20070507

Midnight in a perfect world

(başka kaynaklara yazdığım yazıları arşivlemeye devam...)

saatlerdir midnight in a perfect world'ü dinliyorum.

şarkının güzelliğini anlatmak için söz bulmak çok zor. saatlerce aynı şarkıyı dinlemeye devam edebilirim. az sonra bilgisayarı kapatınca 2-3 kere daha dinlesem anca yetecek:)

biraz da bilgi ekleyeyim başlığa:

kendisi trip-hop olarak bir tür tanımlanmasını hiç sevmiyormuş. Hip-hop kültürüne çok yakın yaşamış birisi olarak, sanırım kendini hip-hop'un bir yorumcusu olarak görüyor genel olarak. Ambient hip-hop diye bir terimi tercih eder sanırım :). Midnight in a perfect world şarkısı da bu tanıma, kelime bazında düşünülünce çok güzel uyuyor.

DJ Shadow'u bence en çekici yapan şey ise, gerçek bir müzik dinleyicisi olması. günümüzde müziği dinlemeden müzik yapan kişilerle çevrili etrafımız ne yazık ki (!). DJ Shadow, gerçek bir müzik aşığı, müziğe değer veren ve bunu aktaran birisi. Plakların arasında bodrum katlarında geçirdiği saatler, çok geniş bir müzik ilgisi ve bilgisi... ürettiği şarkılarda yaratacılığı da geri planda kalmıyor çoğunlukla.

UNKLE, onun bir dönem içinde yer aldığı, çok iyi sonuç üretebilmiş bir proje olarak değerlendirilebilir. Psyence Fiction isimli, çoğu DJ Shadow'un ürünü olan albüm, türü takip edenlerin favori albümlerinden birisi. Bu ilk albümde, DJ Shadow, etkisini bariz şekilde hissettiriyor. Sonuçta Unkle = DJ Shadow diye tanımlamak, sadece onun projedeki etkisini vurgulamak için düşünülebilir. UNKLE'ın 2. albümü incelenirse, hip-hop ve trip-hop'tan uzaklaşıldığı zaten farkedilebilir. Biraz daha dans'a kayar, daha rahat dinlebebilir, o yoğun karanlık havasından kurtulmuştur, ama güzel şarkılar barındırdığı da gerçektir, (Psyence FictioN'da yer alan Bloodstains de tüylerimi diken diken eder, belirtmeden geçmeyeyim.)

Son olarak, DJ Shadow'un son albümündeki tarz değişikliğini pek beğenemediğimi de belirtmem gerekir. İlk albümü Endtroducing'teki her biri çok iyi yerleşmiş, etki bırakan, en kısa tabiriyle "derin, karanlık" şarkılardan pek eser yok. kendisi de bunun farkında, "zaten önceden yaptığım şeyi neden tekrarlamaya devam edeyim" ki diyor, ve ekliyor: "sanatçının mı, yoksa albümün mü fanı olduğunuza karar verin". her zaman yenilik peşinde olması da açıkçası benim açımdan sorun değil:) umudumu, DJ Shadow'un bir sonraki albümde Outsider'da gerçekleştirdiği işlerden uzaklaşacağı fikrine saklıyorum.

aDiL

.. ilk mesajda da bahsedilmiş Midnight in a perfect world şarkısından. bu başlığa cevap girmek için heyecanla açarken, bu şarkıdan çoktan bahsedilmiş olacağını düşünmemiştim :)

20070505

Lounge - Chillout - Downtempo ... birkaç fikir.

ben de ona uzunca bir cevap atmış bulundum. Bu blogun konsepti içinde, yazıyı burada d arşivlemeye karar verdim. Bu blog için yazmayı çok istediğim geniş ölçekli yazılardan değil ne yazık ki, ama hayat koşulları ve gerçekler göz önüne alındığında, çok da kasmamak gerekli sanırım. İşte arşivlenecek o yazı:

(
The Cinematic Orchestra, Tosca, Bonobo, Zero 7, Télépopmusik, Plej, Murcof, Jazzanova ve Boards of Canada gibi isimler yazılmıştı benim mesajımdan önce, arada çok kopukluk olmasın diye belirteyim.
)

----------------------------------------------------

Dinlemesi, takip etmesi çok keyifli bahsedilen türler. Zaman zaman, verilen örnekler başka tarzlara da kayabiliyor. Tam olarak tanımı yapılabilirse fena olmaz bence :) ( "Sit back and relax" dışında :) ) Bir yandan da, bu türlerin güzelliğini, geniş yapılarının, çizilmemiş sınırlarının, birbirleri içine geçmiş olmalarının oluşturduğunu düşünmüyor değilim.

Öncelikle benim aklıma gelen diğer isimleri de ekleyeyim:
- Thievery Corporation (ilginç bir ikili, bahsettiğim genişliği en çok hissettiren isimlerden birisi, kendi çatısı altında başka isimleri toparlamış olması ve geniş diskografisi ile de ağırlıklarını ortaya koyuyor.)
- Zero 7 (zaten söylenmiş:))
- Lamb ( "hightempo" şarkılarındaki ritm yapısına hayranım, daha çok "trip"imsiler. "chillout" olarak değerlendirirsek: sağlamlar :) )
- Air
- Röyksopp
- Morcheeba
- Lemon Jelly (eğlenceli bir yaklaşımı var) -
Gotan Project (kimdir bunlar diyenler için: başlıktaki türleri tangoyla buluşturur. son dönemde ünleri artmaya başladı, NR1'de bile canlı konser dvd'lerini göstermişlerdi, şaşırmıştım.)
- Hotel Costes serisi ( Stéphane Pompougnac tarafından hazırlanan lounge türü hakimiyetindeki mixtapeler.bence çok iyi özet geçer bu türler hakkında. )
- Bonobo ve Cinematic Orchestra'dan bahsedilmiş. Ben bunlardan Ninja Tune'u anlarım:) Cinematic Orchestra bence burada adı geçen türleri karşılamıyor pek, ama hep benzer şekilde tanımlandığını gördüm. (mutlaka dinlenmesi gereken, egolardan uzak, mükemmel müziği yapan bir grup. duymayanlara şiddetle öneririm. daha çok işin jazz tarafındalar, ama kolay dinlenebilirlikten bir şey kaybetmeden.) Konuyu dağıtmadan, Ninja Tune kataloğunda bu tarzlarda başka isimler de var. The Herbaliser, Funki Porcini, benim şimdilik dikkatimi çeken bir isim mesela. Ninja Tune'daki diğer DJ'lere de kulak verilmeli sanırım.
- Boards Of Canada için de işin daha çok IDM (Intelligent Dance Music) tarafında olduklarını söyleyebilirim. Etraflarından, sokaklardan toparladıkları sesleri tanımlanamayacak formlara sokup, dahiyane şekilde kullanıyorlar müziklerinde. Müzik kalıplarınızı yok edebilirler eğer izin verirseniz. Downtempo işler yapıyorlar genelde, ve bir şekilde chillout için de dinlenebilirler.

Bu tarzlara bi' ucundan başlamak isteyenler için: Nasıl, nereden başlanacağı biraz kafa karıştırabilir. tutuverin bir ucundan, sağlam prodüksiyonlar, yerli yerine oturmuş sesler, zaman zaman deneysel tatlar dinlemek herkesin hakkı olmalı :) en önemlisi farklı isimleri keşfetmekten vazgeçmemek, eğer hala aranılan bulunamamış olsa bile. diğer olasılık olarak, "İşte bu" diyorsanız dinlediğinizde, zaten bu türlerin sizi daha da içine çekeceği kesindir.

ha bir de, istanbul'da lounge fm var, netten de yayınlarını takip edebilirsiniz, ama ne yazık ki düşük kbps değerleriyle :( İstanbul'da olsam dedirten radyolardan birisidir kendileri. Bi ucundan başlamak için, ve güzel müzik dinlemek için, tercih edilebilecek yöntemlerden birisi loungefm.

-------------------

İşte durum kısaca böyle. kısaca, adı bilinen, sıkça takip edilen bazı grupların üzerinden geçmiş oldum. her ne kadar amaç arşivlemek de olsa, birilerine yardımcı olursa burada yazılanlar, elbette mutlu olurum. oturduğum yerden anlamsızca konuşmayı çok sevmiyorum. çevrede "dayatılan" müzikten kurtulmak için bir yol olark görürsünüz yazdıklarımı umarım. anlattıklarımdan daha çok şeyi merak ediyorsanız, neler istediğinizi belirtirseniz yardımcı olmak isterim. Yok, benim bu konularda anlatmak istediklerim var diyorsanız, kapım her zaman açık :)

20070409

rock şenliklerinden başlayarak...

istek üzerine yazdığım bu yazıyı da blogda arşivlemeye karar verdim.

hacettepe rock şenliği'ne olan hayranlığa bir de mehmet'in ilgisi eklenince, oturayım bazı yönlerden ele alayım dedim, kısaca. işte o yazı:
...

sen de mi mehmet :)

tamam, ben de şaşırdım ilk günün headlinerlarını görünce. bağlantıları
sağlam olan kişiler var hacettepe'de, onları da kendi alanlarındaki bu
başarı nedeniyle kutlamak lazım.

ama

günümüzde türkiye'de rock genel başlığı altında müzik üretebilen isim bulmak
neredeyse imkansızken, nasıl herhangi bir etkinlik çok sağlam olabilir ki?
mavi sakal bile gösterişte varlığını sürdürüyor sadece, son ürünlerinin
kalıcılığı yakında çıkacaktır ortaya (umarım). Kalan yeni çıkmış isimlerin
durumu ise daha vahim bence. nedenlerim var, sıkmayayım şimdi sizi. (mavi
sakal'ı vurgulamak gibi amacım yoktu, ama bir kere de olsa konserlerini
izlemiş bulundum, adamları bir daha dinlemek için kılımı bile kıpırdatmam.
ve bu isim geçmişiyle, gösterişiyle ilgi toplamaya devam ediyor, çünkü
sorgulayan yok. )

ayrıca üniversitelerin en büyük müzik etkinliği haline gelen "rock"
şenlikleri de ne yazık ki ilerici tavırlar sergileyemiyorlar. bu sefer, yeni
nesil rockla uyutulmaya çalışılıyor ( ne farkı var bunun "pop"la uyutmaktan
ey yeni nesil "rak"çılar? popülerleşen müzik basitleşiyor yanlış insanların
elinde. ) en temel sorun demin bahsettiğim ilerici grupların eksikliği
olabilir, ama onun da altında yatan neden bir talebin ve sonrasında farklı
bir kültürel ortamın oluşamamış olması. amatör, piyasaya çıkmaya çalışan
gruplar da kendi dinledikleri müzikler neyse onu aktarıyorlar ancak. bu
nedenle, eksik görgüleriyle türleri kopyalamaya çalışan gruplar etrafı
doldururken, sadece kendine has türlerini yaratabilmiş işler ortaya
koyabilen gruplar ve sağlam müzisyenler müzik üretmekte (şov yapmakta
değil!) ön plana çıkabiliyor (bakınız gevende, akın eldes, belki de
replikas ).

tekrarlıyorum, yabancı grup getirebilmeleri dışında (ve belki de iyi bir
metal günü hazırlamaları dışında, o gün uzak dursun benden) etkileyici
değildir. bence.

*aDiL

.. her güne "kıyak geçmiş" olsalardı, tek zihniyetin hakim olduğu,
yönlendirici bir şenlikten başka bir şey olmazdı.

20070403

konser kayıtları arşivi

yüzlerce grubun dinleyiciler tarafından alınmış konser kayıtlarını barındıran bir siteyi paylaşmak istiyorum. Gruplar tarafından alınmasına izin verilmiş, copyright sorunları olmayan kayıtlardır. içlerinde gerçekten çok iyi ses, müzik ve performans kalitesine sahip kayıtlar var. Dinleyiciler kayıtları cep telefonu gibi cihazlarla almıyor. bazı kayıtlar profesyonel cihazlarla/mikrofonlarla miks masasının ve sahnedeki sanatçıların desteğiyle alınıyor. Seste veri kaybı olmadan (lossless) indirebileceğiniz bu kayıtlar arasında, biraz araştırmayla çok güzel gruplar bulabilrsiniz, arşivdekilerin çoğu adı sanı duyulmamış gruplar olsa da.

http://www.archive.org/browse.php?collection=etree&field=%2Fmetadata%2Fcreator

Benim ilk önereceğim isim Ryan Adams. 2001-02-17 tarihli "Great American Music Hall"de gerçekleştirlimiş konseri önerebilirim, tek başına sahne aldığı ve çok içten bir performans gösterdiği bir konser olmuş bence, kesinlikle etki bırakacaktır üzerinizde. Ryan Adams kimdir peki. Kısaca alt-country/singer-songwriter olarak özetleyebilirim, hatta "şarkıcı/ şarkı yazarı" konseptini en başarılı uygulayan isimlerden birisi. Yazdığı sözlerle, anlattığı hikayelerle de ilgiyi hak ediyor. Bir senede (2005) 3 albüm (birisi double disc) çıkarabilecek kadar üretken bir müzisyen. oldukça çeşitli konseptlerde gerek kendi ismiyle, gerekse 1990'ların en önemli
gruplarından (pek bilinmese de) Whiskeytown adı altında pek çok albüm yayınladı. Bazı albümleri (RockNRoll gibi) sert elektro gitarlara sahipken, Whiskeytown döneminde alt-country'i tanımlayan işler yaptı viyolinde Caitlin Cary ile birlikte. Kısa dönemde çıkardığı pek çok albüme rağmen, her defasında müziği ve duyguları farklı bir noktadan tutabilmiş biri olarak
görüyorum kendilerini. Albümlerini paylaşmaktansa, gerçek yeteneğin görüldüğü canlı kayıtlara yönlendiriyorum sizi.

bildiğim ve en az bir konserinin kayıt kalitesi yüksek olduğu belirtilmiş olan grupları not ediyorum, yanlarına (*) koyduklarım özellikle dikkate değer gruplar bence. ilgilenen araştırsın:

* A Silver Mt Zion - Fly Pan Am - Godspeed You Black Emperor (post-rock, aynı kökene sahip grup olduklarından birleştirdim) (Godspeed de kendi türünü tanımlamış gruplardan birisi, her bünyeye göre değil belki de.)
Animal Collective
* Magnolia Electric - Songs: Ohia ( alt-country / folk )
Damien Rice
* Death Cab For Cutie (indie pop / indie rock)
Jack Johnson
* Mogwai (post-rock) ( highly recommended:) )
* Mono (post-rock)
Pelican ( post-rock / metal )
* Do Make Say Think (post-rock)
* Elliott Smith
Xiu Xiu

Not: post-rock dediklerim de birbirine benzemez, türleri aynı görünse de. Godspeed minimal ve oldukça uzun (15-20 dakika) kompozisyonlarıyla tanınır. A Silver Mt Zion, biraz daha derli toplu, takip edilebilir bestelere sahiptir, aralarda giren vokaller de olur. Mogwai'yi post-rock olarak tanımlamayı reddeden dinleyiciler olmasına rağmen, bence rock enstrümanlarını rock'tan farklı amaçlar için kullanan bir topluluktur. birkaç eski albümündeki yaklaşımlarıyla, post-rock tanımı hakkettiği söylenebilir. Mono, Mogwai'ye göre daha elektronik seslerden uzak kalmayı tercih eder, eski zamanlarında daha çok noise-rock'a kayıyorlardı, son dönemlerinde sakin melodik kısımlar ön planda şarkılarında. Daha sade tonlarla (delay'leri falan saymazsak tabi:) ) . Do Make Say Think de jaz'a yakınlaşmayı becerebilmiştir çeşitli albümlerinde. Genelde daha sakin, biraz da deneysel kompozisyonları vardır. Lütfen post-rock diyip geçmeyiniz :)

*aDiL

20070324

neden sessiz buralar

biliyorum pek işe yarayamıyor burada yazdıklarım. Çok şey anlatsam, takip edilmiyor diye üzülürdüm bu sefer, ama beni buraya çok sık yazmaktan bir şekilde alıkoyan nedenler var. Neler mi? Burada konu sadece müzik. Bildiğiniz gibi artık adımınızı attığınız her yerde müzik bulabiliyorsunuz internet üzerinde. Myspace deseniz, her türlü grup hakkına fikir edinmenizi sağlayabiliyor. Youtube'da istediğiniz klibe hatta canlı performanslara ulaşabilirken, wikipedia ve last.fm üzerinden sanatçının kim olduğunu, dahil olduğu akımları, benzer müzik üreten kişileri (bunu seven bunu da sevdi tadında) öğrenebiliyorsunuz. Albüm mi dinlemek istiyorsunuz, girin bir torrent sitesine, şanslıysanız diskografi karşınızda. Olmadı girin sevdiğiniz sağlam forumlardan birine, türlere göre istediğiniz gibi dolaşıp bilgi edinin (albüm indirip dinleyin=) ) ya da şu anda üzerinde yer aldığınız blog sistemindeki diğer kullanıcıları araştırın, mutlaka birileri albümü upload edip link verniştir blogunda. isterseniz taşınabilir müzik çalarınıza podcastleri atın, güncel haberleri dinleyerek takip edin. bütün bunları bir araya getirince, kısaca internetin nimetleri diyelim, artık bağımsız müziğe ulaşmak çok daha kolay. Belki sırf bu nedenle, ortalıkta dolanan her şeyi eleyip size en lezzetlilerini sunacak yerlere ihtiyaç var, ama herkesin de damak tadı aynı olmadığından bunu da en genel şekile halledebilmek olanaksız. Samimi bulmadıklarınızı eleyip, "a bunu ben de seviyordum, şurda bahsedilene de bir bakmalıyım o zaman" diyebileceğiniz, muhabbeti güzel siteler üzerindeki yazıalrı takip etmek yararlı oluyor. Dili Türkçe olan ve takip etmeye değer çok az yer var bence. Yan tarafta linki bulunan modernway blogu ekibi bir şeyler çıkartabiliyor ortaya. Indie müzik üretebilen gruplarımız parmak sayısını geçemiyorken, istanbul tabanlı fanzineler ya da çoğu arka planda kalan birkaç müzik dergisi umarım bazı kitlelerin ilgisini, çekebiliyor, onları bilinçlendirebiliyordur. Özel kitlelere hitap eden yerel radyolarımız da keşke daha çok olsa. bakınız istanbul'daki eksen, lounge fm, radiooxigen ya da ankaradaki tek dinlemeye değer radyo, RadyoOdtü'müz :) Ülkemizden çıkan, yazıda bahsetmediğim (bahsetmeyi unuttuğum -mümkün- veya farkında olmadığım) güzellikler varsa cevaplarınızı beklerim.

Sessizliğin nedenini tam olarak ortaya koymak gerekirse: ben buraya hiçbir şey yazmasam da, müziğe ulaşmak isteyen zaten amacına ulaşıyor. ( Bu "araştırmacı" kitleyi, bilinçli dinleyici olarak tanımlıyorum çoğunlukla.) Belki bilgileri edindiğimiz yerler gene bizden birileri tarafından hazırlanıyor, ama arkada daha geniş bir çevre oluyor çoğu zaman. tek kişi tarafından hazırlanan, geri bildirim veren, yeniliklere zorlayan takipçilere sahip olmayan, sadece etraftan toplama linklerle, yazılarla albüm download linkleri üzerine dayanmayan bir paylaşım ortamının ilgi çekmesi zor (umarım yanılmıyorumdur ). En kolayı aralarda sayfa renklensin diye youtube'dan video klipleri atmak, albüm tanıtmak bu tarz bloglarda. Neyse, onu bile yapamıyorum anlayacağınız :) Elime bazen çok fazla albüm geçiyor, bazen ne dinlesem bilemiyorum, bi albümü 1 hafta aralıksız dinleyemiyorum. Bu karmaşa içinde oturup yorum yazmaya çalışmak belki yavaşlamama neden olacağından bana da faydalı olabilir, değil mi? Hm, bi düşüneyim şu konuyu. Kendim için yazıyorum neyse ki:)

Madem bir mesaja başladım, haberlerle devam edeyim. Uluslararası İstanbul Film Festivali kapsamında düzenlenecek olan konserlerden birisi, keşke orda olabilsem dedirtti. :
http://www.iksv.org/film/basin_bulten.asp?cid=208#7
Elbow ve I Am Kloot sahne alıyor, konsept John Lennon şarkıları temeline dayandırılmış. Elbette kendi albümlerinden de şarkılar seslendirecekler. Ne diyeyim, ah keşke orda olabilsem :)

şimdilik bu kadar, yakın zaman içinde tekrar görüşmek üzere:)

aDiL

20070314

3 cover (ve birkaç cümle)

son dönemde dikkatimi çekmiş 3 cover'ı paylaşmak istedim. mp3leri yarın bölüm hesabıma koyacağım, linkler iletiye verilen bir cevapta olacak.

Şarkı: Mark Ronson featuring Alex Greenwald - Just
Ojinal Sanatçı: Radiohead
Paylaşma nedenim: bugunkü rock şenliği dahilinde sahneye çıkan bir grup sahnede bu şarkıyı yorumlamaya çalışmıştı. (önemli bulduğum birkaç nokta aşağıda)

The Quantic Soul Orchestra - Feeling Good
Orjinal Sanatçı: Anthony Newley and Leslie Bricusse. 1966 musikali The Roar of the Greasepaint-the Smell of the Crowd için yazılmış. (bu bilgiyi yeni öğrendim.)
Paylaşım nedenim: Şarkı bugün dikkatimi çekti. feeling good'un günümüz gençleri arasında popülerliğini sağlayan grup muse olmuştu, origin of symmetry albümü ve oldukça orjinal, grup yapısı içinde eritebildikleri bir yorumla. o kaydın dışında pek çok farklı yorumu bulunan bir şarkı Feeling Good. Paylaştığım şarkıya gelirsem: the quantic soul orchestra, kendini isminde özetleyen bir grup. soul. orchestra. the quantic isimli oluşumun bir alt ayağı gibi, türü kendi içinde özelleşmiş. ayrıntılı bilgi için: google, wikipedia, http://www.quantic.org/. fikir edinmek için mp3'ü dinleyebilirsiniz.

Elbow - Teardrop (canlı)
Orjinal Sanatçı: Massive Attack
Paylaşım nedenim: Biraz ender bulunur bir kayıt olduğunu düşünüyorum. 22 Eylül 2003 tarihli black sessions kayıtlarının ilk parçası. Teardrop'u sevenler için ayrı bir tad verebilir. Özellikle şarkıyı bu sefer erkek bir vokalden dinlemek biraz tedirginliğe sebep olabilir, kayıt kalitesinin yüksek olmamasından dolayı dinlerken çok akıcı gelmeyebilir. Elbow'la tanışmak için en iyi fırsat değil belki de. cover konseptine uyarak, sağlam brit/indie müzik yapabilen bir grubu tanıtmak istedim ilgilenenler için.

şimdi, bugünkü performanstan yola çıkıp, konuyu arada bir miktar dağıtıp birkaç cümle daha eklemek istiyorum bu yazıya:

Just'ı yorumlayan grubun adını vermekte sakınca görmüyorum: Well Behaved. Kendini indie/brit-pop/post-punk diye tanımlamışlar, coverladıkları grupları afişlerine gururla (?) koyuyorlar. Merak ediyordum, denk geldi, ilk defa izledim. Vardığım sonuç: Daha yaptıkları işin farkında olmayan bir grup. daha da genel gidecek olursam: eğer bu tarzları takip etmek istiyorsanız, türkiye'de çıkan her gruba rahatlıkla negatif önyargıyla yaklaşabilirsiniz, grubu izlediğinizde hayal kırıklığına uğramazsınız en azından. raindog bir bu iki. nokiasupersound'daki benzer şekilde kendini pazarlamaya çalışan gruplar deseniz, altyapı, yaratıcılık ve müzikal değerlendirmeden yoksun şeyler sunmaktan başka iş yaptıklarını görmedim (neredeyse tamamının). kopya bile olamıyorlar çoğu zaman, kendi özlerini yansıtmak nerde ... yok eğer
modern rock, hatta ve hatta post rock, müziği sevmiyorum diyorsanız, hala dinlemediğiniz iyi isimler veya kişisel müzik sınırlarınız vardır.

türkiye'deki bağımsız müzikle ilgili bir yazı okumuştum. bu yazıyı paylaşmak için uygun zaman olduğunu düşünüyorum. belki farklı bakış açıları kazanmanızı sağlayabilir. biraz taraflı, ama olan biten hakkında uzaktan da olsa fikir veriyor. ( özellikle istanbul tabanlı modern müziği türkiyeye taşıma amaçlı gruplar var, henüz bir kalite standartı oluşamamış olsa da ). Link

! türkiye'deki bağımsız müzik piyasasıyla ilgili en ufak bir kaynak biliyorsanız, bana iletebilirseniz çoook sevinirim. özellikle basılı medyayı merak ediyorum. dergiler, özel web siteleri, demo/split CD'ler ... . !

ayrıca eğer -rock genel başlığındaki- konserlere giden bir müzik dinleyiciyseniz, lütfen (!) azla yetinmeyin, kötü yorumları/performansları alkışlamayın. eğer parçadaki sesleri anlayamıyorsanız, bütünlük yoksa, kompozisyon yoksa, boşuna kendinize eziyet etmeyin, illa grubu destekliycez diye yırtınmayın. tekrardan söylüyorum: alkışlamayın! biraz kalite aramak
sizin de hakkınız. karşınızdaki kişilerin müzisyen olması gerektiğini unutmayın. onların görevi en iyi performansı sergilemek. ses sistemindeki genel sorunlar için belki grubu kötülemeye gerek yok, ancak bu noktada da işin başında (organizasyonda) sorunları çözebilen kişiler olmasını dilemek de aynı şekilde sizin hakkınız. eğer dinlediğiniz müziğin kültüründe vurdumduymazlık/basit cümlelerle anlatım oluşturmak yoksa (olabilir, bence bir nevi yaklaşımdır, samimi olduğu sürece isteyen yapsın, isteyen takip etsin) yanlışlıklara göz yummamalısınız. eğer boş vakit geçirmek için kullanmıyorsanız böyle aktiviteleri, mutlaka seçici davranın !

ODTÜ MT hakkında fazla bir şey demek istemiyorum. Eminim ki sahneye çıkacak kalitede grup bulmakta bile zorlanıyorlardır.

*aDiL

20070221

Yabancı indie sahnesinde bir Türk ismi: Adem İlhan

birkaç dakika önce, bir Türk ismini keşfettim: Adem İlhan. Bu ismi nereden bulduğuma gelirsem:
Four Tet , son zamanlardaki favorilerimden birisi. Post/rock, electronica, experimental yönleri birleştiren, "tek kişiden" (Kieran Hebden) oluşan bir proje. Akustik enstürmanları kullanması, ama bir yandan da müziği tamamen bilgisayara dayandırıyor olması, beni uzun süre etkileyecek gibi. Bu kişinin ilk işi ise "Fridge" adında bir post-rock grubu. Grup, 3 okul arkadaşından oluşuyormuş. Fridge elemanları, geçen süre içinde eğitimlerine devam etmiş, aralarda bazıları solo işler yapmış. Şu anda bu solo işleri ve Fridge albümlerini bulmaya/dinlemeye çalışıyorum ağırlıkla. Bu grubun içinde yer alan diğer isimlerden birisi kim dersiniz? Konuyu bağlamam gerektiğine göre, Adem İlhan olmalı.

Bir diğer benim için ilginç nokta da, birkaç gün önce mp3 çalarımda Adem isimli birinin mojo pin kaydını görmüş olmamdı. Jeff Buckley ve Tim Buckley Tribute albümünde yer alan bir şarkı, ismi ilk sıraya yerleşince dikkatimi çekiyordu, hep "Türk değildir, benzerliktir" diye düşünüyordum. Öyle değilmiş, Bu şarkı, Adem İlhan'ın yaptığı bir kayıtmış. şimdi oturup merakla dinledim. Akustik gitar ve farklı vurgularla yorumlamış, güzel olmuş ilk dinlememe göre.

Kendisiyle ilgili kısa zamanda karşıma çıkan başka bir bilgi de şu şekilde: Başta elektronik tabanlı çalışan birisi olup (Fridge, son döneminde yoğun sample kullanımlarıyla göze çarpan bir grupmuş) sonradan bu şekilde elektroniğe kaymasını da bir kaza olarak tanımlamış, ama sonrasında da özünü bulmuş.

Bu "scene" içinde Türk isimler rastlamak, kesinlikle çok heyecanlandırıcı oluyor, değil mi?

*aDiL

20070214

Jeff Buckley - Live at Sin-é kayıtları

Bugün, Live at Sin-é kayıtlarını dinlediğim ilk gün. Tekrardan Jeff Buckley'in gücünü hissettim. 2003 yılında çıkan ve 2CD içeren Legacy Edition adı altında yayınlanan versiyonu, -şu ilk kez dinlediğim anlarda bile- yeri asla doldurulamayacak bir albüm olduğunu anlatabiliyor.

Sadece gitarı, sesi ve bunları kontrol eden ruhu yer alıyor bu canlı kayıtlarda. Albümün bir kısmı Jeff Buckley'in seyircilerle kurduğu sohbet/diyaloglardan oluşuyor, son derece samimi, insanı sıkmayan, zaman zaman gülümseten, zaman zaman hüzünlendiren anlar bence. Kalanı, daha önce yayınlanmamış olan pek çok cover (hiçbirini tanımıyordum öncesinde.) ve Grace'de yer alan unutulmaz şarkılarının birkaçı. Monologlar, bu şarkıların süresinden çalmışa benzemiyor. Bu albümde yer alan yaklaşık 20 şarkı, müzik beklentilerinizi karşılayacaktır mutlaka. Bu albümün yerini doldurulmaz yapacak olan şey, eğer birkaç saat boyunca Jeff Buckley'in sesini efsane Hallelujah şarkısındaki duyguda, ve gitarını tüm odayı dolduran temiz ruhuyla dinlemek istediğimde tercih edeceğim bir albüm olacak olması.

Kulağınızda sadece Jeff Buckley'nin anlattıkları, sanki kendinizi "orada" hissedercesine yakınınızda. İnsan bazen daha fazla ne isteyebilir ki?

20070201

DJ Shadow _ Endtroducing... ( ve sorular)

bugün, başlıkta adı geçen albümü dinlemeye başladım. çok akıcı bir albüm, önceden UNKLE'ı oldukça seven biri olarak, aradığım/beklediğim/(belki de ihtiyaç duyduğum) bir albüm.

Guiness'te "tamamen samplelardan oluşan ilk albüm" olarak yer alıyormuş. yani, albümde kullanılan tüm şarkılar/besteler, bir şekilde başka parçalardan alınmış örnek seslerin kullanılmasıyla oluşturuluyor. 90'ların en önemli albümlerinden birisi, DJ Unkle'ın ise yayınladığı ilk LP'si. nasıl o samplelardan bu güzellikte bir bütün yaratabilmiş, çözemiyorum. Scratch'le üzerinde oynanmış vokal örneklerini seçebiliyorum aralarda, o kadar :) ne beklemilisiniz peki albümden? UNKLE'i biliyorsanız, benzer beatler bekleyebilrsiniz, trip-hopun biraz hüzünlü havasını bekleyebilrsiniz, asla abartı kullanılmamış scratch'ler bekleyebilrsiniz, zaman zaman düşük tempolu, ama hala güçlü sesler bekleyebilirsiniz. eğer ritm tabanlı müziklere alışık değilseniz, başta garip gelebilir. basit ritmler beklenmemesi gerektiği, prodüksiyonda bu alanın odak noktası olmasından tahmin edilebilir. elbette ki yetenekli kişiler en iyi ve orjinal eserleri yaratacaktır, kullanılan ekipmanlardan ve yöntemlerden bağımsız olarak.

DJ Shadow'un tam bir plak manyağı olduğunu bir belgeselde hayranlıkla öğrenmiştim. gittiği şehirdeki plak satan dükkanları teker teker tesbit ettiği, bazılarının alt depolarındaki binlerce plak arasında saatlerce vakit geçirdiğini, başka insanlar, djler o dükkanlara ulaşamasın diye şehirdeki telefon kulübelerindeki rehberlerden o dükkanların telefonlarını içeren sayfaları yırttığı söyleniyordu. böyle davranan bir insandan sıradışı işler beklenmeli bence. jazdan, hip-hop'a, soul'a, rock'a bir çok türde şarkıdan örnekler kullanmış. yarattığı tür ise, ....., dinleyin, ve görün. internetten bulmak zor değil. işinizi zorlaştırmadan benim kullandığım linki veriyim, high quality vbr, 2 cd, her zip ayrı açılabiliyor.)

Disc 1
Disc 2
( upload eden kişi her kimse teşekkür ediyorum. )


alttaki linkte bu albümde kullanılan samplelarla ilgili bilgiler de bulunuyor. benim sorum da burda başlıyor aslında :)

o girdideki "entroducing: " başlığının altında yazan şarkılardan birkaçına sahip birilerin var mı?

ikinci sorum da breakbeat nasıl üretilir :) bir yerde bu konuyla ilgili yazılara denk gelmişsinizdir belki.

(sonradan gelen not :) wikipedia yardıma yetişir:
.... The only piece of kit Shadow used to produce the album is the AKAI MPC60 12bit sampling drum machine.
Şu anda 2 adet akai mpc3000 kullanıyormuş, bir laptop, pro tools, pitch transposer. daha ne olsun :)
Sanırım breakbeatleri burdan elde ediyor. Breakbeatlerle ilgili bilgisi olanların hala yardımına ihtiyacım var. )

teşekkürler.

*aDiL

.. the stage is set.
.. listen to this, just..listen to this, just..listen

.. fruity loops'taki örnekler işe yarar mı acaba :) sequencerlar, looplar, ritm işini halleder gibi.

20070102

Archive Türkiye'de

Yazılar arasındaki arayı çok uzatmadan size güzel bir konser haberini iletmek istiyorum:

Önemli trip-hop / post-noise-alternative- rock / electronica / indie gruplarından Archive, Türkiye'ye geliyor. ( aDiL: Tür tanımlamayı beceremediğimin kanıtı olarak alabilirsiniz bu cümleyi )

Konser şehirleri: 23 Ocak'ta Eskişehir, 24 Ocak'ta İstanbul.
Sitelerinde konserlerle ilgili bilgileri içeren sayfa:
http://www.archives-archive.com/archive-staging/category/news/


Ve biraz geyik yapayım kendimce:

Siteyi sık aralıklarla güncellemek amacındayım, ancak ne yazık ki bazı planlanmış yazılarımda istediğim seviyeye ulaşmaya önem vermem nedeniyle sessiz melodinin uzun süre sessiz kalmasından çekiniyorum. Bunu engellemek için aralarda kısa yazlar ve öneriler de ekleyebilirim. Aklımda şekillenmesine çalıştığım bazı konular sonraki cümlelerde gizsiz anlatımlarla yer almaktadır. ( aDiL: buraya yazdım, söz verdim, yapalıyım diyerek kendimi isteklendirmek ve zaman yaratabilmek için bir nottur ) post-rock hakkında kişisel fikirlerimi içerecek bir yazı yazmak, wibutee grubu hakkında izlenimlerimi aktarmak ve elbette Archive'ı ve 6 albümlerini iyice sindirip bi özet geçmek. Dahası da daha vardı aklıma zaman zaman gelen, unutmuşum, kusura bakmayın.

aDiL