ekliyor: "sanatçının mı, yoksa albümün mü fanı olduğunuza karar verin". her zaman yenilik peşinde olması da açıkçası benim açımdan sorun değil:) umudumu, DJ Shadow'un bir sonraki albümde Outsider'da gerçekleştirdiği işlerden uzaklaşacağı fikrine saklıyorum.

aDiL

.. ilk mesajda da bahsedilmiş Midnight in a perfect world şarkısından. bu başlığa cevap girmek için heyecanla açarken, bu şarkıdan çoktan bahsedilmiş olacağını düşünmemiştim :)

20070505

Lounge - Chillout - Downtempo ... birkaç fikir.

ben de ona uzunca bir cevap atmış bulundum. Bu blogun konsepti içinde, yazıyı burada d arşivlemeye karar verdim. Bu blog için yazmayı çok istediğim geniş ölçekli yazılardan değil ne yazık ki, ama hayat koşulları ve gerçekler göz önüne alındığında, çok da kasmamak gerekli sanırım. İşte arşivlenecek o yazı:

(
The Cinematic Orchestra, Tosca, Bonobo, Zero 7, Télépopmusik, Plej, Murcof, Jazzanova ve Boards of Canada gibi isimler yazılmıştı benim mesajımdan önce, arada çok kopukluk olmasın diye belirteyim.
)

----------------------------------------------------

Dinlemesi, takip etmesi çok keyifli bahsedilen türler. Zaman zaman, verilen örnekler başka tarzlara da kayabiliyor. Tam olarak tanımı yapılabilirse fena olmaz bence :) ( "Sit back and relax" dışında :) ) Bir yandan da, bu türlerin güzelliğini, geniş yapılarının, çizilmemiş sınırlarının, birbirleri içine geçmiş olmalarının oluşturduğunu düşünmüyor değilim.

Öncelikle benim aklıma gelen diğer isimleri de ekleyeyim:
- Thievery Corporation (ilginç bir ikili, bahsettiğim genişliği en çok hissettiren isimlerden birisi, kendi çatısı altında başka isimleri toparlamış olması ve geniş diskografisi ile de ağırlıklarını ortaya koyuyor.)
- Zero 7 (zaten söylenmiş:))
- Lamb ( "hightempo" şarkılarındaki ritm yapısına hayranım, daha çok "trip"imsiler. "chillout" olarak değerlendirirsek: sağlamlar :) )
- Air
- Röyksopp
- Morcheeba
- Lemon Jelly (eğlenceli bir yaklaşımı var) -
Gotan Project (kimdir bunlar diyenler için: başlıktaki türleri tangoyla buluşturur. son dönemde ünleri artmaya başladı, NR1'de bile canlı konser dvd'lerini göstermişlerdi, şaşırmıştım.)
- Hotel Costes serisi ( Stéphane Pompougnac tarafından hazırlanan lounge türü hakimiyetindeki mixtapeler.bence çok iyi özet geçer bu türler hakkında. )
- Bonobo ve Cinematic Orchestra'dan bahsedilmiş. Ben bunlardan Ninja Tune'u anlarım:) Cinematic Orchestra bence burada adı geçen türleri karşılamıyor pek, ama hep benzer şekilde tanımlandığını gördüm. (mutlaka dinlenmesi gereken, egolardan uzak, mükemmel müziği yapan bir grup. duymayanlara şiddetle öneririm. daha çok işin jazz tarafındalar, ama kolay dinlenebilirlikten bir şey kaybetmeden.) Konuyu dağıtmadan, Ninja Tune kataloğunda bu tarzlarda başka isimler de var. The Herbaliser, Funki Porcini, benim şimdilik dikkatimi çeken bir isim mesela. Ninja Tune'daki diğer DJ'lere de kulak verilmeli sanırım.
- Boards Of Canada için de işin daha çok IDM (Intelligent Dance Music) tarafında olduklarını söyleyebilirim. Etraflarından, sokaklardan toparladıkları sesleri tanımlanamayacak formlara sokup, dahiyane şekilde kullanıyorlar müziklerinde. Müzik kalıplarınızı yok edebilirler eğer izin verirseniz. Downtempo işler yapıyorlar genelde, ve bir şekilde chillout için de dinlenebilirler.

Bu tarzlara bi' ucundan başlamak isteyenler için: Nasıl, nereden başlanacağı biraz kafa karıştırabilir. tutuverin bir ucundan, sağlam prodüksiyonlar, yerli yerine oturmuş sesler, zaman zaman deneysel tatlar dinlemek herkesin hakkı olmalı :) en önemlisi farklı isimleri keşfetmekten vazgeçmemek, eğer hala aranılan bulunamamış olsa bile. diğer olasılık olarak, "İşte bu" diyorsanız dinlediğinizde, zaten bu türlerin sizi daha da içine çekeceği kesindir.

ha bir de, istanbul'da lounge fm var, netten de yayınlarını takip edebilirsiniz, ama ne yazık ki düşük kbps değerleriyle :( İstanbul'da olsam dedirten radyolardan birisidir kendileri. Bi ucundan başlamak için, ve güzel müzik dinlemek için, tercih edilebilecek yöntemlerden birisi loungefm.

-------------------

İşte durum kısaca böyle. kısaca, adı bilinen, sıkça takip edilen bazı grupların üzerinden geçmiş oldum. her ne kadar amaç arşivlemek de olsa, birilerine yardımcı olursa burada yazılanlar, elbette mutlu olurum. oturduğum yerden anlamsızca konuşmayı çok sevmiyorum. çevrede "dayatılan" müzikten kurtulmak için bir yol olark görürsünüz yazdıklarımı umarım. anlattıklarımdan daha çok şeyi merak ediyorsanız, neler istediğinizi belirtirseniz yardımcı olmak isterim. Yok, benim bu konularda anlatmak istediklerim var diyorsanız, kapım her zaman açık :)

20070409

rock şenliklerinden başlayarak...

istek üzerine yazdığım bu yazıyı da blogda arşivlemeye karar verdim.

hacettepe rock şenliği'ne olan hayranlığa bir de mehmet'in ilgisi eklenince, oturayım bazı yönlerden ele alayım dedim, kısaca. işte o yazı:
...

sen de mi mehmet :)

tamam, ben de şaşırdım ilk günün headlinerlarını görünce. bağlantıları
sağlam olan kişiler var hacettepe'de, onları da kendi alanlarındaki bu
başarı nedeniyle kutlamak lazım.

ama

günümüzde türkiye'de rock genel başlığı altında müzik üretebilen isim bulmak
neredeyse imkansızken, nasıl herhangi bir etkinlik çok sağlam olabilir ki?
mavi sakal bile gösterişte varlığını sürdürüyor sadece, son ürünlerinin
kalıcılığı yakında çıkacaktır ortaya (umarım). Kalan yeni çıkmış isimlerin
durumu ise daha vahim bence. nedenlerim var, sıkmayayım şimdi sizi. (mavi
sakal'ı vurgulamak gibi amacım yoktu, ama bir kere de olsa konserlerini
izlemiş bulundum, adamları bir daha dinlemek için kılımı bile kıpırdatmam.
ve bu isim geçmişiyle, gösterişiyle ilgi toplamaya devam ediyor, çünkü
sorgulayan yok. )

ayrıca üniversitelerin en büyük müzik etkinliği haline gelen "rock"
şenlikleri de ne yazık ki ilerici tavırlar sergileyemiyorlar. bu sefer, yeni
nesil rockla uyutulmaya çalışılıyor ( ne farkı var bunun "pop"la uyutmaktan
ey yeni nesil "rak"çılar? popülerleşen müzik basitleşiyor yanlış insanların
elinde. ) en temel sorun demin bahsettiğim ilerici grupların eksikliği
olabilir, ama onun da altında yatan neden bir talebin ve sonrasında farklı
bir kültürel ortamın oluşamamış olması. amatör, piyasaya çıkmaya çalışan
gruplar da kendi dinledikleri müzikler neyse onu aktarıyorlar ancak. bu
nedenle, eksik görgüleriyle türleri kopyalamaya çalışan gruplar etrafı
doldururken, sadece kendine has türlerini yaratabilmiş işler ortaya
koyabilen gruplar ve sağlam müzisyenler müzik üretmekte (şov yapmakta
değil!) ön plana çıkabiliyor (bakınız gevende, akın eldes, belki de
replikas ).

tekrarlıyorum, yabancı grup getirebilmeleri dışında (ve belki de iyi bir
metal günü hazırlamaları dışında, o gün uzak dursun benden) etkileyici
değildir. bence.

*aDiL

.. her güne "kıyak geçmiş" olsalardı, tek zihniyetin hakim olduğu,
yönlendirici bir şenlikten başka bir şey olmazdı.

20070403

konser kayıtları arşivi

yüzlerce grubun dinleyiciler tarafından alınmış konser kayıtlarını barındıran bir siteyi paylaşmak istiyorum. Gruplar tarafından alınmasına izin verilmiş, copyright sorunları olmayan kayıtlardır. içlerinde gerçekten çok iyi ses, müzik ve performans kalitesine sahip kayıtlar var. Dinleyiciler kayıtları cep telefonu gibi cihazlarla almıyor. bazı kayıtlar profesyonel cihazlarla/mikrofonlarla miks masasının ve sahnedeki sanatçıların desteğiyle alınıyor. Seste veri kaybı olmadan (lossless) indirebileceğiniz bu kayıtlar arasında, biraz araştırmayla çok güzel gruplar bulabilrsiniz, arşivdekilerin çoğu adı sanı duyulmamış gruplar olsa da.

http://www.archive.org/browse.php?collection=etree&field=%2Fmetadata%2Fcreator

Benim ilk önereceğim isim Ryan Adams. 2001-02-17 tarihli "Great American Music Hall"de gerçekleştirlimiş konseri önerebilirim, tek başına sahne aldığı ve çok içten bir performans gösterdiği bir konser olmuş bence, kesinlikle etki bırakacaktır üzerinizde. Ryan Adams kimdir peki. Kısaca alt-country/singer-songwriter olarak özetleyebilirim, hatta "şarkıcı/ şarkı yazarı" konseptini en başarılı uygulayan isimlerden birisi. Yazdığı sözlerle, anlattığı hikayelerle de ilgiyi hak ediyor. Bir senede (2005) 3 albüm (birisi double disc) çıkarabilecek kadar üretken bir müzisyen. oldukça çeşitli konseptlerde gerek kendi ismiyle, gerekse 1990'ların en önemli
gruplarından (pek bilinmese de) Whiskeytown adı altında pek çok albüm yayınladı. Bazı albümleri (RockNRoll gibi) sert elektro gitarlara sahipken, Whiskeytown döneminde alt-country'i tanımlayan işler yaptı viyolinde Caitlin Cary ile birlikte. Kısa dönemde çıkardığı pek çok albüme rağmen, her defasında müziği ve duyguları farklı bir noktadan tutabilmiş biri olarak
görüyorum kendilerini. Albümlerini paylaşmaktansa, gerçek yeteneğin görüldüğü canlı kayıtlara yönlendiriyorum sizi.

bildiğim ve en az bir konserinin kayıt kalitesi yüksek olduğu belirtilmiş olan grupları not ediyorum, yanlarına (*) koyduklarım özellikle dikkate değer gruplar bence. ilgilenen araştırsın:

* A Silver Mt Zion - Fly Pan Am - Godspeed You Black Emperor (post-rock, aynı kökene sahip grup olduklarından birleştirdim) (Godspeed de kendi türünü tanımlamış gruplardan birisi, her bünyeye göre değil belki de.)
Animal Collective
* Magnolia Electric - Songs: Ohia ( alt-country / folk )
Damien Rice
* Death Cab For Cutie (indie pop / indie rock)
Jack Johnson
* Mogwai (post-rock) ( highly recommended:) )
* Mono (post-rock)
Pelican ( post-rock / metal )
* Do Make Say Think (post-rock)
* Elliott Smith
Xiu Xiu

Not: post-rock dediklerim de birbirine benzemez, türleri aynı görünse de. Godspeed minimal ve oldukça uzun (15-20 dakika) kompozisyonlarıyla tanınır. A Silver Mt Zion, biraz daha derli toplu, takip edilebilir bestelere sahiptir, aralarda giren vokaller de olur. Mogwai'yi post-rock olarak tanımlamayı reddeden dinleyiciler olmasına rağmen, bence rock enstrümanlarını rock'tan farklı amaçlar için kullanan bir topluluktur. birkaç eski albümündeki yaklaşımlarıyla, post-rock tanımı hakkettiği söylenebilir. Mono, Mogwai'ye göre daha elektronik seslerden uzak kalmayı tercih eder, eski zamanlarında daha çok noise-rock'a kayıyorlardı, son dönemlerinde sakin melodik kısımlar ön planda şarkılarında. Daha sade tonlarla (delay'leri falan saymazsak tabi:) ) . Do Make Say Think de jaz'a yakınlaşmayı becerebilmiştir çeşitli albümlerinde. Genelde daha sakin, biraz da deneysel kompozisyonları vardır. Lütfen post-rock diyip geçmeyiniz :)

*aDiL

20070324

neden sessiz buralar

biliyorum pek işe yarayamıyor burada yazdıklarım. Çok şey anlatsam, takip edilmiyor diye üzülürdüm bu sefer, ama beni buraya çok sık yazmaktan bir şekilde alıkoyan nedenler var. Neler mi? Burada konu sadece müzik. Bildiğiniz gibi artık adımınızı attığınız her yerde müzik bulabiliyorsunuz internet üzerinde. Myspace deseniz, her türlü grup hakkına fikir edinmenizi sağlayabiliyor. Youtube'da istediğiniz klibe hatta canlı performanslara ulaşabilirken, wikipedia ve last.fm üzerinden sanatçının kim olduğunu, dahil olduğu akımları, benzer müzik üreten kişileri (bunu seven bunu da sevdi tadında) öğrenebiliyorsunuz. Albüm mi dinlemek istiyorsunuz, girin bir torrent sitesine, şanslıysanız diskografi karşınızda. Olmadı girin sevdiğiniz sağlam forumlardan birine, türlere göre istediğiniz gibi dolaşıp bilgi edinin (albüm indirip dinleyin=) ) ya da şu anda üzerinde yer aldığınız blog sistemindeki diğer kullanıcıları araştırın, mutlaka birileri albümü upload edip link verniştir blogunda. isterseniz taşınabilir müzik çalarınıza podcastleri atın, güncel haberleri dinleyerek takip edin. bütün bunları bir araya getirince, kısaca internetin nimetleri diyelim, artık bağımsız müziğe ulaşmak çok daha kolay. Belki sırf bu nedenle, ortalıkta dolanan her şeyi eleyip size en lezzetlilerini sunacak yerlere ihtiyaç var, ama herkesin de damak tadı aynı olmadığından bunu da en genel şekile halledebilmek olanaksız. Samimi bulmadıklarınızı eleyip, "a bunu ben de seviyordum, şurda bahsedilene de bir bakmalıyım o zaman" diyebileceğiniz, muhabbeti güzel siteler üzerindeki yazıalrı takip etmek yararlı oluyor. Dili Türkçe olan ve takip etmeye değer çok az yer var bence. Yan tarafta linki bulunan modernway blogu ekibi bir şeyler çıkartabiliyor ortaya. Indie müzik üretebilen gruplarımız parmak sayısını geçemiyorken, istanbul tabanlı fanzineler ya da çoğu arka planda kalan birkaç müzik dergisi umarım bazı kitlelerin ilgisini, çekebiliyor, onları bilinçlendirebiliyordur. Özel kitlelere hitap eden yerel radyolarımız da keşke daha çok olsa. bakınız istanbul'daki eksen, lounge fm, radiooxigen ya da ankaradaki tek dinlemeye değer radyo, RadyoOdtü'müz :) Ülkemizden çıkan, yazıda bahsetmediğim (bahsetmeyi unuttuğum -mümkün- veya farkında olmadığım) güzellikler varsa cevaplarınızı beklerim.

Sessizliğin nedenini tam olarak ortaya koymak gerekirse: ben buraya hiçbir şey yazmasam da, müziğe ulaşmak isteyen zaten amacına ulaşıyor. ( Bu "araştırmacı" kitleyi, bilinçli dinleyici olarak tanımlıyorum çoğunlukla.) Belki bilgileri edindiğimiz yerler gene bizden birileri tarafından hazırlanıyor, ama arkada daha geniş bir çevre oluyor çoğu zaman. tek kişi tarafından hazırlanan, geri bildirim veren, yeniliklere zorlayan takipçilere sahip olmayan, sadece etraftan toplama linklerle, yazılarla albüm download linkleri üzerine dayanmayan bir paylaşım ortamının ilgi çekmesi zor (umarım yanılmıyorumdur ). En kolayı aralarda sayfa renklensin diye youtube'dan video klipleri atmak, albüm tanıtmak bu tarz bloglarda. Neyse, onu bile yapamıyorum anlayacağınız :) Elime bazen çok fazla albüm geçiyor, bazen ne dinlesem bilemiyorum, bi albümü 1 hafta aralıksız dinleyemiyorum. Bu karmaşa içinde oturup yorum yazmaya çalışmak belki yavaşlamama neden olacağından bana da faydalı olabilir, değil mi? Hm, bi düşüneyim şu konuyu. Kendim için yazıyorum neyse ki:)

Madem bir mesaja başladım, haberlerle devam edeyim. Uluslararası İstanbul Film Festivali kapsamında düzenlenecek olan konserlerden birisi, keşke orda olabilsem dedirtti. :
http://www.iksv.org/film/basin_bulten.asp?cid=208#7
Elbow ve I Am Kloot sahne alıyor, konsept John Lennon şarkıları temeline dayandırılmış. Elbette kendi albümlerinden de şarkılar seslendirecekler. Ne diyeyim, ah keşke orda olabilsem :)

şimdilik bu kadar, yakın zaman içinde tekrar görüşmek üzere:)

aDiL

20070314

3 cover (ve birkaç cümle)

son dönemde dikkatimi çekmiş 3 cover'ı paylaşmak istedim. mp3leri yarın bölüm hesabıma koyacağım, linkler iletiye verilen bir cevapta olacak.

Şarkı: Mark Ronson featuring Alex Greenwald - Just
Ojinal Sanatçı: Radiohead
Paylaşma nedenim: bugunkü rock şenliği dahilinde sahneye çıkan bir grup sahnede bu şarkıyı yorumlamaya çalışmıştı. (önemli bulduğum birkaç nokta aşağıda)

The Quantic Soul Orchestra - Feeling Good
Orjinal Sanatçı: Anthony Newley and Leslie Bricusse. 1966 musikali The Roar of the Greasepaint-the Smell of the Crowd için yazılmış. (bu bilgiyi yeni öğrendim.)
Paylaşım nedenim: Şarkı bugün dikkatimi çekti. feeling good'un günümüz gençleri arasında popülerliğini sağlayan grup muse olmuştu, origin of symmetry albümü ve oldukça orjinal, grup yapısı içinde eritebildikleri bir yorumla. o kaydın dışında pek çok farklı yorumu bulunan bir şarkı Feeling Good. Paylaştığım şarkıya gelirsem: the quantic soul orchestra, kendini isminde özetleyen bir grup. soul. orchestra. the quantic isimli oluşumun bir alt ayağı gibi, türü kendi içinde özelleşmiş. ayrıntılı bilgi için: google, wikipedia, http://www.quantic.org/. fikir edinmek için mp3'ü dinleyebilirsiniz.

Elbow - Teardrop (canlı)
Orjinal Sanatçı: Massive Attack
Paylaşım nedenim: Biraz ender bulunur bir kayıt olduğunu düşünüyorum. 22 Eylül 2003 tarihli black sessions kayıtlarının ilk parçası. Teardrop'u sevenler için ayrı bir tad verebilir. Özellikle şarkıyı bu sefer erkek bir vokalden dinlemek biraz tedirginliğe sebep olabilir, kayıt kalitesinin yüksek olmamasından dolayı dinlerken çok akıcı gelmeyebilir. Elbow'la tanışmak için en iyi fırsat değil belki de. cover konseptine uyarak, sağlam brit/indie müzik yapabilen bir grubu tanıtmak istedim ilgilenenler için.

şimdi, bugünkü performanstan yola çıkıp, konuyu arada bir miktar dağıtıp birkaç cümle daha eklemek istiyorum bu yazıya:

Just'ı yorumlayan grubun adını vermekte sakınca görmüyorum: Well Behaved. Kendini indie/brit-pop/post-punk diye tanımlamışlar, coverladıkları grupları afişlerine gururla (?) koyuyorlar. Merak ediyordum, denk geldi, ilk defa izledim. Vardığım sonuç: Daha yaptıkları işin farkında olmayan bir grup. daha da genel gidecek olursam: eğer bu tarzları takip etmek istiyorsanız, türkiye'de çıkan her gruba rahatlıkla negatif önyargıyla yaklaşabilirsiniz, grubu izlediğinizde hayal kırıklığına uğramazsınız en azından. raindog bir bu iki. nokiasupersound'daki benzer şekilde kendini pazarlamaya çalışan gruplar deseniz, altyapı, yaratıcılık ve müzikal değerlendirmeden yoksun şeyler sunmaktan başka iş yaptıklarını görmedim (neredeyse tamamının). kopya bile olamıyorlar çoğu zaman, kendi özlerini yansıtmak nerde ... yok eğer
modern rock, hatta ve hatta post rock, müziği sevmiyorum diyorsanız, hala dinlemediğiniz iyi isimler veya kişisel müzik sınırlarınız vardır.

türkiye'deki bağımsız müzikle ilgili bir yazı okumuştum. bu yazıyı paylaşmak için uygun zaman olduğunu düşünüyorum. belki farklı bakış açıları kazanmanızı sağlayabilir. biraz taraflı, ama olan biten hakkında uzaktan da olsa fikir veriyor. ( özellikle istanbul tabanlı modern müziği türkiyeye taşıma amaçlı gruplar var, henüz bir kalite standartı oluşamamış olsa da ). Link

! türkiye'deki bağımsız müzik piyasasıyla ilgili en ufak bir kaynak biliyorsanız, bana iletebilirseniz çoook sevinirim. özellikle basılı medyayı merak ediyorum. dergiler, özel web siteleri, demo/split CD'ler ... . !

ayrıca eğer -rock genel başlığındaki- konserlere giden bir müzik dinleyiciyseniz, lütfen (!) azla yetinmeyin, kötü yorumları/performansları alkışlamayın. eğer parçadaki sesleri anlayamıyorsanız, bütünlük yoksa, kompozisyon yoksa, boşuna kendinize eziyet etmeyin, illa grubu destekliycez diye yırtınmayın. tekrardan söylüyorum: alkışlamayın! biraz kalite aramak
sizin de hakkınız. karşınızdaki kişilerin müzisyen olması gerektiğini unutmayın. onların görevi en iyi performansı sergilemek. ses sistemindeki genel sorunlar için belki grubu kötülemeye gerek yok, ancak bu noktada da işin başında (organizasyonda) sorunları çözebilen kişiler olmasını dilemek de aynı şekilde sizin hakkınız. eğer dinlediğiniz müziğin kültüründe vurdumduymazlık/basit cümlelerle anlatım oluşturmak yoksa (olabilir, bence bir nevi yaklaşımdır, samimi olduğu sürece isteyen yapsın, isteyen takip etsin) yanlışlıklara göz yummamalısınız. eğer boş vakit geçirmek için kullanmıyorsanız böyle aktiviteleri, mutlaka seçici davranın !

ODTÜ MT hakkında fazla bir şey demek istemiyorum. Eminim ki sahneye çıkacak kalitede grup bulmakta bile zorlanıyorlardır.

*aDiL