Burada Boards of Canada grubunu tanıtmaya çalışmayacağım, BoC ile ilgili birkaç siteyi not etmemle birlikte bu yazı sona erecek.
http://www.warprecords.com/dayvancowboy/
[ Boards Of Canada'nın ilk (ve sanırım tek) resmi videosuna ulaşmak için. 31,332 yükseklikten atlamak nasıl olur?
http://fredd-e.narfum.org/boc/interviews/
[ hepsi çok değerli. bence.
] ]
20070815
20070811
Beklenmeyen bir müzik: Korhan Kaya.
IDM/glitch/electronic ve benzeri türlerde araştırmamı sürdürürken, önerilen bir Türk müzisyen çıktı karşıma: Korhan Kaya. Ufak bir google sorgusundan sonra, son derece hoş bir görsel tasarıma sahip olan internet sitesini buldum: 2ka.org Site daha çok kişisel projelerini tanıtmak üzere oluşturulmuş. Projeleri incelediğimde, şarkı kayıtlarının yanı sıra, programlama/ mühendislik projeleri de dikkatimi çekti. Ben zaten hep derim mühendislik mantığı elektronik müzikte çok faydalıdır diye :) Bu özelliğiyle, dıştan edindiğim izlenimin beraberindeki heyecanım artmış oldu. Türk isimlere hep biraz negatif önyargıyla yaklaşan birisi olmama rağmen, bu sefer sağlam kayıtlar dinleyeceğimden emindim.
Günümün sonlanmaya hazırlandığı saatlerde müziklerine ulaşmış olmam nedeniyle, sadece bir şarkısını indirip dinleyebildim yatmadan önce. İsmi Halbert'di, Inconvinium Anywhere albümün pre-release'inin ilk parçası. Lead synth'in baskın tutulduğu şarkıda, abstract ritmleri aramıştı kulağım. Kendisine referans bulduğum yerlerde, "müziğindeki matematiğe" hayranlık da dile getirilmişti. Melodideki matematiğe, güçlü ritm yapılarının de eşlik ettiğini hayal ediyordum o şarkıyı dinlerken (ama bu demek değildi ki şarkıda eksiklik vardı. sadece kişisel bir deneyim olarak düşünün benimkisini.) . Ertesi gün albümün tümünü indirip baştan sona dinleyince, aradıklarımı buldum ve kendisine hayranlığım arttı. Kişisel çalışmalarla böyle profesyonel sonuçlar çıkartıp, bunu da herkesin ulaşabileceği şekilde paylaşmak... Beni her zama etkilemiştir :)
Ürettiği müziği tanımlamayı Korhan Kaya'nın sözlerine bırakıyorum:
"glitchy ambientic coding organism" ( kendisinden bahsediyor olmalı:) )
myspace profilinde yer alan tür bilgisi: idm/electronica
şarkı dip notlarında, şarkıları/albümler için şu ifadeleri de kullanmış örneğin:
Ambient | Fusion | Easy Listening
IDM | Ambient Electronica | Glitch | Electro-Folk | Minimal Techno
Inconvinium Anywhere için: "strong electronic elements with sharp beats and dense harmonic construction".
Jeskola Buzz isimli yazılım da yoğun bir kullanıcısı gibi görünüyor. Ben de elimi atmalıyım bir ara o yazılıma kesinlikle:) Şarkılarında kurduğu modellerin bir kısmını da sitesinden görebiliyorsunuz basit bir şekilde. Pek çok soft syth yazılımını da generator olarak kullanmakta. Glitch için de kendi drum setlerini üretiyor gördüğüm. Buna rağmen, hissedebildiğim kadarıyla müziği sampling üzerine kurulu değil. Bahsettiği yazılımları takibe almış durumdayım :)
Demoscene için amiga ve benzeri konsollarda müzik ürettmişbir dönem. Şu anda, o dönemden edindiği tecrübeleri kullandığına hiç şüpe yok. Ayrıca sanatsal bir ürün/stil ortaya koyma yolunda da demosceneden çok etkilendiği belli.
Hazır sanatsal yaklaşım demişken. "Audio-visual" kavramıyla da içli dışlı görünüyor. Canlı performanslarda canlı video/ses miksleri üretmek konusunda beraber çalıştığı bir ekip (artificialeyes.tv) de mevcut. Ekip, dünya karması. Evet, kesinlikle gıpta ediyorum kendisine.
Daha bu isimle ilgili çok keşfedilecek şeyin olduğu kesin. Şimdi dinlediğim piyano üzerine kurulmuş Fields albümünün prerelease'i mesela.
Korhan Kaya, ürrettiği işler için kesinlikle tebrikleri hak ediyor. Bir şekilde mutlaka sitesine girmenizi, kayıtlarını indirmenizi, bu ismi tanımanızı öneriyorum. Uzunca bir süre blogumla ilgilenememişliğin verdiği sıkıntıdan da, güzel bir iş çıkardığıma inanarak, kurtulmuş bulunuyorum.
Günümün sonlanmaya hazırlandığı saatlerde müziklerine ulaşmış olmam nedeniyle, sadece bir şarkısını indirip dinleyebildim yatmadan önce. İsmi Halbert'di, Inconvinium Anywhere albümün pre-release'inin ilk parçası. Lead synth'in baskın tutulduğu şarkıda, abstract ritmleri aramıştı kulağım. Kendisine referans bulduğum yerlerde, "müziğindeki matematiğe" hayranlık da dile getirilmişti. Melodideki matematiğe, güçlü ritm yapılarının de eşlik ettiğini hayal ediyordum o şarkıyı dinlerken (ama bu demek değildi ki şarkıda eksiklik vardı. sadece kişisel bir deneyim olarak düşünün benimkisini.) . Ertesi gün albümün tümünü indirip baştan sona dinleyince, aradıklarımı buldum ve kendisine hayranlığım arttı. Kişisel çalışmalarla böyle profesyonel sonuçlar çıkartıp, bunu da herkesin ulaşabileceği şekilde paylaşmak... Beni her zama etkilemiştir :)
Ürettiği müziği tanımlamayı Korhan Kaya'nın sözlerine bırakıyorum:
"glitchy ambientic coding organism" ( kendisinden bahsediyor olmalı:) )
myspace profilinde yer alan tür bilgisi: idm/electronica
şarkı dip notlarında, şarkıları/albümler için şu ifadeleri de kullanmış örneğin:
Ambient | Fusion | Easy Listening
IDM | Ambient Electronica | Glitch | Electro-Folk | Minimal Techno
Inconvinium Anywhere için: "strong electronic elements with sharp beats and dense harmonic construction".
Jeskola Buzz isimli yazılım da yoğun bir kullanıcısı gibi görünüyor. Ben de elimi atmalıyım bir ara o yazılıma kesinlikle:) Şarkılarında kurduğu modellerin bir kısmını da sitesinden görebiliyorsunuz basit bir şekilde. Pek çok soft syth yazılımını da generator olarak kullanmakta. Glitch için de kendi drum setlerini üretiyor gördüğüm. Buna rağmen, hissedebildiğim kadarıyla müziği sampling üzerine kurulu değil. Bahsettiği yazılımları takibe almış durumdayım :)
Demoscene için amiga ve benzeri konsollarda müzik ürettmişbir dönem. Şu anda, o dönemden edindiği tecrübeleri kullandığına hiç şüpe yok. Ayrıca sanatsal bir ürün/stil ortaya koyma yolunda da demosceneden çok etkilendiği belli.
Hazır sanatsal yaklaşım demişken. "Audio-visual" kavramıyla da içli dışlı görünüyor. Canlı performanslarda canlı video/ses miksleri üretmek konusunda beraber çalıştığı bir ekip (artificialeyes.tv) de mevcut. Ekip, dünya karması. Evet, kesinlikle gıpta ediyorum kendisine.
Daha bu isimle ilgili çok keşfedilecek şeyin olduğu kesin. Şimdi dinlediğim piyano üzerine kurulmuş Fields albümünün prerelease'i mesela.
Korhan Kaya, ürrettiği işler için kesinlikle tebrikleri hak ediyor. Bir şekilde mutlaka sitesine girmenizi, kayıtlarını indirmenizi, bu ismi tanımanızı öneriyorum. Uzunca bir süre blogumla ilgilenememişliğin verdiği sıkıntıdan da, güzel bir iş çıkardığıma inanarak, kurtulmuş bulunuyorum.
20070725
Trip-hop hakkında ufak bir yazı
Bir ortamda trip-hopla ilgili bir yazışma sırasında Massive Attack ve Portishead gibi gruplar göklere çıkartılırken, diğerlerinin o yükseklere erişemediği söylenmişti. Bazı çok sevdiğim grupları göz önüne alarak, onaylamadığım noktalar bulmuş ve fikirlerimi paylaşmak istemiştim. Yazı -içeriği nedeniyle- sessizmelodi'ye de buyursun bakalım:
---------------
Her yerde bu iki grubun "öncüler" oldukları yazsa da, hepimiz kendilerinin bu sıfatı kabul etmediklerini biliyoruz. Ürünlerine yaklaşımlarıydı belki de onları farklı kılan, yoksa temel teknikler uzunca bir süredir oradaydı (bu yüzden reddettiler yeni tür tanımını). Kent yaşamının şekillendirdiği hikayeleri soyut enstrümanlar ve anlatımlar üzerine kurmaktan çekinmiyorlardı. Bu iki grubu ele alırsak, aralarındaki fark detaylardan çok daha ön planda, şarkıdan şarkıya göre bile değişebiliyor. Ben türle ilk yakınlaşmalarım sırasında farklı triphopcuların yaptıkları işleri dinlerken "bunlar nasıl aynı türe dahil edilebilmiş" diyordum (dinledikçe ve yöntemleri anladıkça cevaplarımı üretmeye başladım, ancak bu türde olduğu söylenen sonuçların oldukça geniş bir yelpazeye yayılacağı fikrim de değişmedi.) Sonuçta, trip-hop denilen şeyin nerede başlayıp nerede bittiği, daha örnekler ortaya çıkarken bile bulanıktı (benim şimdilik anladığım kadarıyla). Hangi yöntemden ne kadar katılacağı, sesin hangi yönlere çekileceği, vokalin ve sözlerin müzikteki yeri işaretlenemiyor. Bristol bile birleştiremiyor türü:)
Gelinen noktada benzer yaklaşımların farklı gruplar tarafından da gösterildiği ve trip-hop sıfatının dinleyenler ve müzik yapanlar tarafından genişletildiği bir gerçek. Özellikle müziği etiketleyenler olarak bizler, bazı terimleri çok seviyoruz :) Müzik yapanlar da kendi etiketlerini bir yerlerden kopyalayıp ona sarınma ihtiyacı duydukları sürece diğerleri kadar başarılı olmaları zor. Neyse ki, bunu gerçekleştirme amacında olmayan çok iyi başka isimler de var, kendi etiketlerini kendileri oluşturuyorlar. Eğer bir gruba çok fazla takıldıysan, diğer örnekleri ona göre değerlendirmek, bu yüzden en hafif deyimiyle haksızlık etmek olur. Kıyaslamadan dinlemek gerekir, özellikle trip-hop gibi türleri :)
-Bir de türler ve yöntemler arası karşılaştırma ve ezme çalışmaları yapanlara neler diyeceğimi tahmin edin:)
---------------
Her yerde bu iki grubun "öncüler" oldukları yazsa da, hepimiz kendilerinin bu sıfatı kabul etmediklerini biliyoruz. Ürünlerine yaklaşımlarıydı belki de onları farklı kılan, yoksa temel teknikler uzunca bir süredir oradaydı (bu yüzden reddettiler yeni tür tanımını). Kent yaşamının şekillendirdiği hikayeleri soyut enstrümanlar ve anlatımlar üzerine kurmaktan çekinmiyorlardı. Bu iki grubu ele alırsak, aralarındaki fark detaylardan çok daha ön planda, şarkıdan şarkıya göre bile değişebiliyor. Ben türle ilk yakınlaşmalarım sırasında farklı triphopcuların yaptıkları işleri dinlerken "bunlar nasıl aynı türe dahil edilebilmiş" diyordum (dinledikçe ve yöntemleri anladıkça cevaplarımı üretmeye başladım, ancak bu türde olduğu söylenen sonuçların oldukça geniş bir yelpazeye yayılacağı fikrim de değişmedi.) Sonuçta, trip-hop denilen şeyin nerede başlayıp nerede bittiği, daha örnekler ortaya çıkarken bile bulanıktı (benim şimdilik anladığım kadarıyla). Hangi yöntemden ne kadar katılacağı, sesin hangi yönlere çekileceği, vokalin ve sözlerin müzikteki yeri işaretlenemiyor. Bristol bile birleştiremiyor türü:)
Gelinen noktada benzer yaklaşımların farklı gruplar tarafından da gösterildiği ve trip-hop sıfatının dinleyenler ve müzik yapanlar tarafından genişletildiği bir gerçek. Özellikle müziği etiketleyenler olarak bizler, bazı terimleri çok seviyoruz :) Müzik yapanlar da kendi etiketlerini bir yerlerden kopyalayıp ona sarınma ihtiyacı duydukları sürece diğerleri kadar başarılı olmaları zor. Neyse ki, bunu gerçekleştirme amacında olmayan çok iyi başka isimler de var, kendi etiketlerini kendileri oluşturuyorlar. Eğer bir gruba çok fazla takıldıysan, diğer örnekleri ona göre değerlendirmek, bu yüzden en hafif deyimiyle haksızlık etmek olur. Kıyaslamadan dinlemek gerekir, özellikle trip-hop gibi türleri :)
-Bir de türler ve yöntemler arası karşılaştırma ve ezme çalışmaları yapanlara neler diyeceğimi tahmin edin:)
20070628
Ninja Tune
Böyle bir plak şirketiyle karşılaşacağımı ve bir plak şirketinin beni bu kadar değiştireceğini hiç tahmin etmezdim!
Her şey The Cinematic Orchestra'yla başladı. (başka bir yazıda kendilerinden bahsedeceğim. Kısaca, Ninja Tune'dan çıkan bir grup.) Sonra, internette gördüğüm Ninja Tune hayranı insanlar, yazılar, "kimdir bunlar, neler yaparlar" sorularını getirdi. Yavaş yavaş kataloglarını dinlerken, araştırırken, müziklerinde kaybolurken ben de büyük bir takipçileri, hayranları haline geldim.
Bağımsız bir plak şirketi Ninja Tune. Müziğin kök noktalarından biri olan İngiltere'de 1991 yılında kurulmuş, genişlemiş ve artık kendi ismiyle anılacak bir müzik türü tanımlamış! Wikipedia'da şirketin ağırlık verdiği türlere örnek olarak electronic, abstract hip-hop, instrumental hip hop, nu jazz, drum& bass ve chillout verilmiş. Dinledikçe, aslında bu tanımın da üzerine çıkan bir şirket olduğunu anlıyorsunuz. İçinde yer alan sanatçıların pek çoğu, kendi türlerini oluşturabiliyor. Bazıları yoğun bir trip ağırlığı katıyor, zaman zaman downtemponun en iyi anlarını yaşarken, zaman zaman breakler, big-beatlerle bir nevi ritm savaşının içinde buluyorsunuz kendinizi. Günün her zamanına, yaratmak istediğiniz her ortama uygun bir albümü, sanatçıyı ya da şarkıyı mutlaka buluyorsunuz.
Coldcut'ın önderliğinde, Dj Food, 9 Lazy 9, Funki Porcini gibi isimlerle yola koyulan bu şirket, gün geçtikçe şirkette ön plana çıkabilecek kadar iyi işler üreten pek çok yeni isimle beraber yoluna devam ediyor. Zaman geçtikçe, bu yeni isimler, temel isimler haline geliyor. Örnek olarak Amon Tobin, The Cinematic Orchestra, Bonobo, Mr. Scruff gibi isimleri verebilirim. Bence bu ve benzeri detaylar Ninja Tune'u daha önemli ve sıradışı yapıyor.
Solid Steel:
1988 yılında bir radyoda başlayan "solid steel" programları, şu anda ninja tune'daki en önemli mix albümlerini barındıran başlıklardan. Çoğunlukla Ninja Tune dahilindeki DJ'lerin gerçekleştirdiği bu yayınlara, zaman zaman konuk isimler de dahil oluyor (Four Tet mesela :) ). Amon Tobin'in farklı teknik ekipmanlarla gerçekleştirdiği canlı performansın albümü bence mutlaka dinlenmeli, biraz sert, her zamanki gibi derin, içten içe karanlık. Serinin diğer album sürümleri de oldukça sürükleyici. Çoğunlukla yoğun improvize kısımlar da dahil oluyor kayıtlara. Chill-out, downtempo, hip-hop, ejazz, break, drum&bass, dj mix albumlerini, biraz sizi hareketlendirecek groovelarla bekliyorsanız, seriden çıkan albümlere, radyo programlarına mutlaka bir göz atmanızı öneririm. Kendinize göre sesler bulacaksınız mutlaka.
Türkiye'de Ninja Tune'un durumu üzerine de araştırma yapmaya çalıştım. Bulduklarım arasında şu ana kadar dikkatimi çeken en ilginci, İstanbul'daki Dinamo FM'de, Solid Steel yayınlarına yer verilmesi! Böylece, ülkemizde bu tarz yayın yapan ciddi kurumların da olduğunu görmüş oldum. Domino FM'deki DJ listesindeki Türk isimler, bu isimlerin ilgilendiği türler oldukça hoşuma gitti. Bu DJ'lerin yurtdışıyla sıkı bağlantıda olduklarını görünce, aslında şaşırmamam gerekirdi:) çünkü ne yazık ki bu türleri Türkiye'den takip edebilmek için imkanlarınızı zorlamanız ve yenilikleri aramanız gerekiyor.
Diğer ilginç bulduğum konu da, Ninja Tune severlerimizin biraz bol olabildiği zaman zaman. Last.Fm'deki Ninja Tune grubundaki üye oranı incelediğimde, Türkiye nispeten üst sıralarda yer alıyordu. Myspace'deki birkaç amatör rock grubunun arkadaş listesinde bile karşılaştım Ninja Tune'la. Açık konuşmak gerekirse, bunun gösteriş merakımızın sonucu olduğunu düşünüyorum. Ninja Tune'u yakından takip etmek için aylara, anlamak için yıllara ihtiyaç duyulur. Çoğunlukla 1-2 isim, 1-2 albümle, hatta ve hatta şarkıyla sanatçının fanı oluyoruz ne yazık ki. Hele hele bu kişiler ana akımlardan değilse, fanları olmamak gibi seçeneğimiz nerdeyse yok.
Şirketin Türkiye'deki temsilcisinin Kod Müzik olduğunu okumuştum. İstek üzerine, online sipariş yoluyla getiriyor olabilirler albümleri, kodmuzik sitesi içerik olarak çok zayıftı. Belki yıllar sonra, herhangi bir müzik markette Ninja Tune'dan çıkan bir albümü gördüğüm an, geniş kitlelerin sağlam prodüksiyonlar, güzel müzikler dinleyebileceğine, bunun sonucunda müzik yapanların da yenilikler üretebileceğine olan inancım artacaktır.
Resmi web siteleri:
www.ninjatune.net
www.myspace.com/ninjatune
En önemli fan sitesi:
www.ninja-obsession.net
Ninja Tune maceramda uzun bir yolun ortasında görüyorum kendimi, Ninja Tune'dan çıkan çoğu albümü, önemli grubu keyifle dinlemiş olsam bile, ilerki günlerde müziklerine olan takdirimin artacağından şüphe duymuyorum.
Ninja'ların çoğalması dileğiyle :)
Her şey The Cinematic Orchestra'yla başladı. (başka bir yazıda kendilerinden bahsedeceğim. Kısaca, Ninja Tune'dan çıkan bir grup.) Sonra, internette gördüğüm Ninja Tune hayranı insanlar, yazılar, "kimdir bunlar, neler yaparlar" sorularını getirdi. Yavaş yavaş kataloglarını dinlerken, araştırırken, müziklerinde kaybolurken ben de büyük bir takipçileri, hayranları haline geldim.
Bağımsız bir plak şirketi Ninja Tune. Müziğin kök noktalarından biri olan İngiltere'de 1991 yılında kurulmuş, genişlemiş ve artık kendi ismiyle anılacak bir müzik türü tanımlamış! Wikipedia'da şirketin ağırlık verdiği türlere örnek olarak electronic, abstract hip-hop, instrumental hip hop, nu jazz, drum& bass ve chillout verilmiş. Dinledikçe, aslında bu tanımın da üzerine çıkan bir şirket olduğunu anlıyorsunuz. İçinde yer alan sanatçıların pek çoğu, kendi türlerini oluşturabiliyor. Bazıları yoğun bir trip ağırlığı katıyor, zaman zaman downtemponun en iyi anlarını yaşarken, zaman zaman breakler, big-beatlerle bir nevi ritm savaşının içinde buluyorsunuz kendinizi. Günün her zamanına, yaratmak istediğiniz her ortama uygun bir albümü, sanatçıyı ya da şarkıyı mutlaka buluyorsunuz.Coldcut'ın önderliğinde, Dj Food, 9 Lazy 9, Funki Porcini gibi isimlerle yola koyulan bu şirket, gün geçtikçe şirkette ön plana çıkabilecek kadar iyi işler üreten pek çok yeni isimle beraber yoluna devam ediyor. Zaman geçtikçe, bu yeni isimler, temel isimler haline geliyor. Örnek olarak Amon Tobin, The Cinematic Orchestra, Bonobo, Mr. Scruff gibi isimleri verebilirim. Bence bu ve benzeri detaylar Ninja Tune'u daha önemli ve sıradışı yapıyor.
Solid Steel:

1988 yılında bir radyoda başlayan "solid steel" programları, şu anda ninja tune'daki en önemli mix albümlerini barındıran başlıklardan. Çoğunlukla Ninja Tune dahilindeki DJ'lerin gerçekleştirdiği bu yayınlara, zaman zaman konuk isimler de dahil oluyor (Four Tet mesela :) ). Amon Tobin'in farklı teknik ekipmanlarla gerçekleştirdiği canlı performansın albümü bence mutlaka dinlenmeli, biraz sert, her zamanki gibi derin, içten içe karanlık. Serinin diğer album sürümleri de oldukça sürükleyici. Çoğunlukla yoğun improvize kısımlar da dahil oluyor kayıtlara. Chill-out, downtempo, hip-hop, ejazz, break, drum&bass, dj mix albumlerini, biraz sizi hareketlendirecek groovelarla bekliyorsanız, seriden çıkan albümlere, radyo programlarına mutlaka bir göz atmanızı öneririm. Kendinize göre sesler bulacaksınız mutlaka.
Türkiye'de Ninja Tune'un durumu üzerine de araştırma yapmaya çalıştım. Bulduklarım arasında şu ana kadar dikkatimi çeken en ilginci, İstanbul'daki Dinamo FM'de, Solid Steel yayınlarına yer verilmesi! Böylece, ülkemizde bu tarz yayın yapan ciddi kurumların da olduğunu görmüş oldum. Domino FM'deki DJ listesindeki Türk isimler, bu isimlerin ilgilendiği türler oldukça hoşuma gitti. Bu DJ'lerin yurtdışıyla sıkı bağlantıda olduklarını görünce, aslında şaşırmamam gerekirdi:) çünkü ne yazık ki bu türleri Türkiye'den takip edebilmek için imkanlarınızı zorlamanız ve yenilikleri aramanız gerekiyor.
Diğer ilginç bulduğum konu da, Ninja Tune severlerimizin biraz bol olabildiği zaman zaman. Last.Fm'deki Ninja Tune grubundaki üye oranı incelediğimde, Türkiye nispeten üst sıralarda yer alıyordu. Myspace'deki birkaç amatör rock grubunun arkadaş listesinde bile karşılaştım Ninja Tune'la. Açık konuşmak gerekirse, bunun gösteriş merakımızın sonucu olduğunu düşünüyorum. Ninja Tune'u yakından takip etmek için aylara, anlamak için yıllara ihtiyaç duyulur. Çoğunlukla 1-2 isim, 1-2 albümle, hatta ve hatta şarkıyla sanatçının fanı oluyoruz ne yazık ki. Hele hele bu kişiler ana akımlardan değilse, fanları olmamak gibi seçeneğimiz nerdeyse yok.
Şirketin Türkiye'deki temsilcisinin Kod Müzik olduğunu okumuştum. İstek üzerine, online sipariş yoluyla getiriyor olabilirler albümleri, kodmuzik sitesi içerik olarak çok zayıftı. Belki yıllar sonra, herhangi bir müzik markette Ninja Tune'dan çıkan bir albümü gördüğüm an, geniş kitlelerin sağlam prodüksiyonlar, güzel müzikler dinleyebileceğine, bunun sonucunda müzik yapanların da yenilikler üretebileceğine olan inancım artacaktır.
Resmi web siteleri:
www.ninjatune.net
www.myspace.com/ninjatune
En önemli fan sitesi:
www.ninja-obsession.net
Ninja Tune maceramda uzun bir yolun ortasında görüyorum kendimi, Ninja Tune'dan çıkan çoğu albümü, önemli grubu keyifle dinlemiş olsam bile, ilerki günlerde müziklerine olan takdirimin artacağından şüphe duymuyorum.
Ninja'ların çoğalması dileğiyle :)
20070617
Brooklyn Funk Essentials Vişnelik Konseri
Tarih 17 Haziran 2007. Unutulmaması gereken bir konsere tanıklık ettiğim gün. sessizmelodi, bundan böyle -güzel- konser anılarıma da ev sahipliği yapacak, hayırlısıyla başlıyorum.
Sadece tanıtımlardan biliyordum Brooklyn Funk Essentials'ı. Uluslararası bir kadro olduklarını, Doublemoon plak şirketinde yer aldıklarını, "funk, soul, jaz, reggae ve hip-hop sentezini gerçekleştirdiklerini" öğrendikten sonra, konserlerinin güzel okulum ODTÜ'nün Vişnelik Tesisleri'nde olacağı haberini aldım. Konser tarihi yaklaştıkça artan heyecan ve bikaç ufak kararsızlığı aşabilmemle beraber biletimi aldım.
Konserin başlangıç saati 21:00 idi. Arkadaşlarımla saat 20:00 civarında Vişnelik'e vardığımızda, girişte belirli bir kalabalığın birikmiş olduğunu gördük. Döner ve köfte servisini görünce baya sevindik=) 3 senedir Vişnelik'te konser izlememiş birisi olarak, tekrardan "oturalım çimlerde çeşitli biçimlerde" sloganını hayata geçirecek olmanın verdiği heyecanla, güzel bir yere ( ses teknisyeninin arkasına:)) yerleştik sonunda.
Konseri anlatmaya nereden, nasıl başlasam bilemiyorum. Vişnelik çim amfisindeki en büyük fark, 3 sene önce gittiğim Mor ve Ötesi konserinde gördüğüm oranla çok daha büyük sahneydi. Sahne çim amfinin tam ortasına kurulmuştu. Konser öncesinde RadyoOdtü'den alışık olduğumuz parçalardan hazırlanmış bir derleme dinledik. Güneş batmadan, "çimlerde yayılma" olayını gerçekleştirdiğimiz bu sıralarda, amfi yavaş yavaş dolmaya devam etti, sonunda boğucu bir kalabalık olmadan, herkes rahat rahat amfiyi doldurmuştu. Konser beklenenden 15-20 dakika sonra başladı. Girişi Hüsnü Şenlendirici yaptı. Beklemediğimiz bir anda girdiler açıkçası, öyle büyük gösteriler yapmadan, ışıkları, sesleri yavaş yavaş yapılandırarak. Bu ilk şarkı oyun havalarının habercisiydi, klarnetin de vurgusuyla konsere ne hafif, ne ağır bir giriş yapılmıştı.
Sahnede sayabildiğim kadarıyla 12- 13 müzisyen vardı. 3 vokal eşlik etti şarkılara. Bir vokalin ses rengi Massive Attack'in sıklıkla çalıştığı Horace Andy'ninkine çok benziyordu. 1-2 şarkıda arkaya daha karanlık melodiler eklense Massive Attack etkilerini dinliyormuş gibi hissedebilecektim. Bu vokal reggae, hip-hop kısmını genelde başarıyla icra eden kişi oldu. Zenci bayan vokal ise uzun süredir dinlemek istediğim o zenci soul şarkıcısı ekolünü hissetmemi sağladı. Bazı anlarda, enstrümanlar biraz geriye çekildği anlarda vokalini dinlemek çok keyifliydi. Biste "I'm from New York. And there's one thing that we know how to do. Dance! Dance!" diyip çıldırmış bir bayandır kendileri, bu esnada vokalinin etkileyiciliği kaybolmuştu. Diğer (üçüncü) vokalin de dikkatleri en çok çektiği yer, gitaristin telinin kopmasından sonra şarkı arasında birkaç dakika süresince tel değiştirilirken araya girip doğaçlama rap-rhyme keyfi yaşatmasıydı. Konserlerden, otellerde, kısaca evden uzak bir yaşamdan, yine de sahnede çok mutlu olduğundan bahsetti. Çok sevdim kendilerini, özellikle kendi hallerinde yeni bir şeyler ortaya çıkarmaları, köklerinin sağlam olduğunu gösterdi. Herkes de alkışlarıyla bu spontane geliştirilmiş sahneye beğenisini gösterdi.
Klavye başında siyahi bir müzisyen vardı kısacık saçlarıyla, sarı tshirtüyle (efendim yıllar sonra şu yazıyı okuduğumda görsel şeyleri de biraz olsun hatırlamak istiyorum, napıyım:) ) Klavye genelde rhodes piyano havası kattı müziğe, ve bu çok hoşuma gitti:) Arzu ettiğim hafif chill-out, acid-jazz havasını biraz hissedebildim o şekilde. Sahneyi takip ederken bir anda farkettim ki, kendisi klavyeyi bırakıp trombonunu (sanırım) almış eline, bir yandan trombonun tuşlarına, diğer yandan klavyenin tuşlarına, akorlarına basıyor. Fazla çaktırmadan karizma yaptı bence. Bir şarkıda da sahne ortasına geçti, Hüsnü Şenlendirici'nin karşısında durdu, ve bir nevi atıştılar bas-bateri falan devam ederken. O anı sanhenin önünden izlemek çok keyifliydi, sahne içi iletişimleri çok etkileyici olmasa da oldukça akıcıydı.
Sahne önünde durup, kaçırmadığım için çok sevdiğim bir görüntü daha vardı. Hüsnü Şenlendirici'nin kadrosunda yer alan kanuni, uzun bir solo çaldığı kısımdan sonra heyecana gelip, kanunun bir sapını havaya kaldırdı, bir rock yıldızı gibi :p Bu Türk ekipde yer alan diğer enstrümanlar da darbuka ve konser genelinde geride kalmış bir bağlama idi. Darbukanın da kıvrak havası pek hissedilmedi konser genelinde. Bu vasıtayla ritm kısmından devam edersek, karşımıza bir davul ve bir de perküsyon çıkıyor. ( kaç kişi oldu sahnede şimdiye kadar? :) ). Davul, ne yazık ki istediğim o bol varyasyonlu aksak ritmleri çalmadı. Müziği çok iyi şekillendirdi, orası ayrı. Davul, müzikal olarak keyif vermekten biraz uzak, oynatmaya ise -diğer perküsyonlar da dahil olunca- kesinlikle çok yakındı.
Sahne bu kadarla bitmiyor elbette. Kovboy şapkasıyla uzaktan da yakından da sempatik tavırlı bir basçı vardı. Sapkasıyla, en Amerikan görünen kişi oydu kesinlikle. Konser boyunca basları çok rahat duyduk:) Gitarist ise genelde ska-reggae ritmleriyle, zaman zaman ön plana geçecek şekilde yer aldı. Bir şarkıda yüksek drivelı bir solo atmaktan da geri kalmadı. İlginçtir ki bu şarkı, gitar telinin atması sonrasında çalınan ilk şarkıydı. Artık şu insanlara biraz gitar dinleteyim, bu kadar beklediler diye mi düşündü bilmiyorum:) ama eğer öyleyse cidden ve müzikte doğaçlama olarak yer aldıysa, buradan tebrik ediyorum kendilerini ve grubu, çünkü şarkıyı çok iyi oturmuştu.
Grupta en beğendiğim detaylardan birisi, şarkı içinde, farklı enstürmanları farklı anlarda kullanarak, müziği akış içinde farklı türlere çekebilmeleri oldu. Çok keskin dönüşler değildi, ama sahnedeki ışık değişimleriyle de beraber, ortamın oluşmasına çok katkıda bulunuyordu. İnsanlar genel olarak eğlenmek istediğinden, biraz hareketten uzaklaşınca müzik, geri dönüşler bekleniyordu sanki. Tekrardan yükseliş olduğunda herkes oynamaya devam ediyordu, özellikle son şarkılarda.
Evet, sona değinmişken, bislerden bahsetmeden olmaz. Konser başladıktan yaklaşık 70 dakika sonra, sahnede seyirciyi topluca selamlayıp (elemanları saymaya çalıştım:p) sahneden ayrılmaya başladılar. Ama ayrılamazlardı öyle, pek de niyetli değillerdi zaten. "bi daha" sloganları eşliğinde (again diye bağırmaya çalıştık, olmadı tabi, beceren olursa helal:) ) sahneye tekrardan döndüler, zaten bir bisi herkes bekliyordu. Türk motifleriyle daha çok oynattılar geri döndükten sonra. Tanıdık melodiler girdi hep, Hüsnü Şenlendirici de enstrümanını ortaya çıktıkça herkes daha bir keyifle eşlik etti müziğe. Tabi bu bis uzun sürmedi, 15 dakika sonra tekrardan toparlandılar, bazı seyirciler de yavaş yavaş ayrılmaya başladı çim anfiden. Ancak bazılrına yetmemişti konser (mesela bendeniz) , tekrardan tezahüratlar eşiliğinde geri döndüler. Bu sefer Hüsnü Şenlendirici yoktu sahnede. Kanuni de darbukaya geçmişti. Önceden bahsetmiş olduğum "New York'ta dans ederiz biz" açıklamasından sonra, göbek havasından modern dans altyapısına döndüler, elektronik piyanolarla başlayarak. Bu ya da bir önceki biste Türk ekipteki müzisyenler de sahne ortasına geçmiş kurtlarını döküyorlardı. Ve 3. kez seyirciyi grupça selamlayarak, alkışlar eşliğinde sahneden son kez indiler.
Brooklyn Funk Essentials'ı konser öncesinde hiç dinleyemediğimden dolayı, tüm şarkı setini ne yazık ki listeleyemeyeceğim. Şarkı isimlerinden çıkarabildiğim kadarıyla İstanbul Twilight ve You Don't Know Anything şarkılarını konser sırasında işitmiştim. Genelde In The Buzzbag isimli albümden şarkılar çaldıklarını söyledi bir arkadaş, normaldir dedim, malum ülkemizde en bilinen albümleri sanırım.
Elimde bu yazıya ekleyecek 1-2 resim olmasını çok isterdim. Yakında birkaç poz ekleme şansım var, bu yazıyı takip edin:)
Son not olarak şunu eklemek istiyorum. Bir süredir sanatçıların isimlerini aramama rağmen internette, ne yazık ki elemanların isimlerini bulamadım, resimlerden "işte bu" diye çıkartamadım hiçbirini. Eğer bilen varsa, Brooklyn Funk Essentials'ın günümüzdeki kadrosunu öğrenmeyi çok isterim.
Bir yazının daha sonuna gelmiş bulunmaktayım. Konser yorgunluğuna eklenen bu hatıra yazma yorgunluğuyla beraber, uykuyu aramak üzere şimdilik hoşçakalın.
aDiL
Sadece tanıtımlardan biliyordum Brooklyn Funk Essentials'ı. Uluslararası bir kadro olduklarını, Doublemoon plak şirketinde yer aldıklarını, "funk, soul, jaz, reggae ve hip-hop sentezini gerçekleştirdiklerini" öğrendikten sonra, konserlerinin güzel okulum ODTÜ'nün Vişnelik Tesisleri'nde olacağı haberini aldım. Konser tarihi yaklaştıkça artan heyecan ve bikaç ufak kararsızlığı aşabilmemle beraber biletimi aldım.
Konserin başlangıç saati 21:00 idi. Arkadaşlarımla saat 20:00 civarında Vişnelik'e vardığımızda, girişte belirli bir kalabalığın birikmiş olduğunu gördük. Döner ve köfte servisini görünce baya sevindik=) 3 senedir Vişnelik'te konser izlememiş birisi olarak, tekrardan "oturalım çimlerde çeşitli biçimlerde" sloganını hayata geçirecek olmanın verdiği heyecanla, güzel bir yere ( ses teknisyeninin arkasına:)) yerleştik sonunda.
Konseri anlatmaya nereden, nasıl başlasam bilemiyorum. Vişnelik çim amfisindeki en büyük fark, 3 sene önce gittiğim Mor ve Ötesi konserinde gördüğüm oranla çok daha büyük sahneydi. Sahne çim amfinin tam ortasına kurulmuştu. Konser öncesinde RadyoOdtü'den alışık olduğumuz parçalardan hazırlanmış bir derleme dinledik. Güneş batmadan, "çimlerde yayılma" olayını gerçekleştirdiğimiz bu sıralarda, amfi yavaş yavaş dolmaya devam etti, sonunda boğucu bir kalabalık olmadan, herkes rahat rahat amfiyi doldurmuştu. Konser beklenenden 15-20 dakika sonra başladı. Girişi Hüsnü Şenlendirici yaptı. Beklemediğimiz bir anda girdiler açıkçası, öyle büyük gösteriler yapmadan, ışıkları, sesleri yavaş yavaş yapılandırarak. Bu ilk şarkı oyun havalarının habercisiydi, klarnetin de vurgusuyla konsere ne hafif, ne ağır bir giriş yapılmıştı.
Sahnede sayabildiğim kadarıyla 12- 13 müzisyen vardı. 3 vokal eşlik etti şarkılara. Bir vokalin ses rengi Massive Attack'in sıklıkla çalıştığı Horace Andy'ninkine çok benziyordu. 1-2 şarkıda arkaya daha karanlık melodiler eklense Massive Attack etkilerini dinliyormuş gibi hissedebilecektim. Bu vokal reggae, hip-hop kısmını genelde başarıyla icra eden kişi oldu. Zenci bayan vokal ise uzun süredir dinlemek istediğim o zenci soul şarkıcısı ekolünü hissetmemi sağladı. Bazı anlarda, enstrümanlar biraz geriye çekildği anlarda vokalini dinlemek çok keyifliydi. Biste "I'm from New York. And there's one thing that we know how to do. Dance! Dance!" diyip çıldırmış bir bayandır kendileri, bu esnada vokalinin etkileyiciliği kaybolmuştu. Diğer (üçüncü) vokalin de dikkatleri en çok çektiği yer, gitaristin telinin kopmasından sonra şarkı arasında birkaç dakika süresince tel değiştirilirken araya girip doğaçlama rap-rhyme keyfi yaşatmasıydı. Konserlerden, otellerde, kısaca evden uzak bir yaşamdan, yine de sahnede çok mutlu olduğundan bahsetti. Çok sevdim kendilerini, özellikle kendi hallerinde yeni bir şeyler ortaya çıkarmaları, köklerinin sağlam olduğunu gösterdi. Herkes de alkışlarıyla bu spontane geliştirilmiş sahneye beğenisini gösterdi.
Klavye başında siyahi bir müzisyen vardı kısacık saçlarıyla, sarı tshirtüyle (efendim yıllar sonra şu yazıyı okuduğumda görsel şeyleri de biraz olsun hatırlamak istiyorum, napıyım:) ) Klavye genelde rhodes piyano havası kattı müziğe, ve bu çok hoşuma gitti:) Arzu ettiğim hafif chill-out, acid-jazz havasını biraz hissedebildim o şekilde. Sahneyi takip ederken bir anda farkettim ki, kendisi klavyeyi bırakıp trombonunu (sanırım) almış eline, bir yandan trombonun tuşlarına, diğer yandan klavyenin tuşlarına, akorlarına basıyor. Fazla çaktırmadan karizma yaptı bence. Bir şarkıda da sahne ortasına geçti, Hüsnü Şenlendirici'nin karşısında durdu, ve bir nevi atıştılar bas-bateri falan devam ederken. O anı sanhenin önünden izlemek çok keyifliydi, sahne içi iletişimleri çok etkileyici olmasa da oldukça akıcıydı.
Sahne önünde durup, kaçırmadığım için çok sevdiğim bir görüntü daha vardı. Hüsnü Şenlendirici'nin kadrosunda yer alan kanuni, uzun bir solo çaldığı kısımdan sonra heyecana gelip, kanunun bir sapını havaya kaldırdı, bir rock yıldızı gibi :p Bu Türk ekipde yer alan diğer enstrümanlar da darbuka ve konser genelinde geride kalmış bir bağlama idi. Darbukanın da kıvrak havası pek hissedilmedi konser genelinde. Bu vasıtayla ritm kısmından devam edersek, karşımıza bir davul ve bir de perküsyon çıkıyor. ( kaç kişi oldu sahnede şimdiye kadar? :) ). Davul, ne yazık ki istediğim o bol varyasyonlu aksak ritmleri çalmadı. Müziği çok iyi şekillendirdi, orası ayrı. Davul, müzikal olarak keyif vermekten biraz uzak, oynatmaya ise -diğer perküsyonlar da dahil olunca- kesinlikle çok yakındı.
Sahne bu kadarla bitmiyor elbette. Kovboy şapkasıyla uzaktan da yakından da sempatik tavırlı bir basçı vardı. Sapkasıyla, en Amerikan görünen kişi oydu kesinlikle. Konser boyunca basları çok rahat duyduk:) Gitarist ise genelde ska-reggae ritmleriyle, zaman zaman ön plana geçecek şekilde yer aldı. Bir şarkıda yüksek drivelı bir solo atmaktan da geri kalmadı. İlginçtir ki bu şarkı, gitar telinin atması sonrasında çalınan ilk şarkıydı. Artık şu insanlara biraz gitar dinleteyim, bu kadar beklediler diye mi düşündü bilmiyorum:) ama eğer öyleyse cidden ve müzikte doğaçlama olarak yer aldıysa, buradan tebrik ediyorum kendilerini ve grubu, çünkü şarkıyı çok iyi oturmuştu.
Grupta en beğendiğim detaylardan birisi, şarkı içinde, farklı enstürmanları farklı anlarda kullanarak, müziği akış içinde farklı türlere çekebilmeleri oldu. Çok keskin dönüşler değildi, ama sahnedeki ışık değişimleriyle de beraber, ortamın oluşmasına çok katkıda bulunuyordu. İnsanlar genel olarak eğlenmek istediğinden, biraz hareketten uzaklaşınca müzik, geri dönüşler bekleniyordu sanki. Tekrardan yükseliş olduğunda herkes oynamaya devam ediyordu, özellikle son şarkılarda.
Evet, sona değinmişken, bislerden bahsetmeden olmaz. Konser başladıktan yaklaşık 70 dakika sonra, sahnede seyirciyi topluca selamlayıp (elemanları saymaya çalıştım:p) sahneden ayrılmaya başladılar. Ama ayrılamazlardı öyle, pek de niyetli değillerdi zaten. "bi daha" sloganları eşliğinde (again diye bağırmaya çalıştık, olmadı tabi, beceren olursa helal:) ) sahneye tekrardan döndüler, zaten bir bisi herkes bekliyordu. Türk motifleriyle daha çok oynattılar geri döndükten sonra. Tanıdık melodiler girdi hep, Hüsnü Şenlendirici de enstrümanını ortaya çıktıkça herkes daha bir keyifle eşlik etti müziğe. Tabi bu bis uzun sürmedi, 15 dakika sonra tekrardan toparlandılar, bazı seyirciler de yavaş yavaş ayrılmaya başladı çim anfiden. Ancak bazılrına yetmemişti konser (mesela bendeniz) , tekrardan tezahüratlar eşiliğinde geri döndüler. Bu sefer Hüsnü Şenlendirici yoktu sahnede. Kanuni de darbukaya geçmişti. Önceden bahsetmiş olduğum "New York'ta dans ederiz biz" açıklamasından sonra, göbek havasından modern dans altyapısına döndüler, elektronik piyanolarla başlayarak. Bu ya da bir önceki biste Türk ekipteki müzisyenler de sahne ortasına geçmiş kurtlarını döküyorlardı. Ve 3. kez seyirciyi grupça selamlayarak, alkışlar eşliğinde sahneden son kez indiler.
Brooklyn Funk Essentials'ı konser öncesinde hiç dinleyemediğimden dolayı, tüm şarkı setini ne yazık ki listeleyemeyeceğim. Şarkı isimlerinden çıkarabildiğim kadarıyla İstanbul Twilight ve You Don't Know Anything şarkılarını konser sırasında işitmiştim. Genelde In The Buzzbag isimli albümden şarkılar çaldıklarını söyledi bir arkadaş, normaldir dedim, malum ülkemizde en bilinen albümleri sanırım.
Elimde bu yazıya ekleyecek 1-2 resim olmasını çok isterdim. Yakında birkaç poz ekleme şansım var, bu yazıyı takip edin:)
Son not olarak şunu eklemek istiyorum. Bir süredir sanatçıların isimlerini aramama rağmen internette, ne yazık ki elemanların isimlerini bulamadım, resimlerden "işte bu" diye çıkartamadım hiçbirini. Eğer bilen varsa, Brooklyn Funk Essentials'ın günümüzdeki kadrosunu öğrenmeyi çok isterim.
Bir yazının daha sonuna gelmiş bulunmaktayım. Konser yorgunluğuna eklenen bu hatıra yazma yorgunluğuyla beraber, uykuyu aramak üzere şimdilik hoşçakalın.
aDiL
20070604
son liste
Radiohead - Exit Music
Portishead - Sour Times
Jay Jay Johanson - Alone Again
Blur - Out Of Time
Godspeed You! Black Emperor - Yanqui U.X.O.
A Perfect Circle - Orestes
Tool - 10000 Days
Nine Inch Nails - Hurt
Portishead - Over
Smiths - How Soon Is Now
Radiohead - Bulletproof
Portishead - Roads
Massive Attack - Protection
Doves - Last Brodcast
Radiohead - Talk Show Host
http://www.megaupload.com/?d=U63KKSEL
(geçici olarak buradan da ulaşabilirsiniz.)
Artık durmam gerektiğini düşündüğüm bir zamana eşlik eden şarkılar, bugüne kadar sadece bilgisayarım bir köşesinde varlığını sürdürdü. Geçmiş listeleri paylaşırken, kafamda hep bu listeye varma düşüncesi olduğunu itiraf etmem gerek.
Tekrardan listeye göz attığımda, nedense şarkılar rahatsız etti zaman zaman. Seçtiğim gruplar, şarkılar, isimler ve bilin(mey)en sözler... Rahatsız ediciler, çünkü listeye biraz göz atan birini kolayca basit, ürkütücü bir sınıflandırmaya itebilecekler. Zihnindekileri çekinmeden açabilmenin, gerçekten bir cesaret işi olduğunu unutmamak gerek. Bunu becerebilmiş insanlara da -ardından sürükledikleri sessiz/sesli kitlelere aldırmadan- her zaman saygım olacaktır. İnsanlara gelip geçici şekilde dinletmektense, ruhuna yerleştirmeyi düşündüğüm, çoğunlukla derinden, kontrastı yüksek sesleri etrafa yaymak istemiştim. Internet radyosu yayını gerçekleşemedi, ancak şu andaki fırsatımı kullanarak bu blog üzerinden paylaşmak çok daha geniş etkili olur sanırım. (Şu anda hala yaşamın devam ettiğini "varsayarak", bu çaresiz girişimi başarısız olarak yorumlayabiliriz.)
Şarkı seçimleri hakkında son söylemek istediğim şey de, resmin büyük kısmını dahil edememiş olmam nedeniyle eksik kaldıkları. Portishead'i gerçekten anlayarak dinlediğim bir dönem sırasında, bolca Portishead paylaşmam normal görünebilir. "Son yayın" ruhuna uygun olarak "Last Broadcast" isimli şarkıyı eklemem de. 10000 Days'deki fırtına sesi, Jay-Jay'in ses tonu, Orestes'in nefretle yüzleşen sözleri ( I don't want to feel this overwhelming hostility), Exit Music'in gerçeklerden kaçış hayali, Out Of Time'ın o hafif melankolisi, hatırlatabildiği basit bir andan bağımsız. Nedenlerim kısaca buydu. Listeye dahil edememiş olduğum onlarca olası şarkıdan özür dilerim.
Şimdilik elimde hazır bulunan listelerim sona ermiş bulunmaktadır. Daha farklı tarzları da dahil ederek yapacağım derlemeleri umarım takip etmeye devam edersiniz.
Adil
Not: Bu klasörden , Megaupload'a erişiminizi sağlayacak firefox eklentisini (megaupload sx) indirebilirsiniz.
Portishead - Sour Times
Jay Jay Johanson - Alone Again
Blur - Out Of Time
Godspeed You! Black Emperor - Yanqui U.X.O.
A Perfect Circle - Orestes
Tool - 10000 Days
Nine Inch Nails - Hurt
Portishead - Over
Smiths - How Soon Is Now
Radiohead - Bulletproof
Portishead - Roads
Massive Attack - Protection
Doves - Last Brodcast
Radiohead - Talk Show Host
http://www.megaupload.com/?d=U63KKSEL
(geçici olarak buradan da ulaşabilirsiniz.)
Artık durmam gerektiğini düşündüğüm bir zamana eşlik eden şarkılar, bugüne kadar sadece bilgisayarım bir köşesinde varlığını sürdürdü. Geçmiş listeleri paylaşırken, kafamda hep bu listeye varma düşüncesi olduğunu itiraf etmem gerek.
Tekrardan listeye göz attığımda, nedense şarkılar rahatsız etti zaman zaman. Seçtiğim gruplar, şarkılar, isimler ve bilin(mey)en sözler... Rahatsız ediciler, çünkü listeye biraz göz atan birini kolayca basit, ürkütücü bir sınıflandırmaya itebilecekler. Zihnindekileri çekinmeden açabilmenin, gerçekten bir cesaret işi olduğunu unutmamak gerek. Bunu becerebilmiş insanlara da -ardından sürükledikleri sessiz/sesli kitlelere aldırmadan- her zaman saygım olacaktır. İnsanlara gelip geçici şekilde dinletmektense, ruhuna yerleştirmeyi düşündüğüm, çoğunlukla derinden, kontrastı yüksek sesleri etrafa yaymak istemiştim. Internet radyosu yayını gerçekleşemedi, ancak şu andaki fırsatımı kullanarak bu blog üzerinden paylaşmak çok daha geniş etkili olur sanırım. (Şu anda hala yaşamın devam ettiğini "varsayarak", bu çaresiz girişimi başarısız olarak yorumlayabiliriz.)
Şarkı seçimleri hakkında son söylemek istediğim şey de, resmin büyük kısmını dahil edememiş olmam nedeniyle eksik kaldıkları. Portishead'i gerçekten anlayarak dinlediğim bir dönem sırasında, bolca Portishead paylaşmam normal görünebilir. "Son yayın" ruhuna uygun olarak "Last Broadcast" isimli şarkıyı eklemem de. 10000 Days'deki fırtına sesi, Jay-Jay'in ses tonu, Orestes'in nefretle yüzleşen sözleri ( I don't want to feel this overwhelming hostility), Exit Music'in gerçeklerden kaçış hayali, Out Of Time'ın o hafif melankolisi, hatırlatabildiği basit bir andan bağımsız. Nedenlerim kısaca buydu. Listeye dahil edememiş olduğum onlarca olası şarkıdan özür dilerim.
Şimdilik elimde hazır bulunan listelerim sona ermiş bulunmaktadır. Daha farklı tarzları da dahil ederek yapacağım derlemeleri umarım takip etmeye devam edersiniz.
Adil
Not: Bu klasörden , Megaupload'a erişiminizi sağlayacak firefox eklentisini (megaupload sx) indirebilirsiniz.
20070523
kalamar 18.10.2006
bir sonraki listeyle devam etmeli arayı çok açmadan:
1. Radiohead - The National Anthem (live)
2. Unkle - Eye For an Eye
3. Thom Yorke - Harrowdown Hill
4. The Chemical Brothers - The Test
5. The Verve - Drug's Don't Work
6. Travis - Why Does It Always Rain On Me
7. R.E.M. - All The Right Friends
8. Lamb - Heaven
9. Fiona Apple - Red, Red, Red
10. Norah jones - In The Morning
11. Blonde Redhead - Hated Because Of Great Qualities.mp3
12. Ryan Adams - Night Birds
13. Whiskeytown - To Be Young (live)
14. Sparklehorse - Eyepennies
15. Sting - mad about you
16. Morrissey - Moon River
17. Radiohead - Sulk
18. Black Heart Procession - Did You Wonder
19. Interpol - Evil
20. Death Cab For The Cutie - What Sarah Said
link:
http://www.megaupload.com/?d=3H9DOSB0
şifre yok.
Bir önceki listeye atılmış olan cevap oldukça dikkatimi çekmişti, ve üzerine biraz düşünmüştüm. Aklıma gelenleri bir sonraki yazıda bir cevap havasına girmeden paylaşmak istemiştim. İşte o yazı bu yazıdır:)
Son derece amatör bir ruhla başlatılmış radyonun (kalamar) ve dahilindeki ufak programların motivasyonu, kendi çevremizdeki birkaç kişiyle bir şeyler paylaşmak ve de eğlenceli vakit geçirmekti. Müzikal çerçeve, yayın politikası belirsizdi. Kendi açımdan ele aldığımda, yayınıma yaklaşım tarzım, hoşlandığım bazı şarkıları, insanlarla paylaşmaktı, ve bu arada dinleyenlerin de sıkılmadan takip etmelerini sağlamaktı. Müzikal beğenimi geliştirirken, kendi çevremden etkilenmeyen bir çizgide ilerliyorum son zamanlarda, bu nedenle müziği dilediğince paylaşabilmem de zorlaşıyor. Yayını -genel olarak- indie müziği yakından takip eden, önerileri her an paylaşabildiğim insanlara yapmış olsaydım, listeleri farklı dengelemeyi ben de tercih ederdim, biraz daha duyulmamış, dikkatlerden kaçabilecek şarkılara vurgu yapardım. yayını şarkı listesine tamamen yabancı kalmış olan kişilerin de dinlemiş olabileceğini düşünüyorum, aralarında 2-3 şarkıyı bilenlerin de. Emin olduğum tek şey, dinleyiciler arasında oradaki şarkıların tümünü bilen bir kimsenin yer almadığı :)
dışarıdan bakınca nasıl göründüğünü tam kestiremiyorum bu blogun, ama benim özetleyeceğim şekli şudur: "kişisel bir müzik yolculuğu". Bu yolculukta ne çok bilmiş görünmeyi istiyorum, ne de başkaları tarafından yönlendirilmeyi, özellikle de doğru kabul edilen yanlışlarla, sınırlarla. çoklamayı hazırlarken çerçeveyi ne kadar geniş tutacağımı, dinleyici profiline ve o anda aklıma bir şekilde gelmiş şarkılara dayandırıyordum. burada popülist yaklaşmak değildi amacım, eğer öyle olsaydı, başka neler çıkabileceğini "herkes" tahmin edebilir. ( keşke program devam etseydi ve de zamanla ortak zevk oluşturabildiğim dinleyicilerle, konsept havası gelişebilseydi. )
Anlattıklarımla önceden vurguladığım noktaları biraz daha açmış oldum, önceki yazıya atılmış yorumla tamamen paralelleştirmemeye çalışarak. Umarım, fikirlere dayanan cevaplar da seçilebiliyordur yazıda.
artık, burada, "sessizmelodi" için yayınlayacağım listeleri hazırlama motivasyonum, o canlı yayınlara bakış açımdan çok daha farklı olacaktır. bunun temel nedeni ise şarkıların, listelerin kalıcı olacak olması (yayını yaparken böyle bir listeyi ilerde bu tarz bir blog kurup paylaşabilceğimi düşünmemiştim.). İlerde derlemeler oluşturduğumda, amaçlarımı ve içeriği daha doğru ve daha bilgilendirici yazılarla paylaşabilirim umarım.
Bu iletide yer alan şarkı derlemenin türünü oluşturmayı size bırakıyorum :) sanırım biraz radyoodtü alt-sokak, ya da dreamtv punk-art programlarına benzetebiliyorum. (unutmadan, punk ve bir miktar post-punk akımı artık itici gelmeye başladı birkaç grubun ürettiği işler dışında dışında.) sanırım şu listeyle istanbul radyoeksen'de herhangi bir anda karşılaşmak da mümkün. Önceden dediklerime vurgu mu yapıyor bilemiyorum bu bakış açısı. Bir radyo programı hazırlıyor olmak, ve biraz da genele hitap edebilmek, ilgiyi canlı tutabilmek... Bunlara yoğun önem verdiğimi daha çok sezinliyorum bu liste sayesinde. Bahsettiğim tv-radyo yayınları ise, beni şu anda o kadar heyecanlandıran yayınlar olmaktan uzak. Aynı eleştirel bakışı kendi listelerim üzerinde uygulayacağım ilerde:)
Son ayrıntı da şu olacaktır. Bu, radyoda yayınlayabildiğim son listeydi. Bundan sonra sadece bu blog üzerinden paylaşacağım liste ise, benim açımdan "son" yayını temsil etmekte. Şarkıları, sıraları hiç değiştirmeden o derlemeyi de paylaşacağım. Benim için oldukça önemli yere sahip olan bir zaman aralığını yakalıyordu, ve bu anda aklımdan geçecek melodileri. (İncelemenin devamı, bir sonraki mesajda yer almalı.)
Bu gecelik benden bu kadar. Ödevler, projeler arasında farklı noktalar da odaklanmak iyi geliyor :) Bu listeyi "de" beğenerek dinlersiniz umarım.
aDiL
1. Radiohead - The National Anthem (live)
2. Unkle - Eye For an Eye
3. Thom Yorke - Harrowdown Hill
4. The Chemical Brothers - The Test
5. The Verve - Drug's Don't Work
6. Travis - Why Does It Always Rain On Me
7. R.E.M. - All The Right Friends
8. Lamb - Heaven
9. Fiona Apple - Red, Red, Red
10. Norah jones - In The Morning
11. Blonde Redhead - Hated Because Of Great Qualities.mp3
12. Ryan Adams - Night Birds
13. Whiskeytown - To Be Young (live)
14. Sparklehorse - Eyepennies
15. Sting - mad about you
16. Morrissey - Moon River
17. Radiohead - Sulk
18. Black Heart Procession - Did You Wonder
19. Interpol - Evil
20. Death Cab For The Cutie - What Sarah Said
link:
http://www.megaupload.com/?d=3H9DOSB0
şifre yok.
Bir önceki listeye atılmış olan cevap oldukça dikkatimi çekmişti, ve üzerine biraz düşünmüştüm. Aklıma gelenleri bir sonraki yazıda bir cevap havasına girmeden paylaşmak istemiştim. İşte o yazı bu yazıdır:)
Son derece amatör bir ruhla başlatılmış radyonun (kalamar) ve dahilindeki ufak programların motivasyonu, kendi çevremizdeki birkaç kişiyle bir şeyler paylaşmak ve de eğlenceli vakit geçirmekti. Müzikal çerçeve, yayın politikası belirsizdi. Kendi açımdan ele aldığımda, yayınıma yaklaşım tarzım, hoşlandığım bazı şarkıları, insanlarla paylaşmaktı, ve bu arada dinleyenlerin de sıkılmadan takip etmelerini sağlamaktı. Müzikal beğenimi geliştirirken, kendi çevremden etkilenmeyen bir çizgide ilerliyorum son zamanlarda, bu nedenle müziği dilediğince paylaşabilmem de zorlaşıyor. Yayını -genel olarak- indie müziği yakından takip eden, önerileri her an paylaşabildiğim insanlara yapmış olsaydım, listeleri farklı dengelemeyi ben de tercih ederdim, biraz daha duyulmamış, dikkatlerden kaçabilecek şarkılara vurgu yapardım. yayını şarkı listesine tamamen yabancı kalmış olan kişilerin de dinlemiş olabileceğini düşünüyorum, aralarında 2-3 şarkıyı bilenlerin de. Emin olduğum tek şey, dinleyiciler arasında oradaki şarkıların tümünü bilen bir kimsenin yer almadığı :)
dışarıdan bakınca nasıl göründüğünü tam kestiremiyorum bu blogun, ama benim özetleyeceğim şekli şudur: "kişisel bir müzik yolculuğu". Bu yolculukta ne çok bilmiş görünmeyi istiyorum, ne de başkaları tarafından yönlendirilmeyi, özellikle de doğru kabul edilen yanlışlarla, sınırlarla. çoklamayı hazırlarken çerçeveyi ne kadar geniş tutacağımı, dinleyici profiline ve o anda aklıma bir şekilde gelmiş şarkılara dayandırıyordum. burada popülist yaklaşmak değildi amacım, eğer öyle olsaydı, başka neler çıkabileceğini "herkes" tahmin edebilir. ( keşke program devam etseydi ve de zamanla ortak zevk oluşturabildiğim dinleyicilerle, konsept havası gelişebilseydi. )
Anlattıklarımla önceden vurguladığım noktaları biraz daha açmış oldum, önceki yazıya atılmış yorumla tamamen paralelleştirmemeye çalışarak. Umarım, fikirlere dayanan cevaplar da seçilebiliyordur yazıda.
artık, burada, "sessizmelodi" için yayınlayacağım listeleri hazırlama motivasyonum, o canlı yayınlara bakış açımdan çok daha farklı olacaktır. bunun temel nedeni ise şarkıların, listelerin kalıcı olacak olması (yayını yaparken böyle bir listeyi ilerde bu tarz bir blog kurup paylaşabilceğimi düşünmemiştim.). İlerde derlemeler oluşturduğumda, amaçlarımı ve içeriği daha doğru ve daha bilgilendirici yazılarla paylaşabilirim umarım.
Bu iletide yer alan şarkı derlemenin türünü oluşturmayı size bırakıyorum :) sanırım biraz radyoodtü alt-sokak, ya da dreamtv punk-art programlarına benzetebiliyorum. (unutmadan, punk ve bir miktar post-punk akımı artık itici gelmeye başladı birkaç grubun ürettiği işler dışında dışında.) sanırım şu listeyle istanbul radyoeksen'de herhangi bir anda karşılaşmak da mümkün. Önceden dediklerime vurgu mu yapıyor bilemiyorum bu bakış açısı. Bir radyo programı hazırlıyor olmak, ve biraz da genele hitap edebilmek, ilgiyi canlı tutabilmek... Bunlara yoğun önem verdiğimi daha çok sezinliyorum bu liste sayesinde. Bahsettiğim tv-radyo yayınları ise, beni şu anda o kadar heyecanlandıran yayınlar olmaktan uzak. Aynı eleştirel bakışı kendi listelerim üzerinde uygulayacağım ilerde:)
Son ayrıntı da şu olacaktır. Bu, radyoda yayınlayabildiğim son listeydi. Bundan sonra sadece bu blog üzerinden paylaşacağım liste ise, benim açımdan "son" yayını temsil etmekte. Şarkıları, sıraları hiç değiştirmeden o derlemeyi de paylaşacağım. Benim için oldukça önemli yere sahip olan bir zaman aralığını yakalıyordu, ve bu anda aklımdan geçecek melodileri. (İncelemenin devamı, bir sonraki mesajda yer almalı.)
Bu gecelik benden bu kadar. Ödevler, projeler arasında farklı noktalar da odaklanmak iyi geliyor :) Bu listeyi "de" beğenerek dinlersiniz umarım.
aDiL
20070513
kalamar 11.10.2006
Çok kısa bir ömrü olmuş, kalamar adını verdiğimiz ufak, sıcacık radyomuzda ( =) ) 2-3 hafta sürebilmiş bir program hazırlamıştım. Yayınları gerçekleştirdiğim sırada 10 en çok 20 kişi dinlemiş de olsa, oldukça keyifli, zaman zaman heyecanlı bir deneyimdi, özellikle hazırlıksız anlarda, şarkı aralardında konuşacak konu aramak internette harıl harıl aranırken =). Daha uzun sürmesini dilerdim. Tam heyecanlanmaya, fikirler üretebilmeye başlamışken teknik yetersizlikler ve zaman sorunları isteklerin önüne geçmişti. O programlar için hazırladığım şarkıların listesini bilgisayarımda tutuyordum, ve artık bilgisayarımdan çıksınlar, sessizmelodi'de ölümsüzlüğü yakalasınlar istiyorum. Yayınları kaçıranlar, şarkıları merak edenler, hoş akışlar dinlemek isteyenler için, o şarkıları, yayın sırası doğrultusunda ve mp3 formatında hoperlörlerinize, kulaklıklarınıza iletiyorum.
İlk haftaki listede şu şarkılar yer almıştı:
01 Radiohead - I Might Be Wrong
02 Doves - Walk In Fire
03 The Leaves - Shakma (Drunken Starlit Sky)
04 Editors - Bullets
05 Manic Street Preachers - Ocean Spray
06 Arcade Fire - Wake Up
07 Mars Volta - L'via L'viaquez
08 Mogwai - Glasgow Mega-Snake
09 Sigur R¢s - Untitled 8
10 Tori Amos - Cornflake Girl
11 Hooverphonic - Mad about you
12 Zero 7 - Home
13 Portishead - Roads
14 The Smiths - I Know It's Over
15 Massive Attack - Angel
16 Wallflowers - Letters From The Wasteland
Liste üzerinde yapmak istediğim oldukça yorum var aslında, ama çok da detaya girip yazıyı okuyanları boğmak istemem. Kısaca, şu anda şu listeye bakınca, o zamanlarda indie-rock takipçisi olmamın sonuçlarını görüyorum. Şimdiki aklım olsa, çok daha farklı bir liste hazırlardım sanırım (hazırlayacağım da, sessizmelodi için sadece:) ) Zero 7'la, Portishead'le hafif türleri kaydırmaya çalışmışım, ama son olarak vardığım yer, amerikan alternatif rock'ı olmuş ( wallflowers'ın en iyi şarkılarından;) ) İleride atacağım bir sonraki programın listesi ve ondan sonra gelecek olan ve yayınlanamamış, oldukça ağır/boğucu bir temayla hazırlamış olduğum listeyi paylaşınca, sanırım bütünlüğe daha yakın olur.
mp3 listesine ulaşabileceğiniz adres:
http://www.megaupload.com/?d=41474KK8 (rar parçası 1)
http://www.megaupload.com/?d=3AMEMXFD (rar parçası 2)
rar şifresi: sessizmelodi.blogspot.com
Ana akımlara yakın bir şekilde hazırlanmış bulunan bu listeyi beğenerek dinlersiniz umarım,
aDiL
NOT: neden megaupload? rapidshare dosyaları gönderirken sorunlar çıkarttı. megaupload hiçbir sorun yaşatmadı, kolayca yükledi. megaupload'un türkiye sınırını kaldırmak için toolbar'ını kurmayı deneyebilirsiniz. Zararlı bir şey içermiyor, internet exlorer'ınız bir işe yaramış oluyor hatta (her zaman firefox;) ). Firefox'ta megaupload'a girişi açabilen eklentiler de var, explorer'ı bir daha asla kullanmam diyenlere çözüm =)
İlk haftaki listede şu şarkılar yer almıştı:
01 Radiohead - I Might Be Wrong
02 Doves - Walk In Fire
03 The Leaves - Shakma (Drunken Starlit Sky)
04 Editors - Bullets
05 Manic Street Preachers - Ocean Spray
06 Arcade Fire - Wake Up
07 Mars Volta - L'via L'viaquez
08 Mogwai - Glasgow Mega-Snake
09 Sigur R¢s - Untitled 8
10 Tori Amos - Cornflake Girl
11 Hooverphonic - Mad about you
12 Zero 7 - Home
13 Portishead - Roads
14 The Smiths - I Know It's Over
15 Massive Attack - Angel
16 Wallflowers - Letters From The Wasteland
Liste üzerinde yapmak istediğim oldukça yorum var aslında, ama çok da detaya girip yazıyı okuyanları boğmak istemem. Kısaca, şu anda şu listeye bakınca, o zamanlarda indie-rock takipçisi olmamın sonuçlarını görüyorum. Şimdiki aklım olsa, çok daha farklı bir liste hazırlardım sanırım (hazırlayacağım da, sessizmelodi için sadece:) ) Zero 7'la, Portishead'le hafif türleri kaydırmaya çalışmışım, ama son olarak vardığım yer, amerikan alternatif rock'ı olmuş ( wallflowers'ın en iyi şarkılarından;) ) İleride atacağım bir sonraki programın listesi ve ondan sonra gelecek olan ve yayınlanamamış, oldukça ağır/boğucu bir temayla hazırlamış olduğum listeyi paylaşınca, sanırım bütünlüğe daha yakın olur.
mp3 listesine ulaşabileceğiniz adres:
http://www.megaupload.com/?d=41474KK8 (rar parçası 1)
http://www.megaupload.com/?d=3AMEMXFD (rar parçası 2)
rar şifresi: sessizmelodi.blogspot.com
Ana akımlara yakın bir şekilde hazırlanmış bulunan bu listeyi beğenerek dinlersiniz umarım,
aDiL
NOT: neden megaupload? rapidshare dosyaları gönderirken sorunlar çıkarttı. megaupload hiçbir sorun yaşatmadı, kolayca yükledi. megaupload'un türkiye sınırını kaldırmak için toolbar'ını kurmayı deneyebilirsiniz. Zararlı bir şey içermiyor, internet exlorer'ınız bir işe yaramış oluyor hatta (her zaman firefox;) ). Firefox'ta megaupload'a girişi açabilen eklentiler de var, explorer'ı bir daha asla kullanmam diyenlere çözüm =)
20070507
Midnight in a perfect world
(başka kaynaklara yazdığım yazıları arşivlemeye devam...)
saatlerdir midnight in a perfect world'ü dinliyorum.
şarkının güzelliğini anlatmak için söz bulmak çok zor. saatlerce aynı şarkıyı dinlemeye devam edebilirim. az sonra bilgisayarı kapatınca 2-3 kere daha dinlesem anca yetecek:)
biraz da bilgi ekleyeyim başlığa:
kendisi trip-hop olarak bir tür tanımlanmasını hiç sevmiyormuş. Hip-hop kültürüne çok yakın yaşamış birisi olarak, sanırım kendini hip-hop'un bir yorumcusu olarak görüyor genel olarak. Ambient hip-hop diye bir terimi tercih eder sanırım :). Midnight in a perfect world şarkısı da bu tanıma, kelime bazında düşünülünce çok güzel uyuyor.
DJ Shadow'u bence en çekici yapan şey ise, gerçek bir müzik dinleyicisi olması. günümüzde müziği dinlemeden müzik yapan kişilerle çevrili etrafımız ne yazık ki (!). DJ Shadow, gerçek bir müzik aşığı, müziğe değer veren ve bunu aktaran birisi. Plakların arasında bodrum katlarında geçirdiği saatler, çok geniş bir müzik ilgisi ve bilgisi... ürettiği şarkılarda yaratacılığı da geri planda kalmıyor çoğunlukla.
UNKLE, onun bir dönem içinde yer aldığı, çok iyi sonuç üretebilmiş bir proje olarak değerlendirilebilir. Psyence Fiction isimli, çoğu DJ Shadow'un ürünü olan albüm, türü takip edenlerin favori albümlerinden birisi. Bu ilk albümde, DJ Shadow, etkisini bariz şekilde hissettiriyor. Sonuçta Unkle = DJ Shadow diye tanımlamak, sadece onun projedeki etkisini vurgulamak için düşünülebilir. UNKLE'ın 2. albümü incelenirse, hip-hop ve trip-hop'tan uzaklaşıldığı zaten farkedilebilir. Biraz daha dans'a kayar, daha rahat dinlebebilir, o yoğun karanlık havasından kurtulmuştur, ama güzel şarkılar barındırdığı da gerçektir, (Psyence FictioN'da yer alan Bloodstains de tüylerimi diken diken eder, belirtmeden geçmeyeyim.)
Son olarak, DJ Shadow'un son albümündeki tarz değişikliğini pek beğenemediğimi de belirtmem gerekir. İlk albümü Endtroducing'teki her biri çok iyi yerleşmiş, etki bırakan, en kısa tabiriyle "derin, karanlık" şarkılardan pek eser yok. kendisi de bunun farkında, "zaten önceden yaptığım şeyi neden tekrarlamaya devam edeyim" ki diyor, ve ekliyor: "sanatçının mı, yoksa albümün mü fanı olduğunuza karar verin". her zaman yenilik peşinde olması da açıkçası benim açımdan sorun değil:) umudumu, DJ Shadow'un bir sonraki albümde Outsider'da gerçekleştirdiği işlerden uzaklaşacağı fikrine saklıyorum.
aDiL
.. ilk mesajda da bahsedilmiş Midnight in a perfect world şarkısından. bu başlığa cevap girmek için heyecanla açarken, bu şarkıdan çoktan bahsedilmiş olacağını düşünmemiştim :)
saatlerdir midnight in a perfect world'ü dinliyorum.
şarkının güzelliğini anlatmak için söz bulmak çok zor. saatlerce aynı şarkıyı dinlemeye devam edebilirim. az sonra bilgisayarı kapatınca 2-3 kere daha dinlesem anca yetecek:)
biraz da bilgi ekleyeyim başlığa:
kendisi trip-hop olarak bir tür tanımlanmasını hiç sevmiyormuş. Hip-hop kültürüne çok yakın yaşamış birisi olarak, sanırım kendini hip-hop'un bir yorumcusu olarak görüyor genel olarak. Ambient hip-hop diye bir terimi tercih eder sanırım :). Midnight in a perfect world şarkısı da bu tanıma, kelime bazında düşünülünce çok güzel uyuyor.
DJ Shadow'u bence en çekici yapan şey ise, gerçek bir müzik dinleyicisi olması. günümüzde müziği dinlemeden müzik yapan kişilerle çevrili etrafımız ne yazık ki (!). DJ Shadow, gerçek bir müzik aşığı, müziğe değer veren ve bunu aktaran birisi. Plakların arasında bodrum katlarında geçirdiği saatler, çok geniş bir müzik ilgisi ve bilgisi... ürettiği şarkılarda yaratacılığı da geri planda kalmıyor çoğunlukla.
UNKLE, onun bir dönem içinde yer aldığı, çok iyi sonuç üretebilmiş bir proje olarak değerlendirilebilir. Psyence Fiction isimli, çoğu DJ Shadow'un ürünü olan albüm, türü takip edenlerin favori albümlerinden birisi. Bu ilk albümde, DJ Shadow, etkisini bariz şekilde hissettiriyor. Sonuçta Unkle = DJ Shadow diye tanımlamak, sadece onun projedeki etkisini vurgulamak için düşünülebilir. UNKLE'ın 2. albümü incelenirse, hip-hop ve trip-hop'tan uzaklaşıldığı zaten farkedilebilir. Biraz daha dans'a kayar, daha rahat dinlebebilir, o yoğun karanlık havasından kurtulmuştur, ama güzel şarkılar barındırdığı da gerçektir, (Psyence FictioN'da yer alan Bloodstains de tüylerimi diken diken eder, belirtmeden geçmeyeyim.)
Son olarak, DJ Shadow'un son albümündeki tarz değişikliğini pek beğenemediğimi de belirtmem gerekir. İlk albümü Endtroducing'teki her biri çok iyi yerleşmiş, etki bırakan, en kısa tabiriyle "derin, karanlık" şarkılardan pek eser yok. kendisi de bunun farkında, "zaten önceden yaptığım şeyi neden tekrarlamaya devam edeyim" ki diyor, ve ekliyor: "sanatçının mı, yoksa albümün mü fanı olduğunuza karar verin". her zaman yenilik peşinde olması da açıkçası benim açımdan sorun değil:) umudumu, DJ Shadow'un bir sonraki albümde Outsider'da gerçekleştirdiği işlerden uzaklaşacağı fikrine saklıyorum.
aDiL
.. ilk mesajda da bahsedilmiş Midnight in a perfect world şarkısından. bu başlığa cevap girmek için heyecanla açarken, bu şarkıdan çoktan bahsedilmiş olacağını düşünmemiştim :)
20070505
Lounge - Chillout - Downtempo ... birkaç fikir.
ben de ona uzunca bir cevap atmış bulundum. Bu blogun konsepti içinde, yazıyı burada d arşivlemeye karar verdim. Bu blog için yazmayı çok istediğim geniş ölçekli yazılardan değil ne yazık ki, ama hayat koşulları ve gerçekler göz önüne alındığında, çok da kasmamak gerekli sanırım. İşte arşivlenecek o yazı:
(
The Cinematic Orchestra, Tosca, Bonobo, Zero 7, Télépopmusik, Plej, Murcof, Jazzanova ve Boards of Canada gibi isimler yazılmıştı benim mesajımdan önce, arada çok kopukluk olmasın diye belirteyim.
)
----------------------------------------------------
Dinlemesi, takip etmesi çok keyifli bahsedilen türler. Zaman zaman, verilen örnekler başka tarzlara da kayabiliyor. Tam olarak tanımı yapılabilirse fena olmaz bence :) ( "Sit back and relax" dışında :) ) Bir yandan da, bu türlerin güzelliğini, geniş yapılarının, çizilmemiş sınırlarının, birbirleri içine geçmiş olmalarının oluşturduğunu düşünmüyor değilim.
Öncelikle benim aklıma gelen diğer isimleri de ekleyeyim:
- Thievery Corporation (ilginç bir ikili, bahsettiğim genişliği en çok hissettiren isimlerden birisi, kendi çatısı altında başka isimleri toparlamış olması ve geniş diskografisi ile de ağırlıklarını ortaya koyuyor.)
- Zero 7 (zaten söylenmiş:))
- Lamb ( "hightempo" şarkılarındaki ritm yapısına hayranım, daha çok "trip"imsiler. "chillout" olarak değerlendirirsek: sağlamlar :) )
- Air
- Röyksopp
- Morcheeba
- Lemon Jelly (eğlenceli bir yaklaşımı var) -
Gotan Project (kimdir bunlar diyenler için: başlıktaki türleri tangoyla buluşturur. son dönemde ünleri artmaya başladı, NR1'de bile canlı konser dvd'lerini göstermişlerdi, şaşırmıştım.)
- Hotel Costes serisi ( Stéphane Pompougnac tarafından hazırlanan lounge türü hakimiyetindeki mixtapeler.bence çok iyi özet geçer bu türler hakkında. )
- Bonobo ve Cinematic Orchestra'dan bahsedilmiş. Ben bunlardan Ninja Tune'u anlarım:) Cinematic Orchestra bence burada adı geçen türleri karşılamıyor pek, ama hep benzer şekilde tanımlandığını gördüm. (mutlaka dinlenmesi gereken, egolardan uzak, mükemmel müziği yapan bir grup. duymayanlara şiddetle öneririm. daha çok işin jazz tarafındalar, ama kolay dinlenebilirlikten bir şey kaybetmeden.) Konuyu dağıtmadan, Ninja Tune kataloğunda bu tarzlarda başka isimler de var. The Herbaliser, Funki Porcini, benim şimdilik dikkatimi çeken bir isim mesela. Ninja Tune'daki diğer DJ'lere de kulak verilmeli sanırım.
- Boards Of Canada için de işin daha çok IDM (Intelligent Dance Music) tarafında olduklarını söyleyebilirim. Etraflarından, sokaklardan toparladıkları sesleri tanımlanamayacak formlara sokup, dahiyane şekilde kullanıyorlar müziklerinde. Müzik kalıplarınızı yok edebilirler eğer izin verirseniz. Downtempo işler yapıyorlar genelde, ve bir şekilde chillout için de dinlenebilirler.
Bu tarzlara bi' ucundan başlamak isteyenler için: Nasıl, nereden başlanacağı biraz kafa karıştırabilir. tutuverin bir ucundan, sağlam prodüksiyonlar, yerli yerine oturmuş sesler, zaman zaman deneysel tatlar dinlemek herkesin hakkı olmalı :) en önemlisi farklı isimleri keşfetmekten vazgeçmemek, eğer hala aranılan bulunamamış olsa bile. diğer olasılık olarak, "İşte bu" diyorsanız dinlediğinizde, zaten bu türlerin sizi daha da içine çekeceği kesindir.
ha bir de, istanbul'da lounge fm var, netten de yayınlarını takip edebilirsiniz, ama ne yazık ki düşük kbps değerleriyle :( İstanbul'da olsam dedirten radyolardan birisidir kendileri. Bi ucundan başlamak için, ve güzel müzik dinlemek için, tercih edilebilecek yöntemlerden birisi loungefm.
-------------------
İşte durum kısaca böyle. kısaca, adı bilinen, sıkça takip edilen bazı grupların üzerinden geçmiş oldum. her ne kadar amaç arşivlemek de olsa, birilerine yardımcı olursa burada yazılanlar, elbette mutlu olurum. oturduğum yerden anlamsızca konuşmayı çok sevmiyorum. çevrede "dayatılan" müzikten kurtulmak için bir yol olark görürsünüz yazdıklarımı umarım. anlattıklarımdan daha çok şeyi merak ediyorsanız, neler istediğinizi belirtirseniz yardımcı olmak isterim. Yok, benim bu konularda anlatmak istediklerim var diyorsanız, kapım her zaman açık :)
(
The Cinematic Orchestra, Tosca, Bonobo, Zero 7, Télépopmusik, Plej, Murcof, Jazzanova ve Boards of Canada gibi isimler yazılmıştı benim mesajımdan önce, arada çok kopukluk olmasın diye belirteyim.
)
----------------------------------------------------
Dinlemesi, takip etmesi çok keyifli bahsedilen türler. Zaman zaman, verilen örnekler başka tarzlara da kayabiliyor. Tam olarak tanımı yapılabilirse fena olmaz bence :) ( "Sit back and relax" dışında :) ) Bir yandan da, bu türlerin güzelliğini, geniş yapılarının, çizilmemiş sınırlarının, birbirleri içine geçmiş olmalarının oluşturduğunu düşünmüyor değilim.
Öncelikle benim aklıma gelen diğer isimleri de ekleyeyim:
- Thievery Corporation (ilginç bir ikili, bahsettiğim genişliği en çok hissettiren isimlerden birisi, kendi çatısı altında başka isimleri toparlamış olması ve geniş diskografisi ile de ağırlıklarını ortaya koyuyor.)
- Zero 7 (zaten söylenmiş:))
- Lamb ( "hightempo" şarkılarındaki ritm yapısına hayranım, daha çok "trip"imsiler. "chillout" olarak değerlendirirsek: sağlamlar :) )
- Air
- Röyksopp
- Morcheeba
- Lemon Jelly (eğlenceli bir yaklaşımı var) -
Gotan Project (kimdir bunlar diyenler için: başlıktaki türleri tangoyla buluşturur. son dönemde ünleri artmaya başladı, NR1'de bile canlı konser dvd'lerini göstermişlerdi, şaşırmıştım.)
- Hotel Costes serisi ( Stéphane Pompougnac tarafından hazırlanan lounge türü hakimiyetindeki mixtapeler.bence çok iyi özet geçer bu türler hakkında. )
- Bonobo ve Cinematic Orchestra'dan bahsedilmiş. Ben bunlardan Ninja Tune'u anlarım:) Cinematic Orchestra bence burada adı geçen türleri karşılamıyor pek, ama hep benzer şekilde tanımlandığını gördüm. (mutlaka dinlenmesi gereken, egolardan uzak, mükemmel müziği yapan bir grup. duymayanlara şiddetle öneririm. daha çok işin jazz tarafındalar, ama kolay dinlenebilirlikten bir şey kaybetmeden.) Konuyu dağıtmadan, Ninja Tune kataloğunda bu tarzlarda başka isimler de var. The Herbaliser, Funki Porcini, benim şimdilik dikkatimi çeken bir isim mesela. Ninja Tune'daki diğer DJ'lere de kulak verilmeli sanırım.
- Boards Of Canada için de işin daha çok IDM (Intelligent Dance Music) tarafında olduklarını söyleyebilirim. Etraflarından, sokaklardan toparladıkları sesleri tanımlanamayacak formlara sokup, dahiyane şekilde kullanıyorlar müziklerinde. Müzik kalıplarınızı yok edebilirler eğer izin verirseniz. Downtempo işler yapıyorlar genelde, ve bir şekilde chillout için de dinlenebilirler.
Bu tarzlara bi' ucundan başlamak isteyenler için: Nasıl, nereden başlanacağı biraz kafa karıştırabilir. tutuverin bir ucundan, sağlam prodüksiyonlar, yerli yerine oturmuş sesler, zaman zaman deneysel tatlar dinlemek herkesin hakkı olmalı :) en önemlisi farklı isimleri keşfetmekten vazgeçmemek, eğer hala aranılan bulunamamış olsa bile. diğer olasılık olarak, "İşte bu" diyorsanız dinlediğinizde, zaten bu türlerin sizi daha da içine çekeceği kesindir.
ha bir de, istanbul'da lounge fm var, netten de yayınlarını takip edebilirsiniz, ama ne yazık ki düşük kbps değerleriyle :( İstanbul'da olsam dedirten radyolardan birisidir kendileri. Bi ucundan başlamak için, ve güzel müzik dinlemek için, tercih edilebilecek yöntemlerden birisi loungefm.
-------------------
İşte durum kısaca böyle. kısaca, adı bilinen, sıkça takip edilen bazı grupların üzerinden geçmiş oldum. her ne kadar amaç arşivlemek de olsa, birilerine yardımcı olursa burada yazılanlar, elbette mutlu olurum. oturduğum yerden anlamsızca konuşmayı çok sevmiyorum. çevrede "dayatılan" müzikten kurtulmak için bir yol olark görürsünüz yazdıklarımı umarım. anlattıklarımdan daha çok şeyi merak ediyorsanız, neler istediğinizi belirtirseniz yardımcı olmak isterim. Yok, benim bu konularda anlatmak istediklerim var diyorsanız, kapım her zaman açık :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)