istek üzerine yazdığım bu yazıyı da blogda arşivlemeye karar verdim.
hacettepe rock şenliği'ne olan hayranlığa bir de mehmet'in ilgisi eklenince, oturayım bazı yönlerden ele alayım dedim, kısaca. işte o yazı:
...
sen de mi mehmet :)
tamam, ben de şaşırdım ilk günün headlinerlarını görünce. bağlantıları
sağlam olan kişiler var hacettepe'de, onları da kendi alanlarındaki bu
başarı nedeniyle kutlamak lazım.
ama
günümüzde türkiye'de rock genel başlığı altında müzik üretebilen isim bulmak
neredeyse imkansızken, nasıl herhangi bir etkinlik çok sağlam olabilir ki?
mavi sakal bile gösterişte varlığını sürdürüyor sadece, son ürünlerinin
kalıcılığı yakında çıkacaktır ortaya (umarım). Kalan yeni çıkmış isimlerin
durumu ise daha vahim bence. nedenlerim var, sıkmayayım şimdi sizi. (mavi
sakal'ı vurgulamak gibi amacım yoktu, ama bir kere de olsa konserlerini
izlemiş bulundum, adamları bir daha dinlemek için kılımı bile kıpırdatmam.
ve bu isim geçmişiyle, gösterişiyle ilgi toplamaya devam ediyor, çünkü
sorgulayan yok. )
ayrıca üniversitelerin en büyük müzik etkinliği haline gelen "rock"
şenlikleri de ne yazık ki ilerici tavırlar sergileyemiyorlar. bu sefer, yeni
nesil rockla uyutulmaya çalışılıyor ( ne farkı var bunun "pop"la uyutmaktan
ey yeni nesil "rak"çılar? popülerleşen müzik basitleşiyor yanlış insanların
elinde. ) en temel sorun demin bahsettiğim ilerici grupların eksikliği
olabilir, ama onun da altında yatan neden bir talebin ve sonrasında farklı
bir kültürel ortamın oluşamamış olması. amatör, piyasaya çıkmaya çalışan
gruplar da kendi dinledikleri müzikler neyse onu aktarıyorlar ancak. bu
nedenle, eksik görgüleriyle türleri kopyalamaya çalışan gruplar etrafı
doldururken, sadece kendine has türlerini yaratabilmiş işler ortaya
koyabilen gruplar ve sağlam müzisyenler müzik üretmekte (şov yapmakta
değil!) ön plana çıkabiliyor (bakınız gevende, akın eldes, belki de
replikas ).
tekrarlıyorum, yabancı grup getirebilmeleri dışında (ve belki de iyi bir
metal günü hazırlamaları dışında, o gün uzak dursun benden) etkileyici
değildir. bence.
*aDiL
.. her güne "kıyak geçmiş" olsalardı, tek zihniyetin hakim olduğu,
yönlendirici bir şenlikten başka bir şey olmazdı.
20070409
20070403
konser kayıtları arşivi
yüzlerce grubun dinleyiciler tarafından alınmış konser kayıtlarını barındıran bir siteyi paylaşmak istiyorum. Gruplar tarafından alınmasına izin verilmiş, copyright sorunları olmayan kayıtlardır. içlerinde gerçekten çok iyi ses, müzik ve performans kalitesine sahip kayıtlar var. Dinleyiciler kayıtları cep telefonu gibi cihazlarla almıyor. bazı kayıtlar profesyonel cihazlarla/mikrofonlarla miks masasının ve sahnedeki sanatçıların desteğiyle alınıyor. Seste veri kaybı olmadan (lossless) indirebileceğiniz bu kayıtlar arasında, biraz araştırmayla çok güzel gruplar bulabilrsiniz, arşivdekilerin çoğu adı sanı duyulmamış gruplar olsa da.
http://www.archive.org/browse.php?collection=etree&field=%2Fmetadata%2Fcreator
Benim ilk önereceğim isim Ryan Adams. 2001-02-17 tarihli "Great American Music Hall"de gerçekleştirlimiş konseri önerebilirim, tek başına sahne aldığı ve çok içten bir performans gösterdiği bir konser olmuş bence, kesinlikle etki bırakacaktır üzerinizde. Ryan Adams kimdir peki. Kısaca alt-country/singer-songwriter olarak özetleyebilirim, hatta "şarkıcı/ şarkı yazarı" konseptini en başarılı uygulayan isimlerden birisi. Yazdığı sözlerle, anlattığı hikayelerle de ilgiyi hak ediyor. Bir senede (2005) 3 albüm (birisi double disc) çıkarabilecek kadar üretken bir müzisyen. oldukça çeşitli konseptlerde gerek kendi ismiyle, gerekse 1990'ların en önemli
gruplarından (pek bilinmese de) Whiskeytown adı altında pek çok albüm yayınladı. Bazı albümleri (RockNRoll gibi) sert elektro gitarlara sahipken, Whiskeytown döneminde alt-country'i tanımlayan işler yaptı viyolinde Caitlin Cary ile birlikte. Kısa dönemde çıkardığı pek çok albüme rağmen, her defasında müziği ve duyguları farklı bir noktadan tutabilmiş biri olarak
görüyorum kendilerini. Albümlerini paylaşmaktansa, gerçek yeteneğin görüldüğü canlı kayıtlara yönlendiriyorum sizi.
bildiğim ve en az bir konserinin kayıt kalitesi yüksek olduğu belirtilmiş olan grupları not ediyorum, yanlarına (*) koyduklarım özellikle dikkate değer gruplar bence. ilgilenen araştırsın:
* A Silver Mt Zion - Fly Pan Am - Godspeed You Black Emperor (post-rock, aynı kökene sahip grup olduklarından birleştirdim) (Godspeed de kendi türünü tanımlamış gruplardan birisi, her bünyeye göre değil belki de.)
Animal Collective
* Magnolia Electric - Songs: Ohia ( alt-country / folk )
Damien Rice
* Death Cab For Cutie (indie pop / indie rock)
Jack Johnson
* Mogwai (post-rock) ( highly recommended:) )
* Mono (post-rock)
Pelican ( post-rock / metal )
* Do Make Say Think (post-rock)
* Elliott Smith
Xiu Xiu
Not: post-rock dediklerim de birbirine benzemez, türleri aynı görünse de. Godspeed minimal ve oldukça uzun (15-20 dakika) kompozisyonlarıyla tanınır. A Silver Mt Zion, biraz daha derli toplu, takip edilebilir bestelere sahiptir, aralarda giren vokaller de olur. Mogwai'yi post-rock olarak tanımlamayı reddeden dinleyiciler olmasına rağmen, bence rock enstrümanlarını rock'tan farklı amaçlar için kullanan bir topluluktur. birkaç eski albümündeki yaklaşımlarıyla, post-rock tanımı hakkettiği söylenebilir. Mono, Mogwai'ye göre daha elektronik seslerden uzak kalmayı tercih eder, eski zamanlarında daha çok noise-rock'a kayıyorlardı, son dönemlerinde sakin melodik kısımlar ön planda şarkılarında. Daha sade tonlarla (delay'leri falan saymazsak tabi:) ) . Do Make Say Think de jaz'a yakınlaşmayı becerebilmiştir çeşitli albümlerinde. Genelde daha sakin, biraz da deneysel kompozisyonları vardır. Lütfen post-rock diyip geçmeyiniz :)
*aDiL
http://www.archive.org/browse.php?collection=etree&field=%2Fmetadata%2Fcreator
Benim ilk önereceğim isim Ryan Adams. 2001-02-17 tarihli "Great American Music Hall"de gerçekleştirlimiş konseri önerebilirim, tek başına sahne aldığı ve çok içten bir performans gösterdiği bir konser olmuş bence, kesinlikle etki bırakacaktır üzerinizde. Ryan Adams kimdir peki. Kısaca alt-country/singer-songwriter olarak özetleyebilirim, hatta "şarkıcı/ şarkı yazarı" konseptini en başarılı uygulayan isimlerden birisi. Yazdığı sözlerle, anlattığı hikayelerle de ilgiyi hak ediyor. Bir senede (2005) 3 albüm (birisi double disc) çıkarabilecek kadar üretken bir müzisyen. oldukça çeşitli konseptlerde gerek kendi ismiyle, gerekse 1990'ların en önemli
gruplarından (pek bilinmese de) Whiskeytown adı altında pek çok albüm yayınladı. Bazı albümleri (RockNRoll gibi) sert elektro gitarlara sahipken, Whiskeytown döneminde alt-country'i tanımlayan işler yaptı viyolinde Caitlin Cary ile birlikte. Kısa dönemde çıkardığı pek çok albüme rağmen, her defasında müziği ve duyguları farklı bir noktadan tutabilmiş biri olarak
görüyorum kendilerini. Albümlerini paylaşmaktansa, gerçek yeteneğin görüldüğü canlı kayıtlara yönlendiriyorum sizi.
bildiğim ve en az bir konserinin kayıt kalitesi yüksek olduğu belirtilmiş olan grupları not ediyorum, yanlarına (*) koyduklarım özellikle dikkate değer gruplar bence. ilgilenen araştırsın:
* A Silver Mt Zion - Fly Pan Am - Godspeed You Black Emperor (post-rock, aynı kökene sahip grup olduklarından birleştirdim) (Godspeed de kendi türünü tanımlamış gruplardan birisi, her bünyeye göre değil belki de.)
Animal Collective
* Magnolia Electric - Songs: Ohia ( alt-country / folk )
Damien Rice
* Death Cab For Cutie (indie pop / indie rock)
Jack Johnson
* Mogwai (post-rock) ( highly recommended:) )
* Mono (post-rock)
Pelican ( post-rock / metal )
* Do Make Say Think (post-rock)
* Elliott Smith
Xiu Xiu
Not: post-rock dediklerim de birbirine benzemez, türleri aynı görünse de. Godspeed minimal ve oldukça uzun (15-20 dakika) kompozisyonlarıyla tanınır. A Silver Mt Zion, biraz daha derli toplu, takip edilebilir bestelere sahiptir, aralarda giren vokaller de olur. Mogwai'yi post-rock olarak tanımlamayı reddeden dinleyiciler olmasına rağmen, bence rock enstrümanlarını rock'tan farklı amaçlar için kullanan bir topluluktur. birkaç eski albümündeki yaklaşımlarıyla, post-rock tanımı hakkettiği söylenebilir. Mono, Mogwai'ye göre daha elektronik seslerden uzak kalmayı tercih eder, eski zamanlarında daha çok noise-rock'a kayıyorlardı, son dönemlerinde sakin melodik kısımlar ön planda şarkılarında. Daha sade tonlarla (delay'leri falan saymazsak tabi:) ) . Do Make Say Think de jaz'a yakınlaşmayı becerebilmiştir çeşitli albümlerinde. Genelde daha sakin, biraz da deneysel kompozisyonları vardır. Lütfen post-rock diyip geçmeyiniz :)
*aDiL
20070324
neden sessiz buralar
biliyorum pek işe yarayamıyor burada yazdıklarım. Çok şey anlatsam, takip edilmiyor diye üzülürdüm bu sefer, ama beni buraya çok sık yazmaktan bir şekilde alıkoyan nedenler var. Neler mi? Burada konu sadece müzik. Bildiğiniz gibi artık adımınızı attığınız her yerde müzik bulabiliyorsunuz internet üzerinde. Myspace deseniz, her türlü grup hakkına fikir edinmenizi sağlayabiliyor. Youtube'da istediğiniz klibe hatta canlı performanslara ulaşabilirken, wikipedia ve last.fm üzerinden sanatçının kim olduğunu, dahil olduğu akımları, benzer müzik üreten kişileri (bunu seven bunu da sevdi tadında) öğrenebiliyorsunuz. Albüm mi dinlemek istiyorsunuz, girin bir torrent sitesine, şanslıysanız diskografi karşınızda. Olmadı girin sevdiğiniz sağlam forumlardan birine, türlere göre istediğiniz gibi dolaşıp bilgi edinin (albüm indirip dinleyin=) ) ya da şu anda üzerinde yer aldığınız blog sistemindeki diğer kullanıcıları araştırın, mutlaka birileri albümü upload edip link verniştir blogunda. isterseniz taşınabilir müzik çalarınıza podcastleri atın, güncel haberleri dinleyerek takip edin. bütün bunları bir araya getirince, kısaca internetin nimetleri diyelim, artık bağımsız müziğe ulaşmak çok daha kolay. Belki sırf bu nedenle, ortalıkta dolanan her şeyi eleyip size en lezzetlilerini sunacak yerlere ihtiyaç var, ama herkesin de damak tadı aynı olmadığından bunu da en genel şekile halledebilmek olanaksız. Samimi bulmadıklarınızı eleyip, "a bunu ben de seviyordum, şurda bahsedilene de bir bakmalıyım o zaman" diyebileceğiniz, muhabbeti güzel siteler üzerindeki yazıalrı takip etmek yararlı oluyor. Dili Türkçe olan ve takip etmeye değer çok az yer var bence. Yan tarafta linki bulunan modernway blogu ekibi bir şeyler çıkartabiliyor ortaya. Indie müzik üretebilen gruplarımız parmak sayısını geçemiyorken, istanbul tabanlı fanzineler ya da çoğu arka planda kalan birkaç müzik dergisi umarım bazı kitlelerin ilgisini, çekebiliyor, onları bilinçlendirebiliyordur. Özel kitlelere hitap eden yerel radyolarımız da keşke daha çok olsa. bakınız istanbul'daki eksen, lounge fm, radiooxigen ya da ankaradaki tek dinlemeye değer radyo, RadyoOdtü'müz :) Ülkemizden çıkan, yazıda bahsetmediğim (bahsetmeyi unuttuğum -mümkün- veya farkında olmadığım) güzellikler varsa cevaplarınızı beklerim.
Sessizliğin nedenini tam olarak ortaya koymak gerekirse: ben buraya hiçbir şey yazmasam da, müziğe ulaşmak isteyen zaten amacına ulaşıyor. ( Bu "araştırmacı" kitleyi, bilinçli dinleyici olarak tanımlıyorum çoğunlukla.) Belki bilgileri edindiğimiz yerler gene bizden birileri tarafından hazırlanıyor, ama arkada daha geniş bir çevre oluyor çoğu zaman. tek kişi tarafından hazırlanan, geri bildirim veren, yeniliklere zorlayan takipçilere sahip olmayan, sadece etraftan toplama linklerle, yazılarla albüm download linkleri üzerine dayanmayan bir paylaşım ortamının ilgi çekmesi zor (umarım yanılmıyorumdur ). En kolayı aralarda sayfa renklensin diye youtube'dan video klipleri atmak, albüm tanıtmak bu tarz bloglarda. Neyse, onu bile yapamıyorum anlayacağınız :) Elime bazen çok fazla albüm geçiyor, bazen ne dinlesem bilemiyorum, bi albümü 1 hafta aralıksız dinleyemiyorum. Bu karmaşa içinde oturup yorum yazmaya çalışmak belki yavaşlamama neden olacağından bana da faydalı olabilir, değil mi? Hm, bi düşüneyim şu konuyu. Kendim için yazıyorum neyse ki:)
Madem bir mesaja başladım, haberlerle devam edeyim. Uluslararası İstanbul Film Festivali kapsamında düzenlenecek olan konserlerden birisi, keşke orda olabilsem dedirtti. :
http://www.iksv.org/film/basin_bulten.asp?cid=208#7
Elbow ve I Am Kloot sahne alıyor, konsept John Lennon şarkıları temeline dayandırılmış. Elbette kendi albümlerinden de şarkılar seslendirecekler. Ne diyeyim, ah keşke orda olabilsem :)
şimdilik bu kadar, yakın zaman içinde tekrar görüşmek üzere:)
aDiL
Sessizliğin nedenini tam olarak ortaya koymak gerekirse: ben buraya hiçbir şey yazmasam da, müziğe ulaşmak isteyen zaten amacına ulaşıyor. ( Bu "araştırmacı" kitleyi, bilinçli dinleyici olarak tanımlıyorum çoğunlukla.) Belki bilgileri edindiğimiz yerler gene bizden birileri tarafından hazırlanıyor, ama arkada daha geniş bir çevre oluyor çoğu zaman. tek kişi tarafından hazırlanan, geri bildirim veren, yeniliklere zorlayan takipçilere sahip olmayan, sadece etraftan toplama linklerle, yazılarla albüm download linkleri üzerine dayanmayan bir paylaşım ortamının ilgi çekmesi zor (umarım yanılmıyorumdur ). En kolayı aralarda sayfa renklensin diye youtube'dan video klipleri atmak, albüm tanıtmak bu tarz bloglarda. Neyse, onu bile yapamıyorum anlayacağınız :) Elime bazen çok fazla albüm geçiyor, bazen ne dinlesem bilemiyorum, bi albümü 1 hafta aralıksız dinleyemiyorum. Bu karmaşa içinde oturup yorum yazmaya çalışmak belki yavaşlamama neden olacağından bana da faydalı olabilir, değil mi? Hm, bi düşüneyim şu konuyu. Kendim için yazıyorum neyse ki:)
Madem bir mesaja başladım, haberlerle devam edeyim. Uluslararası İstanbul Film Festivali kapsamında düzenlenecek olan konserlerden birisi, keşke orda olabilsem dedirtti. :
http://www.iksv.org/film/basin_bulten.asp?cid=208#7
Elbow ve I Am Kloot sahne alıyor, konsept John Lennon şarkıları temeline dayandırılmış. Elbette kendi albümlerinden de şarkılar seslendirecekler. Ne diyeyim, ah keşke orda olabilsem :)
şimdilik bu kadar, yakın zaman içinde tekrar görüşmek üzere:)
aDiL
20070314
3 cover (ve birkaç cümle)
son dönemde dikkatimi çekmiş 3 cover'ı paylaşmak istedim. mp3leri yarın bölüm hesabıma koyacağım, linkler iletiye verilen bir cevapta olacak.
Şarkı: Mark Ronson featuring Alex Greenwald - Just
Ojinal Sanatçı: Radiohead
Paylaşma nedenim: bugunkü rock şenliği dahilinde sahneye çıkan bir grup sahnede bu şarkıyı yorumlamaya çalışmıştı. (önemli bulduğum birkaç nokta aşağıda)
The Quantic Soul Orchestra - Feeling Good
Orjinal Sanatçı: Anthony Newley and Leslie Bricusse. 1966 musikali The Roar of the Greasepaint-the Smell of the Crowd için yazılmış. (bu bilgiyi yeni öğrendim.)
Paylaşım nedenim: Şarkı bugün dikkatimi çekti. feeling good'un günümüz gençleri arasında popülerliğini sağlayan grup muse olmuştu, origin of symmetry albümü ve oldukça orjinal, grup yapısı içinde eritebildikleri bir yorumla. o kaydın dışında pek çok farklı yorumu bulunan bir şarkı Feeling Good. Paylaştığım şarkıya gelirsem: the quantic soul orchestra, kendini isminde özetleyen bir grup. soul. orchestra. the quantic isimli oluşumun bir alt ayağı gibi, türü kendi içinde özelleşmiş. ayrıntılı bilgi için: google, wikipedia, http://www.quantic.org/. fikir edinmek için mp3'ü dinleyebilirsiniz.
Elbow - Teardrop (canlı)
Orjinal Sanatçı: Massive Attack
Paylaşım nedenim: Biraz ender bulunur bir kayıt olduğunu düşünüyorum. 22 Eylül 2003 tarihli black sessions kayıtlarının ilk parçası. Teardrop'u sevenler için ayrı bir tad verebilir. Özellikle şarkıyı bu sefer erkek bir vokalden dinlemek biraz tedirginliğe sebep olabilir, kayıt kalitesinin yüksek olmamasından dolayı dinlerken çok akıcı gelmeyebilir. Elbow'la tanışmak için en iyi fırsat değil belki de. cover konseptine uyarak, sağlam brit/indie müzik yapabilen bir grubu tanıtmak istedim ilgilenenler için.
şimdi, bugünkü performanstan yola çıkıp, konuyu arada bir miktar dağıtıp birkaç cümle daha eklemek istiyorum bu yazıya:
Just'ı yorumlayan grubun adını vermekte sakınca görmüyorum: Well Behaved. Kendini indie/brit-pop/post-punk diye tanımlamışlar, coverladıkları grupları afişlerine gururla (?) koyuyorlar. Merak ediyordum, denk geldi, ilk defa izledim. Vardığım sonuç: Daha yaptıkları işin farkında olmayan bir grup. daha da genel gidecek olursam: eğer bu tarzları takip etmek istiyorsanız, türkiye'de çıkan her gruba rahatlıkla negatif önyargıyla yaklaşabilirsiniz, grubu izlediğinizde hayal kırıklığına uğramazsınız en azından. raindog bir bu iki. nokiasupersound'daki benzer şekilde kendini pazarlamaya çalışan gruplar deseniz, altyapı, yaratıcılık ve müzikal değerlendirmeden yoksun şeyler sunmaktan başka iş yaptıklarını görmedim (neredeyse tamamının). kopya bile olamıyorlar çoğu zaman, kendi özlerini yansıtmak nerde ... yok eğer
modern rock, hatta ve hatta post rock, müziği sevmiyorum diyorsanız, hala dinlemediğiniz iyi isimler veya kişisel müzik sınırlarınız vardır.
türkiye'deki bağımsız müzikle ilgili bir yazı okumuştum. bu yazıyı paylaşmak için uygun zaman olduğunu düşünüyorum. belki farklı bakış açıları kazanmanızı sağlayabilir. biraz taraflı, ama olan biten hakkında uzaktan da olsa fikir veriyor. ( özellikle istanbul tabanlı modern müziği türkiyeye taşıma amaçlı gruplar var, henüz bir kalite standartı oluşamamış olsa da ). Link
! türkiye'deki bağımsız müzik piyasasıyla ilgili en ufak bir kaynak biliyorsanız, bana iletebilirseniz çoook sevinirim. özellikle basılı medyayı merak ediyorum. dergiler, özel web siteleri, demo/split CD'ler ... . !
ayrıca eğer -rock genel başlığındaki- konserlere giden bir müzik dinleyiciyseniz, lütfen (!) azla yetinmeyin, kötü yorumları/performansları alkışlamayın. eğer parçadaki sesleri anlayamıyorsanız, bütünlük yoksa, kompozisyon yoksa, boşuna kendinize eziyet etmeyin, illa grubu destekliycez diye yırtınmayın. tekrardan söylüyorum: alkışlamayın! biraz kalite aramak
sizin de hakkınız. karşınızdaki kişilerin müzisyen olması gerektiğini unutmayın. onların görevi en iyi performansı sergilemek. ses sistemindeki genel sorunlar için belki grubu kötülemeye gerek yok, ancak bu noktada da işin başında (organizasyonda) sorunları çözebilen kişiler olmasını dilemek de aynı şekilde sizin hakkınız. eğer dinlediğiniz müziğin kültüründe vurdumduymazlık/basit cümlelerle anlatım oluşturmak yoksa (olabilir, bence bir nevi yaklaşımdır, samimi olduğu sürece isteyen yapsın, isteyen takip etsin) yanlışlıklara göz yummamalısınız. eğer boş vakit geçirmek için kullanmıyorsanız böyle aktiviteleri, mutlaka seçici davranın !
ODTÜ MT hakkında fazla bir şey demek istemiyorum. Eminim ki sahneye çıkacak kalitede grup bulmakta bile zorlanıyorlardır.
*aDiL
Şarkı: Mark Ronson featuring Alex Greenwald - Just
Ojinal Sanatçı: Radiohead
Paylaşma nedenim: bugunkü rock şenliği dahilinde sahneye çıkan bir grup sahnede bu şarkıyı yorumlamaya çalışmıştı. (önemli bulduğum birkaç nokta aşağıda)
The Quantic Soul Orchestra - Feeling Good
Orjinal Sanatçı: Anthony Newley and Leslie Bricusse. 1966 musikali The Roar of the Greasepaint-the Smell of the Crowd için yazılmış. (bu bilgiyi yeni öğrendim.)
Paylaşım nedenim: Şarkı bugün dikkatimi çekti. feeling good'un günümüz gençleri arasında popülerliğini sağlayan grup muse olmuştu, origin of symmetry albümü ve oldukça orjinal, grup yapısı içinde eritebildikleri bir yorumla. o kaydın dışında pek çok farklı yorumu bulunan bir şarkı Feeling Good. Paylaştığım şarkıya gelirsem: the quantic soul orchestra, kendini isminde özetleyen bir grup. soul. orchestra. the quantic isimli oluşumun bir alt ayağı gibi, türü kendi içinde özelleşmiş. ayrıntılı bilgi için: google, wikipedia, http://www.quantic.org/. fikir edinmek için mp3'ü dinleyebilirsiniz.
Elbow - Teardrop (canlı)
Orjinal Sanatçı: Massive Attack
Paylaşım nedenim: Biraz ender bulunur bir kayıt olduğunu düşünüyorum. 22 Eylül 2003 tarihli black sessions kayıtlarının ilk parçası. Teardrop'u sevenler için ayrı bir tad verebilir. Özellikle şarkıyı bu sefer erkek bir vokalden dinlemek biraz tedirginliğe sebep olabilir, kayıt kalitesinin yüksek olmamasından dolayı dinlerken çok akıcı gelmeyebilir. Elbow'la tanışmak için en iyi fırsat değil belki de. cover konseptine uyarak, sağlam brit/indie müzik yapabilen bir grubu tanıtmak istedim ilgilenenler için.
şimdi, bugünkü performanstan yola çıkıp, konuyu arada bir miktar dağıtıp birkaç cümle daha eklemek istiyorum bu yazıya:
Just'ı yorumlayan grubun adını vermekte sakınca görmüyorum: Well Behaved. Kendini indie/brit-pop/post-punk diye tanımlamışlar, coverladıkları grupları afişlerine gururla (?) koyuyorlar. Merak ediyordum, denk geldi, ilk defa izledim. Vardığım sonuç: Daha yaptıkları işin farkında olmayan bir grup. daha da genel gidecek olursam: eğer bu tarzları takip etmek istiyorsanız, türkiye'de çıkan her gruba rahatlıkla negatif önyargıyla yaklaşabilirsiniz, grubu izlediğinizde hayal kırıklığına uğramazsınız en azından. raindog bir bu iki. nokiasupersound'daki benzer şekilde kendini pazarlamaya çalışan gruplar deseniz, altyapı, yaratıcılık ve müzikal değerlendirmeden yoksun şeyler sunmaktan başka iş yaptıklarını görmedim (neredeyse tamamının). kopya bile olamıyorlar çoğu zaman, kendi özlerini yansıtmak nerde ... yok eğer
modern rock, hatta ve hatta post rock, müziği sevmiyorum diyorsanız, hala dinlemediğiniz iyi isimler veya kişisel müzik sınırlarınız vardır.
türkiye'deki bağımsız müzikle ilgili bir yazı okumuştum. bu yazıyı paylaşmak için uygun zaman olduğunu düşünüyorum. belki farklı bakış açıları kazanmanızı sağlayabilir. biraz taraflı, ama olan biten hakkında uzaktan da olsa fikir veriyor. ( özellikle istanbul tabanlı modern müziği türkiyeye taşıma amaçlı gruplar var, henüz bir kalite standartı oluşamamış olsa da ). Link
! türkiye'deki bağımsız müzik piyasasıyla ilgili en ufak bir kaynak biliyorsanız, bana iletebilirseniz çoook sevinirim. özellikle basılı medyayı merak ediyorum. dergiler, özel web siteleri, demo/split CD'ler ... . !
ayrıca eğer -rock genel başlığındaki- konserlere giden bir müzik dinleyiciyseniz, lütfen (!) azla yetinmeyin, kötü yorumları/performansları alkışlamayın. eğer parçadaki sesleri anlayamıyorsanız, bütünlük yoksa, kompozisyon yoksa, boşuna kendinize eziyet etmeyin, illa grubu destekliycez diye yırtınmayın. tekrardan söylüyorum: alkışlamayın! biraz kalite aramak
sizin de hakkınız. karşınızdaki kişilerin müzisyen olması gerektiğini unutmayın. onların görevi en iyi performansı sergilemek. ses sistemindeki genel sorunlar için belki grubu kötülemeye gerek yok, ancak bu noktada da işin başında (organizasyonda) sorunları çözebilen kişiler olmasını dilemek de aynı şekilde sizin hakkınız. eğer dinlediğiniz müziğin kültüründe vurdumduymazlık/basit cümlelerle anlatım oluşturmak yoksa (olabilir, bence bir nevi yaklaşımdır, samimi olduğu sürece isteyen yapsın, isteyen takip etsin) yanlışlıklara göz yummamalısınız. eğer boş vakit geçirmek için kullanmıyorsanız böyle aktiviteleri, mutlaka seçici davranın !
ODTÜ MT hakkında fazla bir şey demek istemiyorum. Eminim ki sahneye çıkacak kalitede grup bulmakta bile zorlanıyorlardır.
*aDiL
20070221
Yabancı indie sahnesinde bir Türk ismi: Adem İlhan
birkaç dakika önce, bir Türk ismini keşfettim: Adem İlhan. Bu ismi nereden bulduğuma gelirsem:
Four Tet , son zamanlardaki favorilerimden birisi. Post/rock, electronica, experimental yönleri birleştiren, "tek kişiden" (Kieran Hebden) oluşan bir proje. Akustik enstürmanları kullanması, ama bir yandan da müziği tamamen bilgisayara dayandırıyor olması, beni uzun süre etkileyecek gibi. Bu kişinin ilk işi ise "Fridge" adında bir post-rock grubu. Grup, 3 okul arkadaşından oluşuyormuş. Fridge elemanları, geçen süre içinde eğitimlerine devam etmiş, aralarda bazıları solo işler yapmış. Şu anda bu solo işleri ve Fridge albümlerini bulmaya/dinlemeye çalışıyorum ağırlıkla. Bu grubun içinde yer alan diğer isimlerden birisi kim dersiniz? Konuyu bağlamam gerektiğine göre, Adem İlhan olmalı.
Bir diğer benim için ilginç nokta da, birkaç gün önce mp3 çalarımda Adem isimli birinin mojo pin kaydını görmüş olmamdı. Jeff Buckley ve Tim Buckley Tribute albümünde yer alan bir şarkı, ismi ilk sıraya yerleşince dikkatimi çekiyordu, hep "Türk değildir, benzerliktir" diye düşünüyordum. Öyle değilmiş, Bu şarkı, Adem İlhan'ın yaptığı bir kayıtmış. şimdi oturup merakla dinledim. Akustik gitar ve farklı vurgularla yorumlamış, güzel olmuş ilk dinlememe göre.
Kendisiyle ilgili kısa zamanda karşıma çıkan başka bir bilgi de şu şekilde: Başta elektronik tabanlı çalışan birisi olup (Fridge, son döneminde yoğun sample kullanımlarıyla göze çarpan bir grupmuş) sonradan bu şekilde elektroniğe kaymasını da bir kaza olarak tanımlamış, ama sonrasında da özünü bulmuş.
Bu "scene" içinde Türk isimler rastlamak, kesinlikle çok heyecanlandırıcı oluyor, değil mi?
*aDiL
Four Tet , son zamanlardaki favorilerimden birisi. Post/rock, electronica, experimental yönleri birleştiren, "tek kişiden" (Kieran Hebden) oluşan bir proje. Akustik enstürmanları kullanması, ama bir yandan da müziği tamamen bilgisayara dayandırıyor olması, beni uzun süre etkileyecek gibi. Bu kişinin ilk işi ise "Fridge" adında bir post-rock grubu. Grup, 3 okul arkadaşından oluşuyormuş. Fridge elemanları, geçen süre içinde eğitimlerine devam etmiş, aralarda bazıları solo işler yapmış. Şu anda bu solo işleri ve Fridge albümlerini bulmaya/dinlemeye çalışıyorum ağırlıkla. Bu grubun içinde yer alan diğer isimlerden birisi kim dersiniz? Konuyu bağlamam gerektiğine göre, Adem İlhan olmalı.
Bir diğer benim için ilginç nokta da, birkaç gün önce mp3 çalarımda Adem isimli birinin mojo pin kaydını görmüş olmamdı. Jeff Buckley ve Tim Buckley Tribute albümünde yer alan bir şarkı, ismi ilk sıraya yerleşince dikkatimi çekiyordu, hep "Türk değildir, benzerliktir" diye düşünüyordum. Öyle değilmiş, Bu şarkı, Adem İlhan'ın yaptığı bir kayıtmış. şimdi oturup merakla dinledim. Akustik gitar ve farklı vurgularla yorumlamış, güzel olmuş ilk dinlememe göre.
Kendisiyle ilgili kısa zamanda karşıma çıkan başka bir bilgi de şu şekilde: Başta elektronik tabanlı çalışan birisi olup (Fridge, son döneminde yoğun sample kullanımlarıyla göze çarpan bir grupmuş) sonradan bu şekilde elektroniğe kaymasını da bir kaza olarak tanımlamış, ama sonrasında da özünü bulmuş.
Bu "scene" içinde Türk isimler rastlamak, kesinlikle çok heyecanlandırıcı oluyor, değil mi?
*aDiL
20070214
Jeff Buckley - Live at Sin-é kayıtları
Bugün, Live at Sin-é kayıtlarını dinlediğim ilk gün. Tekrardan Jeff Buckley'in gücünü hissettim. 2003 yılında çıkan ve 2CD içeren Legacy Edition adı altında yayınlanan versiyonu, -şu ilk kez dinlediğim anlarda bile- yeri asla doldurulamayacak bir albüm olduğunu anlatabiliyor.
Sadece gitarı, sesi ve bunları kontrol eden ruhu yer alıyor bu canlı kayıtlarda. Albümün bir kısmı Jeff Buckley'in seyircilerle kurduğu sohbet/diyaloglardan oluşuyor, son derece samimi, insanı sıkmayan, zaman zaman gülümseten, zaman zaman hüzünlendiren anlar bence. Kalanı, daha önce yayınlanmamış olan pek çok cover (hiçbirini tanımıyordum öncesinde.) ve Grace'de yer alan unutulmaz şarkılarının birkaçı. Monologlar, bu şarkıların süresinden çalmışa benzemiyor. Bu albümde yer alan yaklaşık 20 şarkı, müzik beklentilerinizi karşılayacaktır mutlaka. Bu albümün yerini doldurulmaz yapacak olan şey, eğer birkaç saat boyunca Jeff Buckley'in sesini efsane Hallelujah şarkısındaki duyguda, ve gitarını tüm odayı dolduran temiz ruhuyla dinlemek istediğimde tercih edeceğim bir albüm olacak olması.
Kulağınızda sadece Jeff Buckley'nin anlattıkları, sanki kendinizi "orada" hissedercesine yakınınızda. İnsan bazen daha fazla ne isteyebilir ki?
Sadece gitarı, sesi ve bunları kontrol eden ruhu yer alıyor bu canlı kayıtlarda. Albümün bir kısmı Jeff Buckley'in seyircilerle kurduğu sohbet/diyaloglardan oluşuyor, son derece samimi, insanı sıkmayan, zaman zaman gülümseten, zaman zaman hüzünlendiren anlar bence. Kalanı, daha önce yayınlanmamış olan pek çok cover (hiçbirini tanımıyordum öncesinde.) ve Grace'de yer alan unutulmaz şarkılarının birkaçı. Monologlar, bu şarkıların süresinden çalmışa benzemiyor. Bu albümde yer alan yaklaşık 20 şarkı, müzik beklentilerinizi karşılayacaktır mutlaka. Bu albümün yerini doldurulmaz yapacak olan şey, eğer birkaç saat boyunca Jeff Buckley'in sesini efsane Hallelujah şarkısındaki duyguda, ve gitarını tüm odayı dolduran temiz ruhuyla dinlemek istediğimde tercih edeceğim bir albüm olacak olması.
Kulağınızda sadece Jeff Buckley'nin anlattıkları, sanki kendinizi "orada" hissedercesine yakınınızda. İnsan bazen daha fazla ne isteyebilir ki?
20070201
DJ Shadow _ Endtroducing... ( ve sorular)
bugün, başlıkta adı geçen albümü dinlemeye başladım. çok akıcı bir albüm, önceden UNKLE'ı oldukça seven biri olarak, aradığım/beklediğim/(belki de ihtiyaç duyduğum) bir albüm.
Guiness'te "tamamen samplelardan oluşan ilk albüm" olarak yer alıyormuş. yani, albümde kullanılan tüm şarkılar/besteler, bir şekilde başka parçalardan alınmış örnek seslerin kullanılmasıyla oluşturuluyor. 90'ların en önemli albümlerinden birisi, DJ Unkle'ın ise yayınladığı ilk LP'si. nasıl o samplelardan bu güzellikte bir bütün yaratabilmiş, çözemiyorum. Scratch'le üzerinde oynanmış vokal örneklerini seçebiliyorum aralarda, o kadar :) ne beklemilisiniz peki albümden? UNKLE'i biliyorsanız, benzer beatler bekleyebilrsiniz, trip-hopun biraz hüzünlü havasını bekleyebilrsiniz, asla abartı kullanılmamış scratch'ler bekleyebilrsiniz, zaman zaman düşük tempolu, ama hala güçlü sesler bekleyebilirsiniz. eğer ritm tabanlı müziklere alışık değilseniz, başta garip gelebilir. basit ritmler beklenmemesi gerektiği, prodüksiyonda bu alanın odak noktası olmasından tahmin edilebilir. elbette ki yetenekli kişiler en iyi ve orjinal eserleri yaratacaktır, kullanılan ekipmanlardan ve yöntemlerden bağımsız olarak.
DJ Shadow'un tam bir plak manyağı olduğunu bir belgeselde hayranlıkla öğrenmiştim. gittiği şehirdeki plak satan dükkanları teker teker tesbit ettiği, bazılarının alt depolarındaki binlerce plak arasında saatlerce vakit geçirdiğini, başka insanlar, djler o dükkanlara ulaşamasın diye şehirdeki telefon kulübelerindeki rehberlerden o dükkanların telefonlarını içeren sayfaları yırttığı söyleniyordu. böyle davranan bir insandan sıradışı işler beklenmeli bence. jazdan, hip-hop'a, soul'a, rock'a bir çok türde şarkıdan örnekler kullanmış. yarattığı tür ise, ....., dinleyin, ve görün. internetten bulmak zor değil. işinizi zorlaştırmadan benim kullandığım linki veriyim, high quality vbr, 2 cd, her zip ayrı açılabiliyor.)
alttaki linkte bu albümde kullanılan samplelarla ilgili bilgiler de bulunuyor. benim sorum da burda başlıyor aslında :)
o girdideki "entroducing: " başlığının altında yazan şarkılardan birkaçına sahip birilerin var mı?
ikinci sorum da breakbeat nasıl üretilir :) bir yerde bu konuyla ilgili yazılara denk gelmişsinizdir belki.
(sonradan gelen not :) wikipedia yardıma yetişir:
.... The only piece of kit Shadow used to produce the album is the AKAI MPC60 12bit sampling drum machine.
Şu anda 2 adet akai mpc3000 kullanıyormuş, bir laptop, pro tools, pitch transposer. daha ne olsun :)
Sanırım breakbeatleri burdan elde ediyor. Breakbeatlerle ilgili bilgisi olanların hala yardımına ihtiyacım var. )
teşekkürler.
*aDiL
.. the stage is set.
.. listen to this, just..listen to this, just..listen
.. fruity loops'taki örnekler işe yarar mı acaba :) sequencerlar, looplar, ritm işini halleder gibi.
20070102
Archive Türkiye'de
Yazılar arasındaki arayı çok uzatmadan size güzel bir konser haberini iletmek istiyorum:
Önemli trip-hop / post-noise-alternative- rock / electronica / indie gruplarından Archive, Türkiye'ye geliyor. ( aDiL: Tür tanımlamayı beceremediğimin kanıtı olarak alabilirsiniz bu cümleyi )
Konser şehirleri: 23 Ocak'ta Eskişehir, 24 Ocak'ta İstanbul.
Sitelerinde konserlerle ilgili bilgileri içeren sayfa:
http://www.archives-archive.com/archive-staging/category/news/
Ve biraz geyik yapayım kendimce:
Siteyi sık aralıklarla güncellemek amacındayım, ancak ne yazık ki bazı planlanmış yazılarımda istediğim seviyeye ulaşmaya önem vermem nedeniyle sessiz melodinin uzun süre sessiz kalmasından çekiniyorum. Bunu engellemek için aralarda kısa yazlar ve öneriler de ekleyebilirim. Aklımda şekillenmesine çalıştığım bazı konular sonraki cümlelerde gizsiz anlatımlarla yer almaktadır. ( aDiL: buraya yazdım, söz verdim, yapalıyım diyerek kendimi isteklendirmek ve zaman yaratabilmek için bir nottur ) post-rock hakkında kişisel fikirlerimi içerecek bir yazı yazmak, wibutee grubu hakkında izlenimlerimi aktarmak ve elbette Archive'ı ve 6 albümlerini iyice sindirip bi özet geçmek. Dahası da daha vardı aklıma zaman zaman gelen, unutmuşum, kusura bakmayın.
aDiL
Önemli trip-hop / post-noise-alternative- rock / electronica / indie gruplarından Archive, Türkiye'ye geliyor. ( aDiL: Tür tanımlamayı beceremediğimin kanıtı olarak alabilirsiniz bu cümleyi )
Konser şehirleri: 23 Ocak'ta Eskişehir, 24 Ocak'ta İstanbul.
Sitelerinde konserlerle ilgili bilgileri içeren sayfa:
http://www.archives-archive.com/archive-staging/category/news/
Ve biraz geyik yapayım kendimce:
Siteyi sık aralıklarla güncellemek amacındayım, ancak ne yazık ki bazı planlanmış yazılarımda istediğim seviyeye ulaşmaya önem vermem nedeniyle sessiz melodinin uzun süre sessiz kalmasından çekiniyorum. Bunu engellemek için aralarda kısa yazlar ve öneriler de ekleyebilirim. Aklımda şekillenmesine çalıştığım bazı konular sonraki cümlelerde gizsiz anlatımlarla yer almaktadır. ( aDiL: buraya yazdım, söz verdim, yapalıyım diyerek kendimi isteklendirmek ve zaman yaratabilmek için bir nottur ) post-rock hakkında kişisel fikirlerimi içerecek bir yazı yazmak, wibutee grubu hakkında izlenimlerimi aktarmak ve elbette Archive'ı ve 6 albümlerini iyice sindirip bi özet geçmek. Dahası da daha vardı aklıma zaman zaman gelen, unutmuşum, kusura bakmayın.
aDiL
20061225
Yüksek kontrast
Bu mesajda bahsetmeyi planladığım bir grup vardı: Hrsta. Ona geçmeden önce günümün en güzel vakitlerini geçirmemi sağlayan bir konserden bahsetmek istiyorum. Konser, Moloko'ya ait (Hstra'dan ne kadar farklı bi' grup olduğunu anlayacaksınız, o konuya sonra değineceğim).
Moloko, Róisín Murphy -vokal- ve Mark Brydon -basçı- isimli müzisyenlerin oluşturduğu bir grup. İzlediğim konser, grubun 2004 yılı Pinkpop festivalinde gerçekleştirdiği
performansıydı. Bu performansı bana ileten değerli arkadaşım Uğur (: neler beklemem gerektiği konusunda beni bilgilendirmişti, özellikle de vokalleri konusunda. Giydiği "ilginç" kıyafetlerden başlayıp, şarkı söylerken bazen yerlerde sürünmesine kadar pek çok ilginç şeyden bahsetmişti. Ben de uzun süre önce TV'de kısa bir süre de olsa izlediğim performanslarını hatırladım, doğrudur dedim:) Bütün bunlar, sesini bu kadar olgun kullanan bir vokale zıt düşüyor diye düşünmemek mümkün mü? Eve gelince ilk yaptığım şey bana kopyaladığı videoyu açmak oldu. Şu şekilde özetleyeyim yaşadıklarımı: "Kesinlikle bu kadarını beklemiyordum. Uzun süre bu yazıda kullanmak üzere düzgün görüntü alabilmek için uğraştım, çünkü sahnede bir saniye bile sabit durmuyorlar:)"
Bilmeyenler için grubun tarzından bahsediyim az çok. Wikipedia "electronic/pop" demiş, last.fm'de "electronic", "dance", hatta "chillout" diye taglemişler. Benim konserde gördüklerim ise süper bir funk havası, büyüleyici vokaller, sahnede yerinde bi' saniye bile duramayan elemanlar, insanı sürükleyen elektronik altyapılar. ( Neden bu zamana kadar grubun farkına varamamışım diye kızdım kendime, tam da bu tarz işleri toparlamaya çalıştığım bi dönemin arkasından. ) Konseri izlerken oldukça tanıdık melodilere eşlik etmek başlı başına bir zevkti, funk'ın, klavyelerin - sampleların - syntlerin (sahnede 7-8 klavye saydım, iki de klavyeci. Birisi samplelar üzerinde oynuyordu, diğeri başlı başına bi manyaktı, yanda resmi olan:)bazen enstürmanlarını bırakıp sahnede dans etmeye başlıyor kendisi. ) en güzel tınılarıyla harmanlamaları da benzersiz bi deneyim sundu.
Konserde bütün bildiğim şarkıları duymak çok hoştu. Statues albümünden çoğu şarkıyı çaldıklarını farkettim -şu anda da o albümü keyifle dinlemekteyim-. "Sing it back" gibi diğer çok bilindik şarkılarını da eklemişler listelerine. Forever More şarkısı özellikle bahsedilmesi gerek bir performansa sahip, şarkıyı dakikalarca uzatmışlar. Bi yandan dans ederken, bi yandan önce
"Somebody tell me
How could there be nobody
Nobody to love me
And this life is so empty
There's nobody to love me"
diyorsunuz, sonrasında ise
"endless tears
forever joy
To feel most every feeling
Forever more"
sözleri geliyor, bi yandan da ritme vücudunuz ayak uyduruyor, şarkı devinim içinde çok hoş noktalara götürüyor sizi. Kim demiş insan bi yandan dans ederken, bi yandan bu sözleri söyleyip aynı anda içten olamaz?
Sıra itiraflarda :) Ben vokallerinin (Roisin Murphy) bu kadar sempatik olduğunu bilmiyordum. Sempatik yetersiz bir kelime aslında kendilerini anlatmak için, sahnedeki çocukça davranışları, rahatlığı, kendini kaybetmesi, vokallerinin etkileyiciliği. Ben bu kadarını diyim, kalanını siz anlayın. Konser sonunda kendini seyircilerin üzerine bıraktı, sonra yere ayakları değdi ve ben ne olduğunu anlayamadan bir daha seyircilerin üzerindeydi. Forever More şarkısında elinde büyük bir gül demeti vardı, sonra bi kısmını koparıp kafasından aşağı bıraktı, kalanlarını ısırdı, sahnedeki platformlar dar geldi:). Kendisinin yan tarafta fotosu duruyor olmalı. Çok fazla fotoğrafla uzatmak istemiyorum yazıyı, şimdilik bu kadarıyla idare ediverin. O anlar yakalamakla bitmez. Grubun ne kadar canlı bir performans sergilediğini ise şimdilik hayal edin, mümkünse bi yerden konser görüntülerini bulun.
Öyleyse son durum nedir Moloko cephesinde? 2006'da Catalogue isimli best-of'ları çıkmış, son albümleri, benim de oldukça tanıdık olduğum albüm olan Statues 2003 yılında piyasaya sürülmüş. Şimdi bi yerlerde grubun sonlanmadığını, sadece ara verdiğini okudum. Umarım geri dönerler yakın zamanda, ama hemen olmasın bu, biraz şarkılarını sindiriyim, çok bencilimdir bu konularda:) Vokalleri, bir dergiye 2005'te yaptığı açıklamada ise (basçı ve vokal, grubun ana kadrosu, hatırlatırım) "Mark'la Statues albümü turnesinden sonra el sıkışıp ayrıldık, bir daha da bir araya gelmedik" demiş. Basçıyla aralarında uzun sürmüş olan bi ilişki de varmış, ancak anlaşılabileceği üzere ilişki sonlanınca grup da "askıya alınmış". Neyse, karışmamak gerek böyle konularda, benim tek istediğim o müziği ve vokali canlı canlı "görebilmek".
Moloko'yu bir süre daha yakından araştıracağım, bulacağım ilginç bilgileri başka bi yazımdam paylaşabilirm umarım sizlerle.
Evet, şimdi şu danstı, mutluluktu, bunlardan biraz uzaklaşalım, gerçeklerle yüzleşelim. İlk yazıdaki bu full kontrast havası beklediğim/planladığım bir şey değildi, belirtmeden edemeyeceğim. Moloko bi anda çıktı ortaya, izlediklerimi yazmazsam içimde kalacaktı:)
Asıl bahsetmek istediğim grup, Hrsta. Grubun isminin doğru yazılışı Hṛṣṭa imiş, kopyala-yapıştırdan başka şekilde şahsen yazamıyorum doğru adını, dosya tagleri de o karakterleri doğru gösteremeyebiliyor, o yüzden kısaca "Hrsta" diyebiliriz kendilerine benim tahminim.
Geyiği çok uzatmadan size grupla ilgili hikayemi anlatayım. Grup hakkında ilk öğrendiğim şey çıkış albümlerinin kapağı oldu. Yanda gördüğünüz resim, başka müzik paylaşımı bloglarında dolaşırken karşıma çıktı, sonrasında da o sayfaya her girişimde o resmi arar hale buldum kendimi, "L'Éclat du Ciel Était Insoutenable" isimli albümün kapağı olduğunu farkettim. O resmin içindeki müziği merak edip indirmeye başladım. Linkleri bulduğum sitede Set Fire To Flames ve Fly Pan Am gruplarının mp3'leri de bulunuyordu, o yüzden nelerle karşılaşacağımı az çok tahmin edebilmekteydim. Ancak buna rağmen, benim için bir sürpriz gerçekleşti. Grubun -projenin mi demeli yoksa- asıl sahibi Mike Moya imiş, kendisi Godspeed You! Black Emperor'un kurumunda yer almış kişilerden. Bu sürprizim güzel olduğunu belirtmeme sanırım gerek yok -belirtmiş mi oldum şimdi, tüh:)-. Ve bütün bu şaşkınlığın üzerine albümü dinlemeye başladım, aralarda sık sık repeat'e alarak şarkıları.
Benden bu projeyi GYBE ile karşılaştırmamı bekliyor olmalısınız, yada GYBE'ı
tanımıyorsanız, en azından bazı fikirler edinmek istiyorsunuzdur. Sizi daha fazla bekletmeden, özetlemeye başlıyorum. Mike Moya'nın minimalist müzik yaklaşımı burda da devam ediyor, ancak bu sefer zaman zaman melodiyi kuran vokallerle birlikte! Vokalleri Mike Moya yapmış. Sesinin çok akıcı olduğunu söyleyemeyeceğim. Bu kötü bir şey değil şarkıların yapısı düşünüldüğünde, duyduğunuz kirli, boğuk ve zaman zaman garip tınlayan vokaller o şarkıların ihtiyacı. Şarkılarda, genel dinleyicinin alışık olduğu akorlu yapılar, oldukça karanlık kurgularla ile işlenmiş, GYBE'den alışık olabileceğiniz o tadı barındırıyor. GYBE'den farkı ise akışların çok daha belirgin olması, tarza uzak olan kişiler için bile ilginç deneyimler sunabilecek bir tad yakalamış bence. Ritm gitarların sık kullanımı, çok daha anlaşılır kılıyor yapılan müziği. Tedirgin edici yaylılar, tok, derin gitar tonları, akustik bir hava albümlerinin diğer ağır basan özelliklerinden. Vokaller yer almadığında ise "çevreleyen ses" ("ambient noise", nasıl çevirsem bilemedim:) kategorisinde değerlendirilebilecek parçalar barındırıyor ara sıra. Bütün o minimalist yaklaşımlar, sizin içinizde yer alanların araları doldurmasını sağlıyor, vokaller girdiğinde ise sanki Mike Moya'nın algıladığı hikayeleri dinlemeye başlıyorsunuz (o ilgimi çeken resmi anlatan şarkı Lucy's Sad olmalı, şu anda dinlediğim şarkı.). Zaman zaman biraz daha sert, ritmik tınlayan şarkılarla da karşılaşıyorsunuz ("...And We Climb" gibi). Aralarda daha epik hikayeler anlatabileceğine inandığım şarkılar da var
Grubun diskografisi şu şekilde:
[2001] L'Éclat du Ciel Était Insoutenable
[2005] Stem Stem in Electro
Resmi siteleri: http://www.hrsta.org/
Eğer Hrsta ile ilgili anlattıklarım dikkatinizi çektiyse, yakın zamanda yorumlar altına göndereceğim linkleri merakla bekleyebilirsiniz.
aDiL
(* ilk yazıda amma uzatmışım:) okuduğunuz için teşekkürler... *)
Moloko, Róisín Murphy -vokal- ve Mark Brydon -basçı- isimli müzisyenlerin oluşturduğu bir grup. İzlediğim konser, grubun 2004 yılı Pinkpop festivalinde gerçekleştirdiği performansıydı. Bu performansı bana ileten değerli arkadaşım Uğur (: neler beklemem gerektiği konusunda beni bilgilendirmişti, özellikle de vokalleri konusunda. Giydiği "ilginç" kıyafetlerden başlayıp, şarkı söylerken bazen yerlerde sürünmesine kadar pek çok ilginç şeyden bahsetmişti. Ben de uzun süre önce TV'de kısa bir süre de olsa izlediğim performanslarını hatırladım, doğrudur dedim:) Bütün bunlar, sesini bu kadar olgun kullanan bir vokale zıt düşüyor diye düşünmemek mümkün mü? Eve gelince ilk yaptığım şey bana kopyaladığı videoyu açmak oldu. Şu şekilde özetleyeyim yaşadıklarımı: "Kesinlikle bu kadarını beklemiyordum. Uzun süre bu yazıda kullanmak üzere düzgün görüntü alabilmek için uğraştım, çünkü sahnede bir saniye bile sabit durmuyorlar:)"
Bilmeyenler için grubun tarzından bahsediyim az çok. Wikipedia "electronic/pop" demiş, last.fm'de "electronic", "dance", hatta "chillout" diye taglemişler. Benim konserde gördüklerim ise süper bir funk havası, büyüleyici vokaller, sahnede yerinde bi' saniye bile duramayan elemanlar, insanı sürükleyen elektronik altyapılar. ( Neden bu zamana kadar grubun farkına varamamışım diye kızdım kendime, tam da bu tarz işleri toparlamaya çalıştığım bi dönemin arkasından. ) Konseri izlerken oldukça tanıdık melodilere eşlik etmek başlı başına bir zevkti, funk'ın, klavyelerin - sampleların - syntlerin (sahnede 7-8 klavye saydım, iki de klavyeci. Birisi samplelar üzerinde oynuyordu, diğeri başlı başına bi manyaktı, yanda resmi olan:)bazen enstürmanlarını bırakıp sahnede dans etmeye başlıyor kendisi. ) en güzel tınılarıyla harmanlamaları da benzersiz bi deneyim sundu.Konserde bütün bildiğim şarkıları duymak çok hoştu. Statues albümünden çoğu şarkıyı çaldıklarını farkettim -şu anda da o albümü keyifle dinlemekteyim-. "Sing it back" gibi diğer çok bilindik şarkılarını da eklemişler listelerine. Forever More şarkısı özellikle bahsedilmesi gerek bir performansa sahip, şarkıyı dakikalarca uzatmışlar. Bi yandan dans ederken, bi yandan önce
"Somebody tell meHow could there be nobody
Nobody to love me
And this life is so empty
There's nobody to love me"
diyorsunuz, sonrasında ise
"endless tears
forever joy
To feel most every feeling
Forever more"
sözleri geliyor, bi yandan da ritme vücudunuz ayak uyduruyor, şarkı devinim içinde çok hoş noktalara götürüyor sizi. Kim demiş insan bi yandan dans ederken, bi yandan bu sözleri söyleyip aynı anda içten olamaz?
Sıra itiraflarda :) Ben vokallerinin (Roisin Murphy) bu kadar sempatik olduğunu bilmiyordum. Sempatik yetersiz bir kelime aslında kendilerini anlatmak için, sahnedeki çocukça davranışları, rahatlığı, kendini kaybetmesi, vokallerinin etkileyiciliği. Ben bu kadarını diyim, kalanını siz anlayın. Konser sonunda kendini seyircilerin üzerine bıraktı, sonra yere ayakları değdi ve ben ne olduğunu anlayamadan bir daha seyircilerin üzerindeydi. Forever More şarkısında elinde büyük bir gül demeti vardı, sonra bi kısmını koparıp kafasından aşağı bıraktı, kalanlarını ısırdı, sahnedeki platformlar dar geldi:). Kendisinin yan tarafta fotosu duruyor olmalı. Çok fazla fotoğrafla uzatmak istemiyorum yazıyı, şimdilik bu kadarıyla idare ediverin. O anlar yakalamakla bitmez. Grubun ne kadar canlı bir performans sergilediğini ise şimdilik hayal edin, mümkünse bi yerden konser görüntülerini bulun.Öyleyse son durum nedir Moloko cephesinde? 2006'da Catalogue isimli best-of'ları çıkmış, son albümleri, benim de oldukça tanıdık olduğum albüm olan Statues 2003 yılında piyasaya sürülmüş. Şimdi bi yerlerde grubun sonlanmadığını, sadece ara verdiğini okudum. Umarım geri dönerler yakın zamanda, ama hemen olmasın bu, biraz şarkılarını sindiriyim, çok bencilimdir bu konularda:) Vokalleri, bir dergiye 2005'te yaptığı açıklamada ise (basçı ve vokal, grubun ana kadrosu, hatırlatırım) "Mark'la Statues albümü turnesinden sonra el sıkışıp ayrıldık, bir daha da bir araya gelmedik" demiş. Basçıyla aralarında uzun sürmüş olan bi ilişki de varmış, ancak anlaşılabileceği üzere ilişki sonlanınca grup da "askıya alınmış". Neyse, karışmamak gerek böyle konularda, benim tek istediğim o müziği ve vokali canlı canlı "görebilmek".
Moloko'yu bir süre daha yakından araştıracağım, bulacağım ilginç bilgileri başka bi yazımdam paylaşabilirm umarım sizlerle.
Evet, şimdi şu danstı, mutluluktu, bunlardan biraz uzaklaşalım, gerçeklerle yüzleşelim. İlk yazıdaki bu full kontrast havası beklediğim/planladığım bir şey değildi, belirtmeden edemeyeceğim. Moloko bi anda çıktı ortaya, izlediklerimi yazmazsam içimde kalacaktı:)
Asıl bahsetmek istediğim grup, Hrsta. Grubun isminin doğru yazılışı Hṛṣṭa imiş, kopyala-yapıştırdan başka şekilde şahsen yazamıyorum doğru adını, dosya tagleri de o karakterleri doğru gösteremeyebiliyor, o yüzden kısaca "Hrsta" diyebiliriz kendilerine benim tahminim.
Benden bu projeyi GYBE ile karşılaştırmamı bekliyor olmalısınız, yada GYBE'ı
Grubun diskografisi şu şekilde:
[2001] L'Éclat du Ciel Était Insoutenable
[2005] Stem Stem in Electro
Resmi siteleri: http://www.hrsta.org/
Eğer Hrsta ile ilgili anlattıklarım dikkatinizi çektiyse, yakın zamanda yorumlar altına göndereceğim linkleri merakla bekleyebilirsiniz.
aDiL
(* ilk yazıda amma uzatmışım:) okuduğunuz için teşekkürler... *)
20061223
yeni ve müzik . . .
Bloguma hoşgeldin.
Sonunda müzikle ilgili yazılarımı paylaşabilmek için en iyi yolun bir blog açmak olduğunu anladım. Son dinlediğim albümler, incelemeler, öneriler, ... , müzikle ilgili aklıma ne gelirse -kaybolmalarına izin vermemek için- bu sayfalarda arşivlemeyi planlıyorum. Bağımsız, ciddi ve de kişisel. Bunlardan başka bir sınırı olmayacaktır yazılarımın.
İlk giriş yazımı şöyle ilginç bi' cümleyle sonlandırsam nasıl olur acaba?
Etrafınızda müzik yoksa, içinizdeki sessiz melodiyi dinleyin.
Hmm, fena olmadı. artık nasıl anlarsanız:)
Sonunda müzikle ilgili yazılarımı paylaşabilmek için en iyi yolun bir blog açmak olduğunu anladım. Son dinlediğim albümler, incelemeler, öneriler, ... , müzikle ilgili aklıma ne gelirse -kaybolmalarına izin vermemek için- bu sayfalarda arşivlemeyi planlıyorum. Bağımsız, ciddi ve de kişisel. Bunlardan başka bir sınırı olmayacaktır yazılarımın.
İlk giriş yazımı şöyle ilginç bi' cümleyle sonlandırsam nasıl olur acaba?
Etrafınızda müzik yoksa, içinizdeki sessiz melodiyi dinleyin.
Hmm, fena olmadı. artık nasıl anlarsanız:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)